Thesauros Mitoloji Teiresias

Teiresias

Teiresias

Hem erkek hem kadın olan, Hera’nın kör edip Zeus’un kahinlik bahşettiği Teiresias, ölümden sonra bile aklını koruyan en bilge Thebaili bilicidir.

Thebaili Teiresias, mitolojik anlatıların en köklü kehanet figürü olarak hem Troya savaşlarının hem de Thebai döngüsünün ekseninde durur. Öylesine bir bilgelik mertebesindedir ki, Odysseus, ölümü aşan zihninden bir ışık alabilmek adına Hades’in karanlık dehlizlerine tehlikeli bir yolculuk düzenlemek zorunda kalmıştır. Kirke’nin ifadesiyle Persephone’nin gölgelerle dolu krallığında, yitip gitmeyen aklıyla tek başına duran bir imtiyazdır o; diğer ruhlar birer silüet gibi amaçsızca uçuşurken, Teiresias’a bahşedilen bilinç, ölüler diyarında dahi iktidarın hükmünün sürdüğünü fısıldayan bir ayrıcalıktır.

Teiresias’ın yaşamı, doğanın kendi düzeniyle tanrısal buyruklar arasındaki çatışmayla şekillenir. Spartoi soyundan gelen bu karakter, Kithairon dağında karşılaştığı iki yılanı öldürerek cinsiyetler arası akışkan bir döngüye kapılmış; yılanları katletmesiyle başlayan dönüşümler, onun sadece bedenini değil, varlık algısını da sarsmıştır. Tanrıların, kendi aralarındaki hiyerarşik tartışmalarına bir araç olarak seçildiği o an, zevkin niceliğine dair verdiği hükümle tanrısal iktidarın dokunulmazlığına cüret eder. Bu hakikati dillendirmesi, Hera’nın tahakkümcü öfkesiyle fiziksel körlüğüne yol açarken, Zeus’un lütfu ise ona ölümlü sınırları aşan yedi kuşaklık bir ömür ve kahinlik yetisi sunar. İktidar, birini cezalandırırken diğeriyle onu bir sistem aygıtına dönüştürmekten imtina etmez.

Kariyeri, kralların kaderini belirleyen bir dizgeyi yönetmekle geçmiştir. Amphitryon’dan Laios’a, Oidipus’tan Pentheus’a ve Narkissos’a kadar uzanan kehanetleri; toplumsal düzene boyun eğmeyi salık veren bir otorite sesi mi, yoksa kaçınılmaz trajediyi işaret eden soğuk bir gözlem midir? Söyledikleri, her zaman iktidar odaklarının bekasını koruma veya sarsma gücünü içinde barındırmıştır. Epigonlar Thebai’yi ele geçirdiğinde, şehrin yıkılışıyla birlikte yollara düşen bu kadim kahin, ya Telphusa kaynağının sularında ya da kızıyla çıktığı kutsal bir sürgünün sonunda ihtiyarlıkla teslim olur. Ancak o, ölümünden sonra bile Hades’te varlığını koruyarak, tanrısal iradenin yeryüzündeki gölgesi olma görevine -ona bahşedilen o tartışmalı armağanla- devam eder.
Silenos
Oturun şöyle, ayaklarınızı uzatın. Sırtınızı şu zeytin ağacına yaslayın da anlatayım size. Bakmayın benim böyle aksakallı, keyif düşkünü bir ihtiyar gibi göründüğüme; neler gördü bu gözler, ne hikayelere şahit oldu bu kulaklar... Bugün size, aramızdan ayrıldıktan sonra bile gökyüzü sakinlerinin cirit attığı o karanlık yerin, yani Hades’in derinliklerinde sözü geçen tek faniden, Thebaili Teiresias’tan bahsedeceğim.

Şimdi, bu adam bizim gibi öyle sıradan bir ölümlü değildi. Bir keresinde Kithairon Dağı’nda, daha çocuk yaşındayken, ne hikmetse iki yılanın çiftleştiğine denk gelmiş. Çocuk aklı işte, eline bir sopa almış ve dişi yılanı haklamış. İşte o an olanlar olmuş; Teiresias bir anda erkek bedeninden sıyrılıp bir kadına dönüşüvermiş! Yıllar geçmiş, yedi koca yıl sonra aynı yerde yine aynı yılanları görmüş. "Eskiden yapmıştım, yine yapayım," demiş ve bu kez erkek yılanı öldürmüş; puf diye eski haline, yani erkekliğine geri dönmüş.

Bu olay öylesine garip bir hadise ki, haberi Zeus ile Hera’nın kulağına kadar gitmiş. Bizim gökyüzü sakinleri kendi aralarında tuhaf bir iddiaya tutuşmuşlar: "Kadınlar mı aşkta daha çok keyif alır, yoksa erkekler mi?" Diyeceklerini düşünmüşler ki akıllarına hemen Teiresias gelmiş. "Hadi bakalım," demişler, "söyle bize, kim daha çok tadını çıkarır bu işin?" Teiresias, hem kadın hem erkek olduğu için gerçeği biliyordu elbet. "Erkek bir keyif alırsa," demiş, "kadın onun dokuz mislini alır!"

Hera, kadınlığın gizli saklı kalması gereken o sırrı ifşa ettiği için Teiresias’a fena halde bozulmuş ve gözlerini karartıvermiş. Ama Zeus, kıyamamış bu bilgine. Gözlerini almış belki ama ona öyle bir hediye vermiş ki; yedi kuşak boyunca yaşama gücü ve geleceği görme yetisi.

Artık dünya ona kapkaranlıktı ama zihni ışıl ışıldı. Thebai’deki bütün o karmaşaları, Oidipus’un trajedisini, Narkissos’un o kendine hayran bakışlarını hep o haber verdi. Hatta öyle ki, Odysseus bile maceralarının en tehlikeli anında, o meşhur Hades yolculuğuna çıktığında gidip ona akıl danıştı. Çünkü ölüler dünyasındaki o diğer tüm gölgeler, yapraklar gibi savrulup dururken; sadece Teiresias, Zeus’un ona bağışladığı o parlak zihinle düşünebilen tek kişiydi.

Ömrü bittiğinde, kimileri Telphusa pınarının başında su içerken son nefesini verdi der, kimileri ise kızıyla birlikte Apollon’a adanmak için giderken ihtiyarlıktan göçüp gitti der. Ama anlayacağınız, ölüm bile onun o meşhur kehanet yetisini elinden alamadı. Kadehinizdeki son damla gibi, onun bilgeliği de dilden dile aktı geldi işte.

Hadi şimdi susun da biraz dinlenin; gelecek sefer size, bir tanrıça ile bir ölümlünün o hiç bitmeyen kavgalarını anlatırım, olur mu?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi