Şöyle geçin bakalım karşıma, ateşin çıtırtısı iyice yükseldi. Ayaklarınızı uzatın, gözlerinizi kapatın... Size denizlerin, o uçsuz bucaksız köpüklerin derinliklerinden gelen gizemli bir ihtiyardan, Thaumas’tan bahsedeyim.
Eskiden dünya bugünkü kadar kalabalık değilken, denizlerin hakimi Pontos ile toprağın ana kucağı Gaia bir araya geldiler ve ortaya Thaumas çıktı. Thaumas, öyle bildiğiniz kahramanlara benzemez; o, denizin en derin, en duru ve bir o kadar da şaşırtıcı yanını temsil eder. Adı bile "mucize" ya da "hayret verici" anlamına gelir, varlığıyla denizin üzerindeki o büyülü ışıltıyı taşıyan biridir.
Peki, bu Thaumas ne yaptı dersiniz? Elektra adında, okyanusun dalgalarındaki köpük kadar saf bir güzellikle evlendi. Gökyüzü sakinlerinin dünyasında bir şeyler yaratmak istiyorsanız, sadece güç yetmez; biraz hayal gücü, biraz da rüzgarın fısıltısı gerekir. İşte bu ikilinin evliliğinden, gökyüzünün en renkli ve en hırçın çocukları dünyaya geldi.
Bunlardan ilki İris’tir. Hani yağmur yağarken güneş açar da gökyüzünde bir köprü kurulur ya, işte o İris’tir! Gökyüzü ile yeryüzü arasında haber taşıyan, kanatlarında bütün renkleri barındıran o zarif tanrıça. İris, Thaumas’ın denizin üzerindeki o ışıltılı yanını alır, bulutların arasına serpiştirir.
Ama durun, Thaumas’ın ailesi sadece güzellikten ibaret değil. Bir de Harpyalar var... Onlar İris’in kız kardeşleri olsalar da, daha çok rüzgarın öfkesi gibidirler. Bir şeyi alıp götürmek, bir fırtınayı bir yerden diğerine taşımak isterlerse, Harpyalar hemen işe koyulur. Denizin durgunluğu ile fırtınasının aynı babanın çocukları olması ne kadar tuhaf değil mi?
Thaumas, denizlerin o engin bilgelikle dolu yaşlısıdır. Kimse onu elinde bir kadehle şarap içerken görmez, o daha çok denizin dibindeki o sessiz, derin maviliğin içinde kafa yorar. Bir yanda gökkuşağının zarafeti, diğer yanda rüzgarın yaramazlığı... İşte Thaumas bu dengenin, yani doğanın hem güzel hem de şaşırtıcı olan yanının temsilcisidir.
Şimdi söyleyin bana bakalım, deniz kenarına gittiğinizde o köpüklerin içinde İris’in renklerini mi göreceksiniz, yoksa Harpyaların rüzgarını mı duyacaksınız? İhtiyar Silenos’un kulağına fısıldayın, belki başka bir gece onlardan daha fazlasını anlatırım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında şarabın o hafif, neşeli tortusu genzimi yakarken sana anlatacaklarım, tapınakların altın yaldızlı duvarlarının arkasına gizlenen o tozlu gerçeklerdir. Sen, henüz hayatın oyunlarına tam bulaşmamış küçük ruhum, dinle...
Denizlerin derin, karanlık ve dipsiz bir hafızası vardır; işte o derinliğin bizzat kendisi olan Pontos ile toprağın ana kucağı Gaia’nın birleşmesinden, Thaumas doğdu. Onu hep bir "deniz tanrısı" diye geçiştirirler, tıpkı sistemin işine gelmeyenleri bir köşeye ittiği gibi. Oysa Thaumas, okyanusun tüm o ürkütücü ve büyülü mucizelerinin, o tekinsiz ışımaların vücut bulmuş halidir.
Güzel yürekli Elektra ile birleştiler. İnsanlar, güç sahiplerinin kurduğu düzende hep "kahramanların" zaferlerini yüceltirler, değil mi? Ama o düzende kimse, Thaumas’ın kızları olan İris ve Harpyalar'ın neden birbirlerinden bu kadar farklı olduklarını sormaz. İris, gökyüzünde bir köprü gibi süzülüp tanrıların mesajlarını taşıyan o pırıl pırıl umut oldu. Peki ya Harpyalar? Onlar, sisteme boyun eğmeyen, belki de haksızlıkların üzerine fırtına gibi çöken o hırçın, dışlanmış kız kardeşlerdi.
Bak güzel evladım, Thaumas’ın hikayesinde gizli olan o sarsıcı gerçek şudur: Güç sahipleri birini "ilahi haberci" ilan edip taçlandırırken, başkaldıranı "canavar" olarak damgalarlar. Thaumas, bu iki zıt uç arasındaki dengenin ta kendisiydi; hem ışığı hem de o ışığın gölgesinde saklanan öfkeyi taşıyan bir baba. O, kızlarının özgürlüğünü kısıtlayan kralların hırslarına karşı, denizlerin o sonsuz sessizliğiyle cevap verdi.
Şimdi şunu düşün; birileri sana birinin "kötü" olduğunu söylediğinde, aslında o kişinin sadece kralların düzenine çomak sokan bir "fırtına" olup olmadığını sorgula. Gerçek, hiçbir zaman kitaplarda yazan o sıkıcı soyağaçlarında değildir. Gerçek, dalgaların kayalara çarparken çıkardığı o hüzünlü ve mağrur sestedir. Unutma, en bilge olanlar, fırtınanın içindeki o sessiz gerçeği görebilenlerdir.