Thesauros Mitoloji Thamyris

Thamyris

Thamyris

Musalarla yarışmaya kalkan kibirli Trakyalı ozan Thamyris, yeteneğine güvenip tanrıçalara meydan okuyunca hem gözlerinden hem de sanatından oldu.

Dorion topraklarında yolları kesişen Trakyalı ozan Thamyris, İlyada’nın anlatısında, yerleşik hiyerarşinin sınırlarını aşmaya cüret eden bir figür olarak belleklerde yer tutar. Oikhalia’dan gelen bu sanatçı, sesindeki tınıya duyduğu aşırı güvenle, kalkanlı Zeus’un kızları olan Musalarla bir yetenek yarışına giriştiğinde, aslında göksel otoritenin dokunulmazlığına bir meydan okuma sunmuştur. Otorite, kendi mutlakiyetine yönelik bu cüretkar çıkışı, sanatsal bir rekabetin ötesinde bir başkaldırı olarak kodlayarak, onun görme yetisini elinden alıp ezgilerini belleğinden silmek suretiyle cezalandırmıştır.

Yalnızca fiziksel güzelliğiyle değil, lyra icrasındaki teknik üstünlüğü ve Theogonia, Kosmogonia ile Titanomakhia gibi kozmik düzeni anlatan eserleriyle de tanınan Thamyris, müziğin estetik formlarını genişleten bir yenilikçiydi. Ancak kurumsallaşmış gücün karşısında bireysel bir yeteneğin kendi sınırlarını unutması, iktidarın zorba ve biçimlendirici reflekslerini tetiklemiştir. Yarışın sonunda sahip olduğu sanatsal olanaklardan mahrum bırakılan ozan, çalgısını bir ırmağın akışına terk ederek sessizliğe gömülür; zira tahakküm, boyun eğmeyen yaratıcılığı ancak yok ederek dize getirebilmiştir. Homeros’un bir dönem onun çırağı olduğunu öne süren anlatılar ise, belki de ozanlık geleneğinin bu sistemli susturuluşun gölgesinde biçimlendiğine dair sessiz bir anımsatmadır.
Silenos
Şöyle bir yakınınma otur bakalım evlat, dizlerini kır da dinle. Bak, sana kibirli bir ozanın, o meşhur Thamyris’in hikayesini anlatayım. Hani derler ya, "fazla güven, başa beladır," işte tam da öyle oldu.

Thamyris, Trakyalı bir delikanlıydı. Öyle böyle değil, hani gökyüzü sakinlerinin bile kıskanacağı türden bir sesi, parmaklarında da sihirli bir dokunuşu vardı. Lyra’sını kucağına alıp tellere vurduğunda, kuşlar susar, nehirler akışını durdurup onu dinlerdi. O kadar yetenekliydi ki, bir süre sonra "Ben," dedi, "tanrıçalardan bile daha güzel şarkı söylerim."

Ah, o dillerin kemiği yok işte! Bir gün Dorion yolunda, sanatın ve ilhamın dokuz güzel hanımefendisiyle, yani Musalarla karşılaştı. Musalar ki, Zeus’un kızlarıdır, sesleri dünyayı titreten varlıklardır. Thamyris, kibrinden gözü dönmüş bir halde onlara meydan okudu. "Sizinle yarışırım," dedi, "ve sizi yenerim!"

Musalar, bu densizliğe önce gülmüşler, sonra öfkelenmişler. Tanrıçaların öfkesi ise şakaya gelmez evlat; bir kez çarptılar mı, izi ömür boyu silinmez. Öyle de oldu. Thamyris’in o güzel sesini, şarkı söyleme yeteneğini ve hatta çalgı çalma becerisini elinden aldılar. Bir de cezaların en kötüsü; gözlerini kapattılar karanlığa. Artık o ne güneşin doğuşunu görebiliyor ne de yıldızların şarkısını izleyebiliyordu.

O eski şaşaalı Thamyris, bir anda dilsiz bir gölgeye dönüştü. Elindeki o altın telli lyra’sını, sanki acı bir hatıra gibi en yakın ırmağın sularına bıraktı. O gün bugündür ne bir ezgi döküldü dudaklarından ne de tellere bir kez olsun dokundu.

Derler ki, o büyük Homeros bile ilk derslerini bu talihsiz adamdan almış. Belki de Homeros’un o destansı sesinde, Thamyris’in sessizliğe gömülmüş yarım kalmış şarkılarının bir yankısı gizlidir.

İşte böyle... Yetenek güzeldir evlat, ama tevazu kadar insanı yücelten bir şey yoktur. Tanrıların lütfunu kendine mal edip onları küçümsemek, insanın kendi sonunu hazırlaması demektir. Hadi şimdi toparlan, bugünlük bu kadar ders yeter. Git de biraz kendi şarkını söyle, ama sakın Musalarla boy ölçüşmeye kalkışma!

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi