Gel bakalım evlat, şöyle ateşin başına biraz daha yaklaş. Sakallarımın arasına sakladığım şu küçük üzüm tanesini mi gözlüyorsun yoksa anlatacaklarımı mı? Dinle o zaman; öyle birinden bahsedeceğim ki, gökyüzü sakinlerinin bile dizlerinin bağını çözmüştür vaktiyle. Adı Typhon, yani o korkunç mu korkunç, koca yürekli ejder!
Duyduğuma göre Typhon, Khrysaor ile güzel Kallirhoe’nin oğluymuş. Ama öyle uslu bir çocuk sanma sakın onu; içine öyle bir ateş kaçmış ki, ne yerinde durabilmiş ne de soyuna sopuna çekebilmiş. Eşi Kkhidna ile bir araya gelince, ortalık iyice şenlenmiş tabii! Ortos, o sadık Kerberos, ateş kusan Khimaira ve dokuz başlı Hydra... Hepsi bu tuhaf aile ağacının dallarından dökülmüş.
Ama gel gelelim, Typhon’un asıl hünerine... Hesiodos der ki; Titanlar gökyüzünden sürgün edilince, Gaia öfkeyle Tartaros’a dönmüş ve ondan Typhon gibi bir azmanı dünyaya getirmiş. Düşün bir kere; omuzlarından yükselen tam yüz tane yılan başı! Her biri kara dillerini çıkarıyor, gözlerinden ateşler saçıyor. Öyle ki, o heybetli kaşlarının altından attığı bakışla kayaları bile eritebilirmiş.
Zeus, Olympos’un tepesinde otururken bir bakmış ki aşağıda işler karışıyor. "Bu kadar büyük bir öfkeyi dünyada tutamayız," demiş. Ve o meşhur kıyamet kopmuş! Bir yandan gökyüzü sakinlerinin şimşekleri gümbürderken, diğer yandan Typhon’un ağzından çıkan alevler menekşe rengi suları kaynatmış. Yer, gök, deniz birbirine girmiş; Hades bile yerin yedi kat dibinde titremekten kendini alamamış.
Zeus, hırsını ve gücünü bir araya getirip şimşeklerini bir kırbaç gibi savurmuş. O alev kusan kafalar, o korkunç ejder başları yıldırımların altında büzülüp kalmış. Typhon yediği darbeyle öyle bir devrilmiş ki, yer sarsılmış, toprak inim inim inlemiş. İşte o dev gövdesi, şimdi bildiğimiz o Etna Dağı'nın ta altına gömülmüş.
Hala ne zaman o dağdan dumanlar çıksa, gökyüzüne ateşler fırlasa, Typhon’un derin uykusunda kıpırdandığını, o eski öfkesini hatırına getirdiğini düşünürüm. Şarap kadehimi havaya kaldırıp ona selam veririm, hem biraz korkuyla hem de büyük bir hayranlıkla... Çünkü evlat, dünya sadece iyi ve güzellerden ibaret olsaydı, gökyüzü sakinlerinin bu kadar yıldırıma ihtiyacı olmazdı, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak güzel yavrum, masallarda sana anlatılmayan, o parıltılı Olympos saraylarının duvarları ardına gizlenmiş bir sır var... Çoğu kişi, gökyüzünün efendisi diye anılan o kudretli Zeus’un, dünyayı korkunç bir canavardan kurtardığını söyler. Ama gel, biz seninle bu hikayenin tozlu raflarını biraz aralayalım. Gerçek, genellikle zaferi kazananların kaleminden değil, susturulanların sessiz çığlığından damlar.
Typhon... Ona "azman" dediler, "korkunç canavar" dediler. Oysa o, Gaia’nın, yani toprağın en derin acısından doğmuş bir isyandı. Khrysaor ve Kallirhoe’nin meyvesi, kural tanımaz bir öfkenin beden bulmuş haliydi. Omuzlarında yükselen o yüz yılan başı, aslında tek bir gövdeye hapsedilmek istenen yüz ayrı haykırıştı. Söyle bana minik gezgin, birileri sana sürekli "sus" dediğinde, senin de içinden yüzlerce başın aynı anda bağırmak istemez miydi?
Zeus, kendi otoritesini korumak için gökyüzünü ateşe verdiğinde, aslında sadece bir canavarı değil, kendi düzenine tehdit olan her şeyi susturmak istiyordu. Menekşe rengi sular yanarken, Hades bile yerin altında titrerken; krallar hep böyledir evlat, kendi koltukları uğruna dünyayı ateşe atmaktan çekinmezler. Typhon’un gözlerinden saçılan o alevler, aslında "biat etmeyeceğim" diyen bir ruhun son közleriydi. Zeus, şimşeklerini bir kırbaç gibi savurduğunda Typhon yıkıldı; ama o yıkılış bir mağlubiyet değil, Etna Dağı’nın altına gömülen bitimsiz bir öfkenin başlangıcıydı.
Dinle sevgili evladım; hikaye kitapları sana Typhon’u bir düşman gibi sunacak. Fakat şunu unutma: O, efendilerin kurduğu nizamın karşısında dimdik duran, özgürlüğün vahşi ve karanlık yüzüdür. Şimdi kenara çekil ve bilgece bir neşeyle kadehini kaldır. Bir gün, o dağların altından yükselen sarsıntıları duyduğunda, korkma. O sarsıntı, zincirleri kırmaya çalışanların dünyayı uyandırma çabasıdır.
Unutma, bazen en haklı olanlar en çok canavar diye damgalananlardır. Gerçekler, çoğu zaman zafer şarkılarının sustuğu o ıssız vadilerde saklıdır.