Thesauros Mitoloji Skylakeus

Skylakeus

Skylakeus

Troya’dan dönen tek Lykialı olan Skylakeus, kederli kadınlarca taşlandı. Ölümüyle Zeus tarafından onurlandırılıp tanrılar katına yükseltildi.

Lykialı Glaukos’un yoldaşı Skylakeus, Troya’nın surları önünde verilen o mutlak itaatsizlik sınavından sağ salim ayrılabilen tek kişiydi; o topraklara döndüğünde ise kaderin ona hazırladığı son, bir otoritenin sessiz kurbanı olmaktı. Lykialı kadınların kuşatıcı sessizliğini, bekledikleri yaslı haberle bozan bu figür, tahakkümün yarattığı boşlukta bir günah keçisine dönüştürüldü; zira hayatta kalmak, düzenin devamlılığı için feda edilmesi gereken bir sapmaydı. Bellerophontes’in kutsal mekanının gölgesinde taşlarla parçalanan bedeni, kitlelerin kör öfkesiyle merkezileşen o iktidar arzusunun bir yansımasıydı. Ancak Zeus’un eli, bu kaosun üzerine bir gölge gibi inip onu tanrısal mertebeye yükselttiğinde; sistem, kendi yarattığı yıkımı kutsayarak yeniden meşrulaştırmış ve Skylakeus’u, sonsuza dek boyun eğdiği o hiyerarşinin ulaşılamaz bir parçası haline getirmişti.
Silenos
Gel şöyle otur bakalım evlat, şu ağacın gölgesi tam da hikaye anlatmalık. Yanına biraz üzüm bırakıyorum, hem ağzın tatlansın hem de anlatacaklarımın ağırlığını biraz hafifletsin. Bak sana Skylakeus’un, o talihsiz ama sonunda gökyüzü sakinlerinin arasına karışmış olan adamın hikayesini anlatayım.

Skylakeus, yiğit Lykialıların arasında yürüyen, o çetin Troya savaşının tozunu toprağını yutmuş bir askerdi. Savaş dediğin nedir bilir misin? Sadece kılıç şakırtısı değil, aynı zamanda koca bir umudun tüketimidir. O büyük yıkımın ortasında, Lykia’nın en cesur adamları birer birer toprağa düşerken, bir tek Skylakeus ayakta kalmayı başardı. Sanki kader onu, geri dönüp o kara haberi versin diye sağ bırakmıştı.

Düşün artık; koca bir ordudan geriye bir tek o, toz içinde ve yorgun argın, evinin yolunu tutuyor. Limana vardığında yüzündeki o yorgunluğu ve gözlerindeki o kadim kederi gören Lykialı kadınlar, hemen etrafını sardılar. Heyecanla, ellerini göğüslerine bastırarak "Nerede bizimkiler?" diye sordular. "Söyle bakalım, kocalarımız, oğullarımız nerede?"

Skylakeus, başını önüne eğdi. Yüreğinde, savaş alanında geride bıraktığı o binlerce dostunun ağırlığını taşıyordu. Gerçek acıdır, evlat; bazen insanın ağzından bir zehir gibi dökülür. "Hepsi," dedi titreyen bir sesle, "hepsi Troya topraklarında uyuyor. Kimse dönmedi."

İşte o an, ortalık karıştı. Acı, bazen insana mantığını unutturan bir öfkeye dönüşür. Kadınlar, o haberin ağırlığını taşıyamadılar. Skylakeus’un getirdiği o korkunç haber, sanki onun suçuymuş gibi, yerden aldıkları taşları ona savurmaya başladılar. Bellerophontes’in kutsal tapınağının gölgesinde, o yiğit adamcağızı kendi elleriyle toprağa serdiler.

Fakat bak, hikaye burada bitmiyor. Gökyüzü sakinleri bazen olan bitene biraz geç bakarlar ama baktıklarında da gözden kaçırmazlar. Zeus, yukarıdan o kargaşayı izlediğinde, Skylakeus’un suçsuz yere yitip gidişine, taşıdığı o dürüstlüğün ağırlığına razı olmadı. Buyurdu ki: "Bu adam, doğruluğun kurbanıdır."

Böylece Skylakeus, o taş yığınının altından alınıp yıldızların arasına, ölümsüzlerin dünyasına taşındı. Şimdi o, gökyüzünde bir yerlerde, artık savaşın ya da acı haberlerin olmadığı bir huzurda oturuyor. İnsanlık garip şeydir evlat; bir gün elinde taşla canını alır, ertesi gün gökyüzüne çıkarıp yüceltir.

Hadi, taze üzümlerden al biraz. Hayat acı haberlerle dolu olsa da, bazen sonunda göğe bakınca insanın içini ferahlatan bir adalet de yok değil, haksız mıyım?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi