Bak evlat, şöyle yaklaş hele. Ateşin çıtırtısı bazen en eski sırları fısıldar insana. Şimdi sana anlatacağım şey, öyle her önüne gelenin geçemediği, zekası keskin bir dişinin hikayesi: Sphinks.
Şu gökyüzü sakinlerinin dünyasında her şey birbirine bağlıdır, bilirsin. Sphinks de öyle tesadüfen türemiş bir yaratık değil. Hesiodos denen o yaşlı ozanın yazdıklarına bakarsan, kökeni biraz karanlık, biraz da vahşi. Ekhidna ile Orthos’un soyundan gelir; yani öyle bir aile ağacı var ki, içine düşsen bir daha çıkamazsın.
Görünüşü mü? İşte orası tam bir muamma. Uzaktan baksan, sanki bir sanatçı elinden çıkmış gibi büyüleyici bir kadın yüzü ve narin göğüsleri var. Ama sakın kanma! Bir adım daha yaklaştığında, o narin görünüşün yerini aslanın çevik ayakları ve uzun, kamçı gibi savrulan kuyruğu alır. Hem kadın kadar zeki, hem de bir aslan kadar yırtıcı... Tam bir tezatlık abidesi anlayacağın.
Efsanelerde adı en çok Oidipus’la yan yana anılır. Hani şu talihsiz adamla... Sphinks, Thebai şehrinin girişinde pusuya yatar ve yolunu kesen her faninin karşısına dikilirdi. Elinde kılıcıyla gelen babayiğitlere bakmazdı bile, o kılıçtan daha keskin bir silahı vardı: Bilmeceler.
"Sabah dört ayaklı, öğlen iki, akşam üç ayaklı yürüyen o yaratık nedir?" diye sorardı. Bilirsen, yolun açık olsun; bilemezsen, o aslan ayaklarının altında sonun gelirdi. Sphinks sadece bir canavar değil, aynı zamanda hayatın aslında ne kadar zorlu bir sınav olduğunu hatırlatan yaşlı bir öğretmen gibiydi.
İşte böyle küçük dostum. Bazıları ona korkunç bir felaket der, bazıları ise aklın önündeki dev bir engel. Şarabımdan bir yudum alırken şunu unutma: Hayat bazen sana öyle bir bilmece sorar ki, onu çözmek için ya cesaretin ya da aklınla barışık olman gerekir. Sphinks, o bilmecelerin bekçisi olarak hala o kadim topraklarda, güneşin altında uyukluyor mudur dersin? Belki de sadece doğru cevabı bekliyordur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o korkunç canavarların aslında kimin aynası olduğunu hiç düşündün mü? Kadehimdeki birkaç damla üzüm suyu gibi, hayat da bazen bulanık ve tatlı bir bilmecedir. Gel, sana Sphinks hakkında o kadim kitapların bile yazmaya çekindiği bir sırrı fısıldayayım.
Sphinks, efsanelerde kadın yüzlü, aslan gövdeli bir hilkat garibesi diye geçer. Herkes onu Oidipus’un karşısına dikilen, insanları yiyip bitiren vahşi bir engel sanır. Oysa gerçek, sarayların koridorlarında gizlenen o kibirli kralların anlattığı gibi değildir evlat.
Sphinks, Ekhidna ve Orthos’un soyundan gelmiş, belki de sistemin dışına itilmiş, doğanın hırçın ve dışlanmış kızıydı. Bir canavar mıydı? Belki. Ama neden bir kapının önünde bekleyip cevaplanması imkansız sorular sormaya mecbur bırakılmıştı? Düşün bir; otorite sahipleri, yani o Thebai kralları, kendi güçlerini korumak için şehirlerini duvarlarla çevirirken, bu duvarların dışına attıkları ne kadar çok 'farklı' varlık var.
Sphinks aslında sessizlerin çığlığıydı. İnsanlara "İnsanın ne olduğunu biliyor musun?" diye sorarken, aslında kibrin, gücün ve taht hırsının insanı nasıl bir canavara dönüştürdüğünü yüzlerine vuruyordu. O, sorularıyla sadece bir bilmece çözdürmüyor; kralların hata yapmadığına inanan o uykulu topluma, hatalarıyla yüzleşmeyi dayatıyordu.
Ve o Oidipus... Kendini kahraman sanan o zavallı, Sphinks’in derin hüznünü ve haklılığını anlamak yerine, sadece soruyu cevaplayıp onu uçurumdan aşağı itti. İnsanlar bir problemi çözdüklerini sandıklarında, aslında sadece gerçeği uçurumdan aşağı atarlar, değil mi evlat? Sphinks’in sessizliği, artık o dağların yankısında gizli.
Unutma ey bilge ruh; bazen bir canavar dediğin şey, sadece senin duymaktan korktuğun gerçeği soran bir öğretmendir. Krallar tahtlarında rahat uyusun diye, dünyadaki pek çok Sphinks susturuldu. Ama bilmece hala orada; rüzgarın sesinde ve senin sorgulayan zihninde.