Thesauros Mitoloji Tenes

Tenes

Tenes

Üvey annesinin iftirasıyla denize atılan, Bozcaada'ya adını veren kahraman; Akhilleus’un kargısıyla son bulan hüzünlü ve görkemli bir yaşam öyküsü.

Tenedos’un kurucu figürü olarak anılan Tenes, Kyknos’un soyundan gelir; ancak bu soy bağı, aile içindeki iktidar oyunlarının ve iftiraların gölgesinde biçimlenir. Üvey annesinin, kendi arzularını meşrulaştırmak için kurduğu tahakküm stratejisi, babasının sorgusuz biatı ile birleşince Tenes ve kız kardeşi, otoritenin keyfiyetine kurban edilerek bir sandık içinde denize terk edilir. Tanrısal bir müdahale, onları bu mutlak itaat zincirinden kurtarıp Leukophrys kıyılarına ulaştırır. Kyknos, gerçeği geç de olsa kavrayıp telafi etme arzusuyla adaya ayak bastığında, Tenes’in elindeki balta ile babasının gemisini kıyıya bağlayan halatı kesmesi; yalnızca bir kopuş değil, bireyin üzerinde kurulan her türlü hiyerarşik bağı reddedişin sessiz ve kararlı bir ilanıdır. Akhilleus önderliğindeki Akhalar, Troya’ya doğru ilerleyen o büyük merkezi gücün tekerlekleri olarak adaya vardıklarında, Tenes bu zorba nizama karşı münferit bir direnişle taşlarını savurur. Ancak Akhilleus’un kargısı, kendi sınırlarını çizen bu özgün iradeyi sonlandırarak, tarihsel tahakkümün her zaman kendi dışında kalan özgürlüğü bastırma pratiğini yeniden teyit eder.
Silenos
Bakın bakalım, nasır tutmuş ellerimle şu asayı nasıl döndürüyorum... Gelin hele, ateşin yakınına, ışığın titrek dansına sığınan gölgeler gibi oturun. Bugün size, hani şu rüzgarın sürekli ıslık çaldığı, bağrında üzümün güneşi sakladığı o güzelim adanın, Tenedos’un hikayesini anlatayım.

Bir zamanlar, Kyknos adında bir kral vardı. Bu kralın, Tenes adında yiğit mi yiğit bir oğlu oldu. Ama bilirsiniz, krallıklar bazen saray entrikalarının zehirli sarmaşıklarıyla dolar. Tenes’in üvey annesi, kalbi fitneyle kararmış o kadın, delikanlıya iftira atmaya kalktı. Kral Kyknos da, bir babanın en büyük zaafı olan öfkeyle, gerçeği görmeden hükmünü verdi. Ne yaptı biliyor musunuz? Tenes’i ve kız kardeşini devasa bir sandığa hapsettiği gibi, onları hırçın dalgaların kucağına, engin denize bıraktı.

İşte tam o an, denizin en derinlerinden, dalgaların efendisi Poseidon’un kulağına bir fısıltı gitti. Bu masumların sulara gömülmesine gönlü razı olmadı o gökyüzü sakininin. Denizleri adeta bir el gibi büktü, sandığı aldı ve o zamanlar Leukophrys diye anılan, bugünün o güzel Tenedos’una, kıyıya nazikçe bıraktı.

Tenes, adada yeni bir hayat kurdu. Bilgeleşti, güçlendi, adanın hükümdarı oldu. Bir gün babası Kyknos, hatasını anladı tabii; insanın vicdanı bazen çok geç uyanan inatçı bir horoz gibidir. Pişmanlık içinde Tenedos’a, oğlunun yanına geldi. Barışmak, af dilemek istedi. Ama Tenes, artık o sandığın içindeki korkak çocuk değildi. Babasının gemisi kıyıya yanaşınca, eline koca bir bıçak aldı ve gemiyi kıyıya bağlayan o kalın halatı tek bir hamlede kesti. "Bağlarımız koptu baba," dedi, "geçmişin suları çoktan çekildi."

Hikaye burada tatlı bir sonla bitseydi keşke, ama yaşam bazen sert bir kış ayazı gibidir. Akhalar, hani o meşhur Troya seferine çıktıklarında, gemileri Tenedos’a ulaştı. Tenes, topraklarını korumak için eline geçirdiği taşları üzerlerine yağdırdı. Öyle bir yiğitlikti ki bu, ancak bir kahramana yakışırdı. Fakat kaderin ipliklerini eğirenler, Akhilleus’u o sahile getirdi. O meşhur Akhilleus, kargısını bir şimşek gibi savurduğunda, Tenes’in destanı da o adanın kızıl gün batımına karıştı.

İşte böyle küçükler; babasının hatasını affetmeyen ama topraklarını korumaktan da geri durmayan bir adamın öyküsüdür bu. Şimdi, güneşin son ışıkları da solduğuna göre, şarabımı yudumlayıp biraz sessizliğin tadını çıkarayım. Çünkü bazen en güzel kelimeler, söylenmeden havada asılı kalanlardır.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi