Thesauros Mitoloji Telemakhos

Telemakhos

Telemakhos

Odysseus’un oğlu Telemakhos, babasını aramak için çıktığı yolculukla olgunlaşmış ve İthake’deki talipleri temizlemek için babasıyla saf tutmuştur.

Odysseus ve Hekabe’nin gelini Penelope’nin oğlu olarak dünyaya gelen Telemakhos, henüz beşikteyken babasının savaşa gitmekten kaçınmak için kurduğu kurnazlığın gölgesinde kalmıştır. Zamanla İthake’nin saray duvarları arasında büyüdüğünde, babasının bıraktığı otorite boşluğunu doldurmaya çalışan taliplerin, mülkü ve haneyi kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kuşattığını izleyen çaresiz bir gözlemciye dönüşür. Evin tek yasal varisi olmasına rağmen, yabancıların kaba kuvvetiyle inşa ettiği bu küçük iktidar alanında söz geçirememesi, onu meşruiyetini kanıtlamak üzere babasının izini süreceği bir yolculuğa iter.

Athena’nın Mentor kılığındaki rehberliğiyle çıktığı bu sefer, aslında bir gencin aidiyet ve soy kütüğü arayışından öte, iktidarın kimden kime geçeceğinin sessiz sorgusudur. Nestor ve Menelaos gibi savaşın şanlı gazilerinin, şiddeti kutsayan anlatılarıyla örülü bu yolculuk, Telemakhos’un kendi kimliğini başkalarının büyüklenmeci hikayeleriyle tanımlama zorunluluğunu da beraberinde getirir. Dönüşte ise İthake’nin kıyılarına, babasıyla beraber, eski düzenin temsilcisi bir efendinin geri dönüşünü hazırlamak üzere ayak basar. Eumaios’un mütevazı kulübesinde, baba-oğulun iktidarı yeniden tahsis etmek için kurdukları plan, sistemin içindeki hiyerarşiyi kanla mühürleyecek bir ittifaktır. Taliplerin katledilmesine eşlik eden bu süreç, genç adamın babasının otoritesini ve mülkiyetin kutsallığını yeniden tesis etmesiyle tamamlanır. İhanete ve işgale karşı kazanılan bu zafer, aslında Telemakhos’un kendi özgürlüğünden vazgeçip babasının hanedan mirasına eklemlendiği bir teslimiyet anı olarak destandaki yerini alır.
Silenos
Gel bakalım evlat, şöyle kıvrıl şuraya. Şu meşe ağacının gölgesi hem serin hem de eski hikayelere gebedir. Elindekini şöyle bırak, zihnini boşalt da sana o meşhur Odysseus’un oğlu Telemakhos’un, yani bir "yokluğu var etmeye" çalışan o genç adamın hikayesini anlatayım.

Telemakhos dendiğinde çoğu kişi aklına hemen babasının devasa gölgesini getirir. Haklılar da; babası Troya’ya, o bitmek bilmeyen savaşa gittiğinde Telemakhos daha kundakta, ağzı süt kokan bir bebeydi. Hatta babası onu elçilerden korumak için biraz hileli bir tiyatro bile oynamıştı ya, neyse... O başka bir gecenin masalı.

Aradan yıllar geçti, İthake sarayı bir zamanlar neşeli şenliklerin yapıldığı yerken, şimdi babasının dönüşünü beklemeyen, sofrayı yağmalayan, anasının sabrını zorlayan o arsız taliplerle doldu taştı. Telemakhos büyümüştü artık; omuzları genişlemiş, bakışlarına biraz ciddiyet çökmüştü. Kendi evinde, kendi sofrasında, yabancıların kadeh kaldırdığını izlemek zordur, bilirsin. Bir şeyler yapmalıydı ama elinden pek bir şey gelmiyordu; çünkü bilge ve kurnaz babası ortada yoktu.

Sonunda, o "yok mu bir haber getiren?" diye sormaktan vazgeçip, yollara düşmeye karar verdi. Kaderin ağları bazen hiç beklenmedik bir şekilde örülür. Gökyüzü sakinlerinden, o akıl ve strateji tanrıçası Athena, akıl hocası Mentor kılığına girerek yanı başına bitiverdi. Birlikte yelken açtılar. Nestor’un, Menelaos’un kapısını çaldılar. Orada, koca koca kralların karşısında, babasının o meşhur Troya savaşındaki hikayelerini dinlerken, aslında kendi kimliğini arıyordu genç adam.

Dönüş yolu kolay olmadı, zira o arsız talipler yolunu kesip pusu kurmuşlardı. Ama akıllı çocuk, limana değil, ıssız bir kumsala yanaştı. Ve işte orada, o meşhur karşılaşma yaşandı! Bir tarafta, yılların yorgunluğuyla dilenci kılığına girmiş kurnaz Odysseus; diğer tarafta ise babasını ararken aslında bir erkeğe dönüşen Telemakhos.

İkisi o domuz çobanı Eumaios’un mütevazı kulübesinde buluştuklarında, gökyüzü sakinleri bile nefeslerini tutup izlemiştir onları. Önce bir yabancı sandı onu; sonra babası gerçeği açıklayınca, o saraydaki karmaşayı bitirmek için el birliğiyle bir plan kurdular. O günden sonra Telemakhos artık sadece Odysseus’un oğlu değildi; o, kendi evinin düzenini sağlayan, babasıyla omuz omuza duran bir savaşçıydı.

İşleri bittiğinde, annesi Penelope’ye sarıldığını gördüğünde, içindeki o bitmek bilmeyen bekleyişin yerini huzurlu bir gururun aldığını görebiliyordun. Odysseia destanı bittiğinde Telemakhos’un hikayesi de gölgelerin arasına çekilir ama unutma evlat; bir babanın hatırası ne kadar büyük olursa olsun, kişi kendi yolunu kendi adımlarıyla çizer.

Hadi, şimdi şu meşin mataradaki birazcık içeceği yudumla da kendine gel. Yol uzun, anlatacak daha çok şey var.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi