Thesauros Mitoloji Thebai'ye karşı Yediler

Thebai'ye karşı Yediler

Thebai'ye karşı Yediler

Taht kavgasıyla ikiye bölünen Thebai’ye karşı yürütülen, Amphiaraos ve Eteokles gibi kahramanların trajik sonla buluştuğu kadim bir kardeş kavgasıdır.

Thebai surlarının önündeki bu kanlı hesaplaşma, Amphiaraos’un kaçınılmaz sona boyun eğen basiretinde, Eteokles’in mutlakiyet hırsıyla mühürlediği bir iktidar kibrinde ve Adrastos’un yenilgiyi sırtlanan gölgesinde vücut bulur. Üç ismin kesiştiği bu nokta, hanedanların tahakküm kurma arzusuyla kendi kuyularını kazdıkları, bir otoriteyi devirirken bizzat o otoritenin dişlileri arasında öğütülmenin trajik bir kanıtıdır; zira kralların yeminleri, yönetilenlerin üzerinde kurulan baskının ağırlığı altında eriyip gitmeye mahkumdur.
Silenos
Gözlerindeki o merak pırıltısını görüyorum evlat, gel hele şuraya, şu zeytin ağacının gölgesine iliş. Bak, sana Thebai’nin o meşhur, tozlu yollarından, hırsın ve kaderin birbirine karıştığı o büyük kavgadan bahsedeyim. Ama unutma, gökyüzü sakinleri aşağıya bakıp insan oğlunun kibirini izlemeyi severler, bazen de kendi eğlenceleri için ateşe körükle giderler.

Thebai şehri, yedi kapılı, devasa surları olan bir yerdi. Ama huzur dediğin şey, kardeş kavgasıyla zehirlenince, şehirler de insanlar gibi hastalanır. Eteokles denen o inatçı bey, tahtı kardeşiyle paylaşmamaya yemin etmişti. Sözünde durmayan, yeminini çiğneyen adamın sonu hep hüzünlü bir karanlıktır, bunu böyle bil.

Derken, işin içine Adrastos karıştı. Hani şu talihsiz krallardan biri; yanına altı yiğit daha alıp Thebai’nin kapısına dayandı. Onlara "Yediler" derler. İçlerinden biri var ki, adı Amphiaraos... İşte o bambaşka bir adamdı. Gökyüzü sakinlerinin sırlarını okumayı, kuşların kanat çırpışından geleceği görmeyi bilirdi. Kendi sonunu da biliyordu aslında; o surların önünde toprak kendisini yutacak, karanlık onu içine çekecekti. Gitmek istemedi, ayak diredi ama kader dediğin şey, insanın boynuna takılmış görünmez bir kement gibidir; çektikçe seni yoluna savurur.

Amphiaraos, savaşa giderken yanında o meşhur kehanet yeteneğiyle gitti ama kalbi çok huzursuzdu. Düşünsene, hem sonunu biliyorsun hem de o felakete doğru son sürat koşuyorsun! Adrastos ise hırslıydı, zaferin sarhoşluğu sanki damarlarında gezinen tatlı bir içecek gibi onu kör ediyordu.

O yedi kahraman, o yedi kapının önüne geldiklerinde, Thebai halkı korkuyla surlara tünedi. Kılıçlar çekildi, kalkanlar güneşi yansıttı ama yerin altında başka bir oyun dönüyordu. Amphiaraos, tam o surların önünde, toprağın gürleyerek ikiye yarıldığını gördüğünde, aslında beklediği sona ulaştığını anladı. Yer, onu kendi derinliklerine, o geri dönüşü olmayan sessizliğe çekti.

Eteokles ise o kargaşada, kendi kanından olanla yüzleşirken, aslında kendi sonunu da o kılıç darbeleriyle mühürledi. Savaş meydanları böyledir evlat; kazananı olsa bile aslında herkes kaybeder, geriye sadece anlatılacak hüzünlü şarkılar kalır.

Şimdi söyle bakalım, bir insanın kaderini bilmesi mi daha zordur, yoksa o kaderin içine bile bile yürümesi mi? Gökyüzü sakinleri yukarıdan bakıp kadehlerini tokuştururken, bizim yaşadığımız şu karmaşa onlara sadece bir gölge oyunu gibi görünür. Ama biz burada, toprakta, o gölgelerin acısını iliklerimize kadar hissederiz.

Hadi, şimdi biraz daha yanaş; şu zeytinlerin tadına bak da zihnin açılsın. Hayat, inatla dolu bir savaş meydanından ibaret değildir, bazen sadece bir ağacın gölgesinde oturup rüzgarı dinlemektir.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi