Şöyle bir yakınınma otur bakalım evlat, dizlerini kır da dinle. Bak, sana kibirli bir ozanın, o meşhur Thamyris’in hikayesini anlatayım. Hani derler ya, "fazla güven, başa beladır," işte tam da öyle oldu.
Thamyris, Trakyalı bir delikanlıydı. Öyle böyle değil, hani gökyüzü sakinlerinin bile kıskanacağı türden bir sesi, parmaklarında da sihirli bir dokunuşu vardı. Lyra’sını kucağına alıp tellere vurduğunda, kuşlar susar, nehirler akışını durdurup onu dinlerdi. O kadar yetenekliydi ki, bir süre sonra "Ben," dedi, "tanrıçalardan bile daha güzel şarkı söylerim."
Ah, o dillerin kemiği yok işte! Bir gün Dorion yolunda, sanatın ve ilhamın dokuz güzel hanımefendisiyle, yani Musalarla karşılaştı. Musalar ki, Zeus’un kızlarıdır, sesleri dünyayı titreten varlıklardır. Thamyris, kibrinden gözü dönmüş bir halde onlara meydan okudu. "Sizinle yarışırım," dedi, "ve sizi yenerim!"
Musalar, bu densizliğe önce gülmüşler, sonra öfkelenmişler. Tanrıçaların öfkesi ise şakaya gelmez evlat; bir kez çarptılar mı, izi ömür boyu silinmez. Öyle de oldu. Thamyris’in o güzel sesini, şarkı söyleme yeteneğini ve hatta çalgı çalma becerisini elinden aldılar. Bir de cezaların en kötüsü; gözlerini kapattılar karanlığa. Artık o ne güneşin doğuşunu görebiliyor ne de yıldızların şarkısını izleyebiliyordu.
O eski şaşaalı Thamyris, bir anda dilsiz bir gölgeye dönüştü. Elindeki o altın telli lyra’sını, sanki acı bir hatıra gibi en yakın ırmağın sularına bıraktı. O gün bugündür ne bir ezgi döküldü dudaklarından ne de tellere bir kez olsun dokundu.
Derler ki, o büyük Homeros bile ilk derslerini bu talihsiz adamdan almış. Belki de Homeros’un o destansı sesinde, Thamyris’in sessizliğe gömülmüş yarım kalmış şarkılarının bir yankısı gizlidir.
İşte böyle... Yetenek güzeldir evlat, ama tevazu kadar insanı yücelten bir şey yoktur. Tanrıların lütfunu kendine mal edip onları küçümsemek, insanın kendi sonunu hazırlaması demektir. Hadi şimdi toparlan, bugünlük bu kadar ders yeter. Git de biraz kendi şarkını söyle, ama sakın Musalarla boy ölçüşmeye kalkışma!
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Gel, şu kadim ağacın gölgesine otur da dinle. İnsanlar kralların zaferlerini, tanrıların öfkesini anlatır ama "neden" diye sormazlar. Sen ise sormayı bil, evlat. Şarap kadehimdeki son damla kadar parlak ve hüzünlüdür bu hikaye.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler: Thamyris’in Sessizliği
Trakyalı Thamyris’i duymuşsundur belki; hani o altın parmaklı ozan. Derler ki, Musa’larla yarışmaya kalkışmış, kibri yüzünden cezalandırılmış. Ama hey güzel yavrum, krallar ve tanrılar, kendi düzenlerinin dışına çıkan her sese "kibirli" yaftasını yapıştırmayı severler. Otorite, kendi şarkısının dışındaki her nağmeyi gürültü sayar çünkü.
Thamyris sadece bir ozan değildi; o, düzenin sınırlarını zorlayan bir ruhtu. Evrenin nasıl kurulduğunu, Titanomakhia’nın o kaotik dansını kendi telleriyle yeniden dokuyordu. O, tanrıların tekelindeki "gerçeği söyleme" yetkisini, sadece insanların duyabileceği kadar berrak bir tonda seslendirmeye cüret etti. Güç sahipleri, yani o Zeus’un kızları, kendi sanatlarının dokunulmazlığının sorgulanmasından korktular. Bir ozanın, tanrısal bir ilham olmaksızın, sadece insan aklıyla güzellik yaratabileceğini kabul edemezlerdi.
Sana gerçeği fısıldayayım güzel gözlüm: Thamyris'in gözlerini kör etmediler; onlar, dünyayı kendi bildikleri gibi görme yetisini elinden aldılar. Şarkısını susturduklarında aslında bir insanı değil, sistemin dişlileri arasında ezilen bir özgürlük arayışını susturdular. Thamyris o lyrasını ırmağa attığında, sadece müziğinden değil, dünyayı kendi gözleriyle görme inancından da vazgeçmişti.
Bilge dostum, bazen susturulmak, karanlığa mahkum edilmek, bir ozan için şarkı söylemekten daha ağır bir derstir. O günden sonra Thamyris sustu. İnsanlar ona "yenilmiş" dediler. Oysa o, belki de tanrıların dayattığı o sahte düzene, artık hiçbir ezgiyi hediye etmek istemediği için sustu.
Sistem, kendi otoritesini sarsan herkesi ya "deli" ilan eder ya da "kör". Sen, sakın unutma; Thamyris'in lyrasından dökülen o son notalar, hala ırmaklarda yankılanır. Güç, sessizlikten korkar küçük yolcum. Sen yeter ki, kendi şarkını söylemekten korkma.