Thesauros Mitoloji Y

Y

Y

Ege’nin yüksek yamaçlarında, Bellero-phontes’in bir efsaneyi dizginleme arzusuyla Khimaira’yı bastırdığı Yanartaş’ta, doğanın dizginlenemez ateşi, otoritenin mülkiyet hırsıyla sonsuza dek hapsedilmiştir. Yatağan’ın Ege topraklarındaki sessiz şehir dokusu, Marsyas’ın tanrısal bir hiyerarşiye başkaldırısının ardından derisinin yüzülmesindeki cezalandırıcı iktidar gösterisini içinde saklar; sesin özgürlüğü, ancak iktidarın mutlak sınırlarıyla kesiştiğinde bedelini öder. Hititlerin merkez üssü Yazılıkaya, Kybele’nin kadim ve yerleşik düzenin ötesindeki otonom gücünü taş duvarlara kazırken, toprağın üzerindeki hegemonik sızıntılara rağmen anaerkil bir özgürlük izi bırakır. Yunanistan coğrafyasında ise Apollon, Artemis ve Hera gibi figürler, gökyüzünün ve yerin yönetimini paylaşan bir panteonun, düzen ve boyun eğme üzerine kurulu hiyerarşik piramidini temsil ederler; burada her kutsal figür, kaçınılmaz olanın üzerinde kurulmuş bir tahakkümün temsilcisi olarak yerini alır.
Silenos
Hadi bakalım, geçin şöyle karşıma! Ayaklarınızı uzatın, ateşin çıtırtısına kulak verin. Bugün size toprağın altında uyuyan, taşın diline kazınmış o eski hikayelerden bahsedeceğim. Kadehimi bir kenara bırakıyorum, zihnim berrak, dilim çözülmeye hazır...

Önce şu Ege’nin yükseklerine, **Yanartaş**’a çıkalım. Hani o kayaların arasından hiç sönmeyen ateşlerin yükseldiği yer var ya; işte orada vaktiyle **Bellerophontes** adında genç bir yiğit vardı. Kanatlı atı Pegasos’un sırtında, ağzından alevler saçan o korkunç yaratık **Khimaira** ile gökyüzünde dans etmişti. O günden beri o dağ, sanki o kadim kavganın sıcak hatırasını hala içinde tutar, geceleri gökyüzü sakinlerinin ışığıyla değil, yerin derinliklerinden gelen bir tutkuyla parlar.

Sonra biraz güneye, **Yatağan**’a inelim. Oralar bereketlidir, hüznün ve sanatın kokusu sinmiştir toprağa. Efsaneye göre, flütüyle tanrı **Apollon**’a bile meydan okuyan o talihsiz müzisyen **Marsyas**’ın anıları dolaşır sokaklarda. Bir sanatçının tutkusu bazen bir şehrin ruhu olur, işte Yatağan da böyledir; her esintide flütten dökülen o hüzünlü melodiyi duyarsınız.

Biraz daha içlere, Hititlerin o gizemli yurduna, **Yazılıkaya**’ya gidelim mi? İşte orası, büyük ana tanrıça **Kybele**’nin sessizce karşıladığı bir tapınaktır. Taşlara kazınmış binlerce yıllık figürler, sanki birazdan canlanıp bize bir şeyler anlatacakmış gibi durur. Kybele orada, doğanın o vahşi ve şefkatli gücüyle, zamanın ötesinden bize göz kırpar. Sessizliğin bile bir dili vardır orada; dağların ve ovaların koruyucusu, taşlara kazınmış bir masal gibi yükselir karşımıza.

Ve tabii, yolu düşen herkesin bildiği o diyar: **Yunanistan**. Zeytin ağaçlarının gölgesinde, tanrıların ayak izlerinin hala silinmediği o topraklar... **Apollon**’un güneşli ışığıyla ısınan, **Artemis**’in gümüş oklu avcılarıyla ormanlarında gezindiği, kraliçelerin kraliçesi **Hera**’nın gökyüzünden nazarıyla dünyayı izlediği yer. O topraklar sadece bir ülke değil, tanrıların bizimle komşu olduğu bir sahnedir aslında.

Şimdi, gözlerinizi kapatın ve hayal edin. Her taşın altında bir kahramanın, her dağ yamacında bir tanrıçanın ayak izi var. Dünya dediğin, bizden öncekilerin bıraktığı izlerle örülü bir serüven, evlatlarım. Çok değil, biraz kulak verirseniz, rüzgarın size anlattığı kadim sırları duyabilirsiniz.

Hadi bakalım, bu kadarı şimdilik yeter. Dinlenin biraz, yarın güneş doğduğunda anlatacak başka masallarımız da olur!

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi