Şöyle otur bakalım küçük dostum, ayaklarını uzat. Bak, şu dalgaların kıyıya vuran o tatlı hışırtısını duyuyor musun? İşte o ses, dünyadaki tüm suların anası olan Tethys’in huzurlu nefesidir.
Tethys, gökyüzü ile yeryüzünün en eski günlerinden, yani Uranos ile Gaia’nın kızlarından biridir. O, titanların arasında öyle bir zarafetle dolaşır ki, saçlarını savurduğunda denizlerin bereketi çağlar, topraklar yeşerir. Denizlerin kadim efendisi Okeanos ile birleştiklerinde, dünya üzerinde akıp giden ne varsa onların nefesinden doğmuştur. Düşünsene, bugün gördüğümüz tüm o nazlı ırmaklar, kıvrılarak akan çaylar, hatta yağmur damlası olup toprağa düşen her bir su tanesi, Tethys ile Okeanos’un evlatlarıdır. Sayıları üç bini bulan o güzel su perilerini, yani Okeanidleri dünyaya getirdiklerinde, dünya artık eskisinden daha canlı, daha şarkılı bir yer oluvermişti.
Ama bu hanımefendi sadece sularla ilgilenmez; onun kalbi, okyanusun derinlikleri kadar engin ve korumacıdır. Hikayeler anlatır dururlar; hani şu kurnaz ve kudretli Zeus, babası Kronos ile taht kavgasına tutuştuğunda, ortalık toz dumanken, küçük Hera’yı güvenle kolları arasına alıp büyüten kimdi sanırsın? Tethys’ti elbette. Hera’nın o mağrur tavırlarını, Zeus’a olan tutkusunu ve İda Dağı’nın serin yamaçlarında döndürdüğü o gizli oyunlarını, evinde misafir ettiği zamanlardan iyi bilirdi. Hatta bir gün Hera, Zeus’u biraz kandırmak, biraz da gönlünü almak için yollara düşerken, herkesi inandırmak için "Ben Okeanos ile Tethys’in yanına, o küskünleri barıştırmaya gidiyorum" diye yalan uydurmuştu. Koskoca tanrıça bile, bir yere gitmek istediğinde sığınacak bir bahane olarak Tethys’in huzurunu gösteriyordu; var sen buradan ne kadar saygıdeğer biri olduğunu anla.
İşte böyle evlat, dünya bugün akıp gidiyorsa, nehirler yatağını bulup denize kavuşuyorsa, bu biraz da Tethys’in o bitmek bilmeyen şefkati sayesindedir. Şimdi biraz daha yanaş da şu dalgaların dilini beraber dinleyelim; belki bize evlatlarından biri, uzak diyarların masalını fısıldar, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır var... Hani şu gökyüzünün ve yerin, yani Uranos ile Gaia’nın kızlarından bahsederler ya; hani o altın çağın yorgun Titanları... İşte o devlerin arasında, çoğu kişinin sadece bir "ana" ya da "su perisi" sanıp geçtiği biri vardır: Tethys.
Dünyanın tüm ırmaklarının, o coşkun akan nehirlerin annesi derler ona. Binlerce çocuğu, binlerce dalgası var. Fakat evlat, kralların ve tanrıların tarih kitapları, büyük bir sessizliğin üzerine inşa edilmiştir. Okeanos ile Tethys'in o uçsuz bucaksız denizdeki birlikteliği, aslında dünyanın damarlarını besleyen bir gücün göstergesiydi. Ancak bu güç, zamanın efendileri olan tanrılar için sadece bir "kaynak"tan ibaretti.
Hani şu Hera’nın hikayesini anlatırlar ya; Zeus ile kavga edip barışmak için Tethys’in yanına gittiğini söylerler. Peki, hiç düşündün mü sevgili evladım, neden en büyük kraliçe olan Hera, huzuru ya da bir sırrı saklamak için o derin sularda yaşayan yaşlı Titan'ın kapısını çalar? Çünkü sarayların ihtişamı dışarıdan bakınca parlar, ama içerideki yalanlar hep o kadim, bilge ve "sessiz" bırakılmış olanların sularında yıkanır.
Tethys, sadece bir "doğurganlık" sembolü değildi; o, sistemin kurallarını koyan değil, o kuralların içinden geçip gidenlerin sessiz tanığıydı. Otorite sahipleri, yani o devasa tahtlarda oturanlar, Tethys’in huzurunu kendi amaçları için bir sığınak gibi kullandılar. Onu, tıpkı Hera’yı eğiten bir dadı ya da barış elçisi gibi göstererek, aslında onun sahip olduğu o kadim dengeyi kendi iktidar oyunlarına meze ettiler.
Bugün senin "kral" ya da "kahraman" diye bildiklerin, okyanusları yönettiğini sanır. Oysa gerçek, tıpkı bir kadehteki şarabın dibindeki tortu gibi saklıdır: Gerçek güç, hükmedenlerde değil, o hükmedenlerin ayakta kalmasını sağlayan düzenin temeline dokunabilenlerde, yani Tethys gibi sessizce akıp gidenlerdedir.
Unutma küçük dostum, tarih boyunca sistemler, kendi varlıklarını meşrulaştırmak için senin gibi parlak gözlü çocuklara hep "düzene hizmet edenler"in hikayelerini anlatır. Ama denize baktığında, o binlerce ırmağın aslında kendi yolunu aradığını ve Tethys’in o derin sessizliğinde tüm kralların hırslarının birer köpük olup eridiğini görebilirsin. İşte gerçek, tam da o köpüklerin altında yatan derinliktedir.