Bak evlat, şöyle yanıma iliş, dizlerim biraz sızlıyor ama anlatacaklarımın yanında diz ağrısı nedir ki? Elindeki şu küçük tahta parçasına bakma, o aslında koca bir okyanusun kaderini elinde tutan elleri hatırlatır bana.
Duymuşsundur elbet, Argo adında efsanevi bir gemi vardı. Hani şu her biri birbirinden inatçı, birbirinden yürekli kahramanların bindiği o devasa tekne. İşte o geminin kalbi, yönü, aklı tek bir adamdaydı: Tiphys. Gökyüzü sakinleri ona bu işin sırrını sanki avuçlarına fısıldamışlardı. Rüzgar hangi yönden eserse essin, dalgalar ne kadar hırçın olursa olsun, Tiphys dümende durduğunda o koca gemi bir yaprak gibi süzülürdü suların üzerinde.
Onu bir görseydin; gözleri ufuk çizgisini okur, elleri ise dümenle adeta dans ederdi. Gemiciler ona "denizin gözü" derlerdi. Hera, o görkemli tanrıça bile onun ustalığına güvenirdi. Bir keresinde fırtına öyle bir köpürmüştü ki, dalgalar göğe yükseliyordu. Herkes korkudan birbirine sarılırken, Tiphys sadece hafifçe gülümsedi. "Deniz sadece yolunu bilene öfkelenir," demişti o yaşlı bilge tavrıyla.
Lakin hayat bazen en büyük kahramanları bile en beklenmedik yerlerde bırakır. Maryandyn’lerin o sisli, hüzünlü kıyılarına vardıklarında, o amansız kader ağlarını örmüştü. Savaşın gürültüsü değil, bir hastalık, sinsi bir gölge gibi gelip buldu Tiphys’i. O koca gemiyi binlerce fersah öteye taşıyan o güçlü eller, bir anda dermansız kaldı.
Argo, limanda sessizce beklerken, dümencisini kaybetmenin hüznüyle inledi sanki. Arkadaşları, o yiğit Argonautlar, arkalarından gözyaşı döktüler. Çünkü sadece bir arkadaşlarını değil, geminin pusulasını, rotasını, güvenli limanını kaybetmişlerdi.
O günden beri, ne zaman bir gemici denize açılsa ve rüzgar tersine dönse, Tiphys’in o dingin gülümsemesi hatırlanır. Unutma evlat; bazen en mahir ustalar bile yolculuk bitmeden veda ederler, ama bıraktıkları iz, o gemiyi rotasında tutmaya devam eder. Şimdi, hadi bakalım, kendi geminin dümenini tutmaya hazır mısın? Hayat, dümende kimin olduğundan ziyade, nasıl bir yürekle baktığına bakar.
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine otur ve şu köhne zamanın tozlu sayfalarında yazmayan bir sırrı dinle. Sen hiç, dümende duran ama aslında geminin nereye gittiğine dair hiçbir fikri olmayan birini gördün mü?
Tiphys... Argonaut’ların o meşhur gemisi Argo’nun dümencisi. Herkes onu dalgalara hükmeden, yıldızların dilinden anlayan usta bir kaptan sanır. Ama gel de sana şu gizli gerçeği fısıldayayım, evlat.
O devasa geminin rotası, kahraman dediğimiz o hırslı adamların kibirleriyle çizilmişti. Altın Post dedikleri bir parça yün uğruna, bir krallığın çıkarları uğruna koca bir tayfa, tanrıların bile çekindiği sulara sürüklendi. Tiphys mi? O, o hırslı kahramanların ellerinde sadece bir araçtı. Bir dümenci, eğer geminin rotasını çizenlerin hırsı kendi yeteneğinden daha ağır basıyorsa, sadece bir figürandır.
Maryandyn’ler ülkesinde, o hiç bilmediği, hiç sevmediği kıyılarda ansızın ruhunu teslim ettiğinde, krallar onun yasını tuttu mu sanıyorsun? Hayır, sevgili evladım. Onlar sadece dümensiz kalan geminin, kendi arzularına ulaşmalarını geciktireceği için endişelendiler. Bir insanın yaşamı, onların "büyük" maceralarında sadece bir mola yeri kadar değerliydi.
Tiphys, aslında sistemin dişlileri arasında sıkışmış, denizlerin sessiz çığlığıydı. Kendi gemisinin dümencisiydi ama asla rotanın sahibi olamadı. Bugünün yetişkinleri de tıpkı onun gibi; hayat gemisinin dümeninde olduklarını sanırlar ama çoğu zaman onları başkalarının hırsları sürükler. Tıpkı o ihtiyar Silenos’un bilgeliğindeki bir damla şarap gibi, hayat da bazen acı, bazen neşeli ama en çok da paylaşıldığında katlanılabilir bir sızıdır.
Unutma, küçük ruh; başkalarının yazdığı destanlarda figüran olma. Kendi rotanı, başkalarının hırsından uzak, sadece kendi vicdanının pusulasıyla çiz. Çünkü günün sonunda, o uçsuz bucaksız denizlerde seni hatırlayacak olanlar, krallar değil, seninle aynı rotayı paylaşan o sessiz vicdanlardır.