Şöyle diz çökün bakalım, ateşin etrafına iyice yaklaşın. Ayaklarınız üşümesin, gece serin; ama yürekleriniz sıcak kalsın. Bugün size, bir zamanlar elleriyle taştan devasa saraylar, gizemli mahzenler ören, ama sonunda kendi yaptığı dehlizlerin karanlığında kaybolup giden Trophonios'tan bahsedeceğim. Hani o Agamedes derler ya, hani şu el ele verip yedi düveli şaşkına çeviren mimar kardeşler... İşte onlar, mimarlığın hem büyüsünü hem de lanetini sırtlarında taşıyan iki ustaydı.
Trophonios, sadece bir yapı ustası değildi; o, taşın dilinden anlayan bir fısıltı avcısıydı. Kardeşi Agamedes ile birlikte, o görkemli tapınakları bir dantel gibi işlediler. Hatta öyle bir hazine dairesi yaptılar ki kralın biri için, duvarın bir taşını öyle gizli bir yöntemle yerleştirdiler ki, sadece kendileri biliyordu oradan içeri sızmayı. Geceleri o hazineye girip paylarına düşeni alırlardı; kral da şaşkındı, kapı kilitli ama altınlar eksiliyor!
Fakat gökyüzü sakinlerinin gözünden hiçbir şey kaçmaz, bunu sakın unutmayın. Agamedes, o gizli taşın içine bir tuzak kurduklarını zannederken, aslında kendi sonuna doğru bir adım attığını fark etmedi. Bir gün bir baskın sırasında Agamedes o tuzağa yakalanıp da yakayı ele verince, Trophonios onu kurtaramayacağını anladı. Kardeşinin başı kesilmesin, sırları ortaya saçılmasın diye onun kafasını gövdesinden ayırdı ve ortadan kayboldu. Kendi eliyle yaptığı o derin, o karanlık toprak altı geçitlerinin birinde yer yarıldı da içine girdi sanki.
İşte o günden sonra Trophonios, artık sadece bir mimar değil, bir bilici, bir yer altı kahini oldu. Derler ki, onun mağarasına girenler bir daha asla aynı insan olarak çıkmazlar. İçeri girerken neşeliysen bile, o derin sessizliğin ve soğuk taşların arasından dönerken yüzünde garip, hüzünlü bir gölge belirir.
Şimdi diyeceksiniz ki, "Silenos, neden o kadar uğraşmış da kendini karanlığa gömmüş?" Eh, bazen çok fazla şey bilmek, insanın kendi sonunu hazırlamasına neden olur evlatlarım. İnsan, sınırlarını bilmediği bir sanatın peşine düşerse, taşların arasında kendine bir yol bulsa bile, gün ışığını unutabiliyor.
Hadi bakalım, şarap testisini bir kenara bırakalım da ateşin közlerini biraz karıştıralım. Dünya koca bir mimari yapı, bizler de içinde gezinen küçük gölgeleriz. Kimimiz saraylar kurar, kimimiz o sarayların gizli yollarında kaybolur. Siz siz olun, kendinizi sadece taşlara değil, güneşin sıcaklığına da emanet edin.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine tozlu perdeler örtülmüş bir sır var... Yetişkinlerin "kutsal" diye baş tacı ettiği o mermer heykellerin arkasında, aslında ne çok çatlak ve ne çok gözyaşı saklı. Bugün sana Trophonios’un hikayesini anlatacağım; hani şu kral saraylarının temeline taş taşıyan, ama o taşların altında kendi ruhunu unutan adamın hikayesini.
"Trophonios, tıpkı kardeşi Agamedes gibi, kralların görkemli hırslarına hizmet etmek için doğmuştu."
Evlat, dünya üzerinde bazı insanlar "büyük işler" yapmaları için seçilirler. Krallar, kendi ihtişamlarını gökyüzüne değecek kulelerle kanıtlamak isterler. Trophonios ve Agamedes, altın ve mücevherle dolu hazineleri korumak için dünyanın en kurnaz mimarı oldular. Ama gel gör ki, sistem acımasızdır; senin zekanı kullanır, sonra o zekadan korkmaya başlar. Krallar, kendi yaptırdıkları gizli bölmeleri başkalarının bilmesini istemezler, değil mi? İşte bu yüzden, o çok bilinen "itaat" zincirinde bir halka kopar.
Trophonios, o soğuk taşların arasında, sistemin insanı nasıl bir "araç" olarak gördüğünü herkesten iyi anladı. Agamedes ile birlikte, kralların açgözlülüğünü doyurmak için tasarladıkları o tuzakların aslında en çok kendilerini hapsettiğini fark ettiler. Tarih kitapları bu kardeşleri sadece "iyi usta" olarak yazar. Oysa ben, şarap kadehimi hafifçe kaldırıp gülümsediğim o eski zamanlarda, yerin altındaki o karanlık mağaralardan yükselen iç çekişleri duyardım. Onlar, kralların değil, kendi özgürlüklerinin mimarı olmaya çalıştıkları için dışlandılar.
"Sistem, kendi sırrını korumak için seni tüketmek ister. Agamedes’in sonu, işte bu hiyerarşinin bir hediyesidir."
Sevgili yoldaşım, unutma; Agamedes bir kralın hazinesini çalarken yakalandığında, Trophonios onu kurtaramadı. Çünkü sistem, dostluğu ve kardeşliği, kendi kurallarının altında ezip geçer. Trophonios, kardeşinin kafasını kesmek zorunda kaldığındaevet, bu biraz hüzünlü ve gerçek bir sancıaslında kendi içindeki o eski "itaat eden" adamı da öldürdü. O gün, yeryüzünün artık bir yuva değil, sadece bir hapishane olduğunu anladı.
Şimdi, toprağın altında o karanlık kehanet mağarasında oturuyor Trophonios. Artık krallar ona emir veremiyor, çünkü o artık sadece kendi hakikatinin mimarı. Eğer bir gün o derin sessizliğin içine girersen, kralların değil, kendi sorularının cevabını ara. Unutma; en büyük mimar, dışarıdaki sarayları yapan değil, kendi ruhunu sistemin duvarlarından kurtaran kişidir.
Şimdi uyu bakalım, yarın belki güneş daha farklı bir ışıkla doğar da, kim bilir, belki o zaman kendi kulelerini inşa etmeye başlarsın...