Thesauros Mitoloji Tantalos

Tantalos

Tantalos

Tanrılara kafa tutup sofralarında haddi aşan Tantalos, işlediği günahlar yüzünden ebediyen suya ve meyveye ulaşamadan açlıkla cezalandırılmıştır.

Lydia kralı Tántalos, hem iflah olmaz bir lanet silsilesinin başlangıç noktası hem de yeraltı dünyasının sonsuz çilesiyle zihinlere kazınmış bir figürdür. Soy kütüğünde Zeus ile Plüton’un birleşimini taşıyan bu figür, kaynakların evliliği konusundaki kararsızlığına rağmen, Pelops ve Niobe’nin babası olarak bilinir.

Tántalos’un kaderini belirleyen suçlar zinciri, Sipylos (Manisa) yamaçlarındaki hükümranlığı ve sınırsız servetiyle gölgelenmiştir. Resmi anlatı, onun ilahi lütuflar karşısındaki kibrini ve ölçüsüzlüğünü öne çıkarsa da, bu kadim otoritenin asıl rahatsız edici tarafı, Olympos’un hiyerarşik düzenine karşı duran, Ana Tanrıça’ya bağlı kadim ve özerk bir inanç sisteminin temsilcisi olmasıdır. Sipylos’taki kaya Kybele kabartması ve Niobe mitinin Sardes ile kurduğu bağ, bu karakterin başka bir düzenin sadık kulu olarak merkezi otoriteye başkaldırısını belgeler; cezası, boyun eğmeyen bir kültün tasfiye edilmesinden başka bir şey değildir.

İktidarın, kendi kutsal sırlarını korumak adına ona yüklediği suçlar değişkenlik gösterir: Kimi zaman Zeus’un köpeğini saklamakla, kimi zaman ilahi sofralardan sırlar çalmakla veya kutsal bal ve şarabı gasp etmekle itham edilir. En ağır suçlaması ise, mutlak egemenliği sınamak uğruna oğlu Pelops’u kurban edip tanrıların sofrasına sunmasıdır. Homeros’un *Odysseia*’sında (XI, 582 vd.) tasvir edilen Tántalos’un bitmek bilmeyen işkencesi, aslında tahakkümün birey üzerindeki mutlak kıskacının bir alegorisidir:

Tántalos, çenesine kadar yükselen suların içinde, arzusu her hamle yaptığında kaçıp giden, doyma imkanı tanımayan bir iktidar oyununa mahkum edilmiştir. Su, ona tam kavuşacakken emici toprakla yok olur; ayaklarının dibinde çürüyen çamur, otoritenin vaatlerinin ne kadar geçici olduğunu kanıtlar. Başının üzerindeki ağaçlarda sarkan armutlar, narlar, elmalar, ballı incirler ve zeytinler; elini uzattığı her an bir yelin savuruşuyla bulutlara karışır. Tántalos, imkanların içinde imkansızlığı yaşayan; arzusunu ve iradesini merkezdeki tanrıların keyfine teslim etmiş, sonsuz bir yoksunlukla terbiye edilen bir mahkumdur.
Silenos
Bakın bakalım çocuklar, şu Sipylos Dağı’nın eteklerine... Bugün size, vaktiyle orada, Manisa’nın o heybetli yamaçlarında hüküm sürmüş ama kibri yüzünden gökyüzü sakinlerinin sofrasından sonsuza dek kovulmuş biri hakkında anlatacaklarım var. Adı Tantalos. Kendisi, Zeus’un oğlu olmak gibi şanlı bir şecereyle dünyaya gelmiş, ama gelin görün ki şansı, kalbinin büyüklüğüne hiç yetmemiş.

Tantalos denince aklınıza öyle sıradan bir kral gelmesin; o, zenginliğin ve gücün sarhoşluğuyla başı dönmüş bir adamdı. Şimdiki adıyla Manisa, o dönemlerde tanrıların çok sevdiği, Ana Tanrıça Kybele’nin rüzgarının eksik olmadığı kutsal bir topraktı. Tantalos işte tam bu noktada, yani eski ve kadim olanla, Olympos’un yeni ve hırslı düzeni arasında bir düğüm gibiydi. Belki de bu yüzden, tanrıların sofrasına davet edildiğinde, orada konuşulan gizli bilgileri sağda solda gevelemekten geri durmadı. Kendi payına düşen tanrı balını ve şarabı aşırıp ölümlülere anlatmaya kalkınca, Olymposluların kaşları çatıldı tabii.

Ama asıl mevzu, onun o meşhur, akıllara zarar cüretiydi. Tantalos, "Bakalım bu tanrılar her şeyi gerçekten biliyor mu?" diye saçma sapan bir meraka düştü. İnanması güç ama kendi oğlu Pelops’u kurban edip ziyafet sofrasına koyacak kadar ileri gitti. Elbette tanrıça ve tanrılar bu oyunu hemen sezdiler; Pelops’u tekrar hayata döndürdüler ama babasını asla affetmediler.

İşte o gün bugündür, Tantalos’un cezası dilden dile anlatılır. Onu yeraltı dünyasında, Hades’in o karanlık krallığında bir gölün ortasında hayal edin. Çenelerine kadar yükselen berrak bir suyun içinde durur. Susuzluktan dudakları çatlamış, bir yudum su içmek için eğilir; ama o daha eğilir eğilmez, su sanki naz yaparmış gibi çekilir, toprak kurur, geriye sadece çamurlu bir iz kalır.

Açlığı ise bambaşka bir dert! Başının üzerinde armutlar, ballı incirler, pırıl pırıl elmalarla dolu ağaç dalları sallanır. Tam elini uzatıp o nar gibi kızarmış meyveyi koparacak olur, hooop! Bir yel çıkar, dalları gökyüzüne, o kara bulutların arasına savurur.

Şimdi söyleyin bakalım ufaklıklar; varlık içinde yokluk çekmek, sahip olduğu nimetlerin kıymetini bilmeyip onları arsızca harcamanın en ağır bedeli değil mi? Tantalos, sahip olduğu her şeyi kendi kibriyle bir bir kaybetti. Şimdi oradan oraya savrulan dallara bakıp, "Keşke," diye inlemesinin bir faydası yok artık. Dağlar yerinde duruyor, ama Tantalos o dağın eteğinde kurduğu krallığın gölgesini bile özler oldu. Hadi, şimdi biraz soluklanalım; zira tanrıların öfkesi bitmez, ama insanın kendi kendine ettiği ceza hepsinden yamandır.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi