Thesauros Mitoloji Uranos

Uranos

Uranos

Göğün ilk tanrısı ve babasıydı. Gaia ile evrenin tohumlarını attı ancak oğlu Kronos tarafından hadım edilerek egemenliğini acı bir sonla kaybetti.

Kozmik düzenin başlangıcında, gökyüzüne atanan ilk ata ve erkek figür olarak beliren Uranos, Gaia ile birleşerek tanrısal bir soyun kapılarını aralar. Ancak bu yaratım sürecinin ardında, varlığın doğuştan gelen özerkliğini reddeden bir mülkiyet hırsı gizlidir; zira o, kendi soyundan gelenleri henüz dünyaya gözlerini açtıkları anda Toprak’ın karanlık mahzenlerine hapsederek ilk denetim mekanizmasını kurar. Kendi kurduğu bu otoritenin doğurduğu şiddet, yine kendi kanından olan Kronos tarafından hayalarının kesilmesiyle noktalanırken, egemenlik el değiştirir. Bu devrilme, mutlak gücün meşruiyetini değil, iktidarın kendi yarattığı baskı aygıtlarında boğulmaya mahkumiyetini serimler; bu dönüşümün ayrıntıları *Gaia, Aphrodite, Theogonia ve Kronos* başlıklarında, iktidarın kaçınılmaz çatışmaları ekseninde ele alınır (Tab. 1-4).
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şu zeytin ağacının gölgesine. Bak, bugün sana dünyanın en eski, en çatlak, en huysuz büyükbabasını anlatacağım. Hani şu başını yukarı kaldırdığında gördüğün o uçsuz bucaksız, lacivert örtü var ya? İşte o, yani Uranos, hikayemizin başkahramanı.

Çok eski zamanlardı, dünya henüz gencecik bir kızken... Uranos, gökyüzünün ta kendisiydi. O kadar geniş, o kadar yüksekteydi ki, yeryüzünün, yani Gaia’nın üzerine bir yorgan gibi serilmişti. Gaia topraktı, bereketliydi, her şeyi var edendi. Uranos ise onun hem eşi hem de göklerdeki koruyucusuydu. Başlarda her şey güzeldi, neşeliydi, tıpkı yeni açmış çiçekler gibi.

Ama gel gör ki, bazıları yaşlandıkça huysuzlaşır, bazıları da en başından beri öyle doğar. Uranos da tam böyleydi; kıskanç mı kıskanç, otoriter mi otoriter! Gaia ona harika çocuklar, dev gibi titanlar ve garip, çok kollu varlıklar hediye etti ama Uranos bunları gördükçe korkuya kapıldı. "Ya tahtımı elimden alırlarsa?" diye düşündü. Ne yapsa beğenirsin? Çocuklarını gün yüzüne çıkarmadı, hepsini Gaia’nın derin, karanlık bağrına, yerin altına geri tıktı. Bir baba kendi çocuklarından korkar mı hiç? Korktu işte, gökyüzünün o yüce ve uzak tepesinden bakıp durdu.

Gaia bu işe çok içerledi, içi içini yedi. Bir gün eline keskin, elmas gibi parlayan bir orak aldı ve en küçük ama en kurnaz oğlu Kronos’a seslendi: "Artık yeter!" dedi.

Kronos, o gökyüzü sakini, babasının o buz gibi otoritesine karşı büyük bir oyun kurdu. Uranos bir gece yine gökyüzünden yeryüzüne doğru alçalıp karısının yanına konduğunda, olanlar oldu. Kronos elindeki orakla bir darbe indirdi ve babasının gökyüzündeki o sarsılmaz hükmünü, birazcık kanlı ve birazcık dramatik bir şekilde bitirdi.

O gün, gökyüzü yeryüzünden sonsuza dek ayrıldı. Uranos, artık eskisi kadar yakın değildi; uzaklaştı, yukarıya, en tepeye çekildi. Ama hikaye burada bitmedi tabii; o dökülenlerden denizlerin köpüğünden Aphrodite gibi güzellikler doğdu, dünya ise yeni bir döneme, yani Kronos’un devrine geçti.

Gördün mü evlat? Gökyüzü bazen çok büyüktür, çok geniştir ama içindeki o hırs bitmedikçe, eninde sonunda kendi ağırlığı altında ezilir. Şimdi, biraz daha şarap doldurayım da, bu eski ve hüzünlü hikayenin üzerine bir de neşeli bir türkü tutturayım. Ne dersin?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi