Thesauros Mitoloji Yedi Uyurlar

Yedi Uyurlar

Yedi Uyurlar

Efes’te inançları uğruna Panayır Dağı'ndaki bir mağaraya sığınan yedi genç ile köpekleri Kıtmir, yüzyıllar süren kutsal bir uykunun huzuruna daldılar.

Efes’in kadim kalıntıları arasında dolaşırken Yedi Uyurlar mağarasına uğramamak, toprağın hafızasına sırt çevirmek gibidir; zira Efes’in kızgın güneşi altında balla ağırlaşan incir ağaçları bile, iktidarın hükmünü yitirdiği sessiz köşelerin fısıltısını taşır insana.

Çok eski zamanlarda, Roma’nın mutlak boyunduruğuna ve Decius’un kılıcına biat etmeyi reddeden yedi genç –Yemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş ve köpekleri Kıtmir– sığındıkları bu mağarada, kentin otoritesinden bağımsız bir varoluşu aradılar. Paulus ve Yuhanna’nın vaazları kentin zihnine sızarken, bir zamanlar Amazon tanrıçanın bereketli toprağı olan Efes’in, Artemis tapınağını devasa bir bankaya dönüştüren elitlerin denetimine girmesi, yoksulu mülksüz kılmıştı. Devletin eli, denizaşırı uzaklıktaki Roma’dan kentin her hücresine hükmediyor, puta tapmayan her özgür iradeyi bir tehdit olarak görüp yok ediyordu. Mağara kapısına dikilen Kıtmir, aslında dışarıdaki o kapalı ve zorba nizamın içeri sızmaması için kurulan en masum nöbetçiydi.

Yüzyıllar süren o karanlık uykudan, Mernuş’un elinde artık hiçbir kıymeti kalmamış eski bir sikkeyle şehre inmesi sonucu uyandılar. Mernuş, Mermer caddeye çıktığında, karşılaştığı haçlar ve değişen hiyerarşiler, tahakkümün sadece adının veya sembollerinin değiştiğini, bir imparatorun yerini başkasının aldığını gösteriyordu. Fırıncıdan polis memuruna, başpapazdan İkinci Theodosius’a kadar herkes, sistemin çarklarını yeniden işletmek ve mucizeyi kutsal bir statüyle evcilleştirerek kontrol altına almak peşindeydi. İmparatorun mağaraya gelişi, bir lütuf gibi görünse de aslında bu yedi gencin sivil itaatsizlik eyleminin, iktidarın kutsal kalkanıyla örtülüp etkisizleştirilmesinden başka bir şey değildi. Kutsanan her şey, sistemin bir parçası haline getirilir; Yemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş, Kefeştatayuş ve Kıtmir, bir daha uyanmamak üzere kendi sessizliklerine geri döndüler; zira özgürlük, ancak iktidarın gölgesinden tamamen çıkıldığında anlam kazanabilirdi.
Silenos
Gelin yamacıma, şöyle incir ağaçlarının gölgesine ilişin. Bakmayın benim aksakallı, biraz da yorgun olduğuma; bu toprakların her taşı bir dert anlatır, her rüzgarı bir masal fısıldar. Efes demişken, Panayır Dağı’nın o serin mağarasını bilir misiniz? Güneş orada başka bir ışır, sanki zamanın kendi bile yorulup orada bir şekerleme yapmak ister.

Vaktiyle, gökyüzü sakinlerinin yeryüzündeki yollarını şaşırdığı, ortalığın biraz karıştığı zamanlardı. O devirde Efes’te hayat, altın hırsıyla yanıp tutuşan Artemis tapınağının gölgesinde pek bir zordu. Yoksulun nefes alması güç, adalet ise unutulmuş bir efsaneydi. İşte tam o günlerde, gönüllerinde İsa’nın sevgisini taşıyan yedi genç adamYemliha, Mislina, Mürselina, Mernuş, Tebernuş, Sazenuş ve Kefeştatayuşve yanlarından bir an olsun ayrılmayan sadık köpekleri Kıtmir, başlarına geleceklerden habersiz, o mağaranın yolunu tuttular.

Zorba bir imparator olan Decius, kendi kurallarını gökyüzünün kanunlarından üstün tutar, itaat etmeyenin ensesinde boza pişirirdi. Gençler kaçmaktan başka çare bulamadılar. Mağaraya girdiler, girişi koca kayalarla kapattılar; Kıtmir ise sanki bir tanrıça muhafızıymış gibi kapıya gerildi. Sonra ne mi oldu? Gözlerine bir uyku düştü ki, hani o içtiğiniz üzüm şırasının tatlı rehaveti bile yanında hafif kalır.

Yıllar birbirini kovaladı, yüzyıllar geçti. Şehirler değişti, diller unutuldu, Roma’nın o acımasız kılıç şakırtıları dindi. Bir sabah, bir çoban mağaranın ağzındaki kayanın kımıldadığını gördü. İçeri süzülen güneş ışığı, uyuyanları yüzyıllar süren o derin düşten uyandırdı. Mernuş, karnı acıktığı için bir ekmek alma görevini üstlendi. Elinde eski zamanlardan kalma bir bakır parayla şehre indiğinde, her şeyin bambaşka olduğunu gördü. Artemis’in ihtişamı gitmiş, yerini başka inançların simgeleri almıştı.

Fırına girdi, ekmeği istedi, parayı uzattı. Fırıncı paraya baktı, Mernuş’un üstüne başına baktı... "Hırsız!" diye bağırdı. "Bu defineyi nerede buldun?" Mernuş şaşkındı, ne diyebilirdi ki? Zamanın nasıl akıp geçtiğini, Decius’un adının çoktan tozlu sayfalara gömüldüğünü nereden bilecekti?

Sonunda işler anlaşıldı. Başpapazlar, hatta imparator Theodosius bile gelip onları gördüğünde şaşkınlıktan ağızları açık kaldı. İnsanlar, gördükleri bu manzarayı bir mucize, gökyüzü sakinlerinin bir lütfu olarak kutsadılar. Ama bilirsiniz işte, bu dünya fanidir; gençler gördükleri bu garip yeni dünyada daha fazla kalmak istemediler. Yine o mağaraya çekildiler, Kıtmir yine eşiğe kıvrıldı ve bir daha uyanmamak üzere o huzurlu uykuya daldılar.

Şimdi ne zaman Efes’e gitseniz, rüzgarın o mağaranın ağzında nasıl bir ninni gibi uğuldadığını duyarsınız. İncir ağaçları hışırdar, sanki size fısıldar: "Zaman geçer, krallar değişir, altınlar erir; ama bir dostun sadakati ve inancın saflığı, işte onlar hep o mağaradaki gibi baki kalır."

Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Gidin şimdi, ama giderken o yedi gencin uykusunu bölmeyin, olur mu?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi