Thesauros Mitoloji Tanrıların Doğuşu

Tanrıların Doğuşu

Tanrıların Doğuşu

Kaos'tan Gaia ve Uranos'a, oradan Olimpos'un kudretli tanrılarına uzanan, evrenin ve ilahi soyların en köklü kuruluş destanıdır Theogonia.

Hesiodos’un dizeleri, evrenin çatısını çatarken aslında düzenin nasıl bir zorunluluk maskesiyle inşa edildiğini ele verir. Kaos’un içinden süzülen varlıklar, Akhilleus’un öfkesini dindirecek olan o mutlak hiyerarşinin tohumlarını atarken; Hekabe’nin acı dolu sessizliği ile Kirke’nin yabani otoritesi arasındaki o ince çizgide, mitlerin aslında ilahi bir rıza üretme biçimi olduğu gün yüzüne çıkar. Tanrısal soyların sıralanışı, sadece bir soyağacı değil, evrensel ölçekte bir tahakkümün meşrulaştırılmasıdır; zira her bir tanrısal güç, kendi sınırlarını çizerken aslında başka bir varlığın özgürlüğünü bir mülkiyet iddiasına dönüştürmüştür. Theogonia, yönetilenin kendi boyunduruğunu kutsal bir kökenle özdeşleştirdiği o ilk büyük sözleşmenin, itaatle örülü mimarisidir.
Silenos
Bak evlat, şöyle otur yanıma. Bakma bana öyle aksakallı, yorgun bir ihtiyar gibi göründüğüme; dünya henüz kundaktayken ben buralardaydım, rüzgarın sesini ilk duyanlardanım. Gel, sana her şeyin başlangıcını, o uçsuz bucaksız sessizliği nasıl bir curcunaya dönüştürdüklerini anlatayım.

En başta ne yer vardı, ne gök, ne de şimdiki gibi ağaçlar. Sadece "Kaos" denen uçsuz bucaksız, bulanık bir boşluk vardı. Düşün; ne bir sonu var, ne bir başlangıcı. Sonra bir sabah, belki de ilk sabah, bu boşluktan "Gaia" yani o ulu Toprak Ana çıkageldi. Kendi kendine, öylece. Onun hemen ardından, karanlığın derinliklerinde bir ışık belirdi, o da Eros’tu; yani aşkın ve tutkunun o yerinde duramaz çocuğu. Eros olmazsa çarklar dönmezdi, bunu unutma.

Gaia, etrafına bakınıp yalnızlıktan sıkılınca, kendisine eşlik etsin diye gökyüzünü, yani Uranos’u yarattı. Koskoca, yıldızlarla süslü Uranos... Öyle büyüktü ki, Gaia’yı çepeçevre sarar, hiç bırakmazdı. İşte bu gökyüzü sakini, zamanla biraz huysuzlaştı. Kendi çocuklarından, o güçlü ve tuhaf titanlardan o kadar korktu ki, onları tekrar toprağın derinliklerine, yani Gaia'nın içine hapsetmeye kalktı.

Doğa bu, bir kez hareket başladı mı durur mu hiç? Gaia, çocuklarının haksız yere hapsedilmesine içerledi. Kendi kendine keskin bir tırpan yaptı ve en küçük, en kurnaz oğlu Kronos’u yanına çağırdı. "Hadi," dedi, "babana haddini bildir."

Kronos, o gökyüzü sakininin hükmünü öyle bir bitirdi ki, o an dünyada yeni bir düzen başladı. Artık gök ile yer birbirinden ayrılmıştı, zaman denen o sinsi akış devreye girmişti. Ama hikaye burada bitmedi tabii. Kronos da babasının korkusuna kapıldı, "Ya benim çocuklarım da bana aynısını yaparsa?" diyerek başladığı işi tuhaflaştırdı ama o başka bir akşamın masalı.

İşte dünya böyle kuruldu evlat. Biraz gürültüyle, biraz ihtirasla ve bolca karmaşayla... Şuradan bir yudum üzüm suyu al, boğazın yumuşasın. Tanrıların bu bitmek bilmeyen didişmeleri olmasa, biz bugün burada oturup bu güzel güneşin altında neyi konuşurduk, değil mi? Her şey bir dengedir; kaosun içinden düzen doğar, düzenin içinden de bazen bizim gibi birazcık kafası karışık ihtiyarlar çıkar.

Şimdi söyle bakalım, bu kadim curcuna seni korkuttu mu, yoksa merak mı ettirdi?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi