Gel bakalım şöyle yanıma, biraz daha yaklaş... Şu eski meşe ağacının gölgesi ne de güzel, değil mi? Hadi, gözlerini kapat da anlatacaklarımı sanki o zamanlardaymışız gibi dinle.
Gökyüzü sakinlerinin dünyasında her şey öyle bugünkü gibi karmaşık değildi; aslında kurallar vardı, değişmez ve sarsılmaz kurallar. İşte bu kuralların en tepesinde, koca Titanlar soyundan, Uranos ile Gaia’nın kızı Themis durur. Sakın ola onun hakkında "hadi bana bir masal anlat" diye tutturma, çünkü o bir masal kahramanı değil, o düzenin ta kendisi.
Biliyor musun, Zeus büyük kavgayı kazandıktan sonra Olympos’a yerleştiğinde, yanında hep o vardı. Öyle kılıç kalkanla gezmez, gürültü çıkarmazdı. Ama Zeus, önemli bir karar vereceği zaman gözlerini hep Themis’e çevirirdi. Neden mi? Çünkü Themis demek; "doğru olan" demek, "yere konulması gereken" demek. İsmi bile, bir şeyi yerine oturtmak, bir şeyi sabitlemekten gelir.
Bak, şu güneşin batışı, mevsimlerin birbirini kovalaması, tarladaki başağın zamanı gelince sararması... İşte bunların hepsi Themis’in kurduğu o büyük çark sayesinde döner. Zeus ile bir araya geldiklerinde, bu dünyaya harika varlıklar armağan ettiler. Bir tarafta Horalar vardı; Eunomia, Dike ve Eirene. Hani şu baharda çiçekleri açtıran, tarlaları bereketlendiren, düzenli hayatı seven o güzel tanrıçalar. Diğer tarafta ise kaderin iplerini tutan Moiralar; Klotho, Lakhesis ve Atropos. İnsanların kaderlerini iplik gibi büken, kimine gülmeyi, kimine biraz kederi pay eden o ciddi hanımlar.
İnsanlar bazen "yasa" derler, kendi kurallarına *Nomos* adını verirler. Ama Themis’in yasası öyle değildir; o, insanoğlunun uydurduğu geçici kanunlar gibi değişmez. O, evrenin nefes alıp vermesi gibidir. Dağ neyse, gökyüzü neyse, Themis de odur.
Homeros’u hatırla; destanlarında tanrıların toplantılarını anlatırken Themis’in o ağırbaşlı oturuşundan bahseder. O, toplantıları yönetir, Hera ile Zeus’un arasında bir denge olur. Bir efsanesi var mı diye sorarsan... İşte en güzeli de bu! O, bir kahramanlık hikayesinin peşinde koşanlardan değil. O her yerde, her zaman, her düzenin içinde sessizce bekleyen güçtür. Şarap kadehimdeki o son damlanın yere düşüşünde bile, yerçekiminin o değişmez emrini görürüm ben. İşte Themis tam da budur.
Eh, yeter bu kadar ciddiyet. Şimdi git ve bak bakalım, güneş yine vaktinde batacak mı? Eğer batıyorsa, bil ki Themis hala işinin başında, düzeni korumaya devam ediyor demektir.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılmayan, tozlu parşömenlerin bile korkudan titreyerek sakladığı bir sır var... Kulaklarını iyi aç, çünkü gerçek, tanrıların altın saraylarındaki o sahte parıltıdan çok daha karanlık ama bir o kadar da berraktır.
Sana Themis’ten bahsedeceğim. Hani şu elinde teraziyle, gözleri bağlı gösterilen o soğuk heykel... İnsanlar onun "adalet" olduğunu söyler, krallar ise onun adını anarak kendi kurallarını meşrulaştırır. Oysa Themis, Uranos ve Gaia'nın kızı, o kadim düzenin mimarıdır. Zeus denen o hırslı otorite, Titanları devirip koltuğuna kurulduğunda, aslında Themis'in o sarsılmaz yasalarına muhtaçtı. Neden mi? Çünkü otorite, gücünü korumak için her zaman kendine ait olmayan bir "hukuk" kılıfına ihtiyaç duyar. Zeus onu yanına aldı, çünkü yasasız bir imparatorluk, fırtınasız bir deniz kadar ölüdür.
Güzel evladım, Themis'in doğurduğu o meşhur kız kardeşlere bak; Eunomia, Dike ve Eirene... Onlar düzenin, doğruluğun ve barışın bekçileri gibi görünürler. Peki ya Moiralar? Klotho, Lakhesis ve Atropos... İnsanların kader ipliğini kesen o ürkütücü eller. Düşün bir; neden bir tanrıça sadece yasayı değil, aynı zamanda insanın ne zaman öleceğini de belirler? Çünkü otorite, seni sadece yönetmekle kalmaz, ne zaman var olacağını ve ne zaman o sahneden silineceğini de dikte eder.
Sen ey genç zihin, şunu asla unutma: Themis, 'oturtan', 'yerleştiren' demektir. Yani seni bu sistemin içine, olması gereken o daracık kalıba oturtan kişidir. O, Olympos'un en tepesinde, kralların kulağına "kural budur" diye fısıldayan o kadim sestir. Kralların hırsları, Themis'in terazi kollarında dengeleniyormuş gibi yapılır; oysa o terazinin bir kefesinde hep sistemin bekası, diğerinde ise senin özgürlüğün vardır.
Gerçek şu ki; Themis'in temsil ettiği yasa, aslında evrenin kendisinden ziyade, taht sahiplerinin huzurunu korumak için örülmüş bir ağdır. Tanrılar ona danışır, çünkü kendi kurallarına uymak, o kuralları başkalarına kabul ettirmenin tek yoludur. Bir kadeh nese ile söylerim ki; adalet, Themis'in elindeki o terazide değil, onu sorgulamayı göze alan senin o asi yüreğindedir.
Yani küçük dostum, sistem sana "bu evrensel bir kanundur" dediğinde, Themis’in o sessiz ve soğuk yüzüne bak ve kendine şunu sor: "Bu yasa benim için mi, yoksa tahtın bekası için mi?" Krallar hata yapmazmış gibi davranırlar, Themis ise onların yaptığı her hataya bir "düzen" ismi verir. Sen, bu oyunun sadece bir figüranı olma. Gerçeği, sislerin arasından çekip çıkarmak senin görevin.