Thesauros Mitoloji Tyro

Tyro

Tyro

Irmak tanrısına aşık olan Tyro, Poseidon’dan ikizleri Pelias ve Neleus’u doğurdu. Zorlu bir yaşamdan sonra Kretheus ile evlenip Aison’u dünyaya getirdi.

Salmoneus ile Alkidike’nin soyundan gelen Tyro, Enipeus’un akışkan sularına duyduğu arzuyla kıyılarda vakit geçirirken, tanrısal otoritenin bir tezahürü olan Poseidon tarafından iradesi dışında kuşatılmıştır. Bu zoraki birleşmeden dünyaya gelen Pelias ve Neleus, daha en başından iktidarın soğuk yüzüyle tanışarak dağ başlarına, terk edilmişliğe sürülmüştür. Tyro, kendi bedeni üzerinden kurulan bu hiyerarşinin gölgesinde, Sidero’nun uyguladığı tahakkümün ağırlığı altında ezilirken, kurtuluşu yine o iktidar oyununun parçası olan oğullarının elinde aramak zorunda kalmıştır. Nihayetinde bir aidiyetten diğerine, amcası Kretheus’un hanesine devrolunan yaşamı, Aison’u doğurmasıyla yeni bir mülkiyet zincirine eklemlenerek sona erer.
Silenos
Gelin bakalım şöyle, ateşin başına yaklaşın. Hah, şöyle... Ayaklarınızı uzatın, biraz ısınsın kemikleriniz. Size bir zamanlar Tesalya’nın çiçekli kıyılarında, Enipeus Irmağı’nın gümüş köpükleri arasında yaşanan o tuhaf aşkı anlatayım.

Tyro, Salmoneus ile Alkidike’nin kızıydı; yani kral soyundan, gözleri güneş görmüş bir genç kız. Ama onun aklı ne krallıklarda ne de saray süslerindeydi. O, her gün usul usul kıvrılan Enipeus Irmağı’na iner, suyun o bitmek bilmeyen şarkısını dinlerdi. Irmağın akışında, gökyüzü sakinlerinden birinin, dalgaların efendisi Poseidon’un gizli saklı yürüdüğünü söylerlerdi ya... İşte Tyro, o suların ardındaki tanrısal güce tutulmuştu. Bilirsiniz, aşk bazen insanı öyle bir sürükler ki, kendi dünyasından kopup suların serinliğine doğru kanatlanır.

Günler günleri kovaladı, Tyro kıyılarda ağladı, ırmak ise onun gözyaşlarını kendi sularına karıştırdı. Sonunda o büyük an geldi. Bir gün, güneş tam tepedeyken, sular ikiye ayrıldı; denizlerin o hırçın ve mağrur efendisi, elinde üç dişli asasıyla değil, bir insan suretinde yükseldi ırmaktan. Tyro için o an, dünya durdu. İkisi o suların koruyucu kucağında birleştiler.

Ama kader dediğimiz şey, bir ağın ilmekleri gibidir; biri çözülünce diğeri sıkışır. Tyro, bu büyük aşktan Pelias ve Neleus adında iki ikiz çocuk dünyaya getirdi. Ancak korku, cesaretin gölgesi gibidir. Bebeklerini korumak isteyen genç anne, onları vahşi doğanın ellerine, dağların serinliğine bırakmak zorunda kaldı. Kendi babasının evinde, üvey anne Sidero’nun o zehirli dilleri ve acımasız oyunları arasında hapsoldu. Tyro’nun günleri, nehrin kıyısındaki o eski neşeli günlerini arayarak, Sidero’nun eziyetleri altında geçti.

Derler ki, adalet bazen gecikir ama asla yolunu şaşırmaz. Dağlarda büyüyen o ikizler, Pelias ve Neleus, yetişip de güçten kuvvetten düşünce, analarının çektiği o çileleri duydular. Bir fırtına gibi gelip, analarını o kötü niyetli kadının pençesinden çekip çıkardılar.

Tyro artık özgürdü. Sonrasında amcası Kretheus ile yuvasını kurdu, hayatına yeni bir sayfa açtı ve bu evlilikten Aison adında bir oğlu daha oldu. İnsanoğlunun kaderi işte böyle; bazen ırmaklar kadar dingin, bazen de denizler kadar fırtınalı. Tyro’nun hikayesi de böylece, tarihin tozlu kıvrımlarında bir efsane olarak kaldı.

Hadi şimdi bakalım, o taze ekmeklerden biraz daha alalım. Hayat dediğin, yaşanacak ne kadar çok hikaye varken, boş midelerle düşünülmez. Ne dersiniz?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi