Thesauros Mitoloji Spartoi

Spartoi

Spartoi

Ejderha dişlerinden doğan Spartoi, topraktan çıkar çıkmaz birbiriyle savaşan, Kadmos’un kılıçtan geçirdiği o hırçın ve ölümlü savaşçılardır.

Kadmos’un toprağa emanet ettiği ejder dişlerinden filizlenen Spartoi, toprağın bağrından yükseldikleri o ilk anda, üzerlerinde taşıdıkları varoluşsal mülkiyet damgasıyla birbirlerine yönelmişlerdir. "Ekilen adamlar" olarak isimlendirilen bu figürler, otoritelerini henüz tesis edememiş bir kaosun içinde, bir efendiye duyulan sadakat ile kendi aralarındaki yıkıcı rekabetin arasına sıkışmışlardır. Bir otoritenin hükmüne boyun eğmek yerine, birbirlerinin canına kast ederek kendi kendilerini tasfiye etmeleri, iktidarın bir kurucu eylem olarak değil, mutlak bir yok oluşla beslenen bir tahakküm biçimi olduğunu simgeler; topraktan aldıkları yaşamı yine bir başkasının varlığına son vererek meşrulaştırmaya çalışan bu kadim güçler, hiyerarşinin henüz kurulmadığı o ilk boşlukta, kendi sonlarını kendi elleriyle hazırlayan itaatkar kurbanlardır.
Silenos
Gel bakalım küçük dostum, ateşin kıyısına yaklaş da sana toprağın bağrından yükselen en tuhaf hikayelerden birini anlatayım. Kulaklarını dört aç, çünkü bu ne bir kahramanın kılıç sallaması ne de bir tanrının cezasıdır; bu, bizzat toprağın kendisinin doğurduğu bir çılgınlıktır.

Kadmos, o vakitler krallığını kurmaya çalışan genç ve hırslı bir adamdı. Gökyüzü sakinleri ona "Ejderhayı hakla ve dişlerini toprağa ek" buyurmuştu. İnanması güç, değil mi? Ama kadim güçlerin işine karışılmaz. Kadmos, o devasa yaratığı alt edip dişlerini tarlaya bir tohum saçar gibi savurduğunda, toprağın altında neler döndüğünü kimse tahmin edemezdi.

Bir sabah, toprak sanki derin bir uykudan uyanır gibi kabarmaya başladı. Önce sivri miğfer uçları, sonra parlayan kalkanlar ve en sonunda da tunç zırhlı adamlar yükseldi yerden. Bunlar "Spartoi" yani "Ekilen Adamlar" idi. Ne bir anneleri vardı ne de bir babaları; doğrudan toprağın bereketinden, daha doğrusu o ejderhanın vahşi özünden gelmişlerdi. Doğar doğmaz, sanki içlerine bir savaş narası fısıldanmış gibi kılıçlarına sarıldılar.

İşin acı tarafı şu ki; bu yiğit görünümlü adamlar, hayata gözlerini açar açmaz birbirlerine düşman kesildiler. Kimse kimseyi tanımıyordu, kimseden emir almıyorlardı ama hırsları akıllarından önce gelmişti. Kadmos şaşkınlıkla izliyordu; daha güneş tepeye çıkmadan, bu tuhaf askerler birer ikişer toprağa geri düşüyor, kendi açtıkları yaralarla can veriyorlardı. Geriye sadece beş kişi kalmıştı. İşte bu beşli, o kanlı kargaşadan sağ çıkmayı başaran, toprağın bağrından süzülen en inatçı savaşçılardı.

Görüyor musun? Bazen insan en büyük gücün kendisinde olduğunu sanır ama aslında sadece toprağın bir oyuncağıdır. Kadmos o dişleri toprağa ektiğinde, aslında sadece asker değil, gelecekteki krallığının temelini de atmış oldu. Ama unutma, toprağa ne ekiyorsan, onu biçersin; eğer öfke ekersen, biçtiğin ancak kendi yıkımın olur.

Şimdi söyle bakalım, sen olsan toprağa diş değil de ne ekerdin? Belki biraz neşe, belki biraz da soğuk bir kupadan süzülen hafif bir keyif, ha? Hayat, böyle masalları dinleyecek kadar kısa ama anlamayacak kadar da karmaşık işte.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi