Gel otur şöyle yanıma, biraz soluklanalım. Hani şu gökyüzünde parlayan yıldızlar, dünyadaki sular ve yüksek tepeler var ya, işte onlardan daha eskilerini anlatayım sana. Sisyphos adında, herkesten daha sivri akıllı, ele avuca sığmaz bir adam vardı.
Bu Sisyphos öyle bir çocuktu ki, zekasıyla gökyüzü dostlarımızı bile şaşırtırdı. Ama bazen bu kurnazlığı biraz fazla kaçırır, herkesi birbirine düşürürdü. Bir keresinde, gökyüzünün en tepesindeki büyük dostumuzun bir sırrını, başka birine söyleyiverdi. "Sana yardım ederim ama karşılığında şehrime tertemiz bir kaynak suyu getireceksin," dedi. Gökyüzü dostumuz bu işe çok kızdı tabii. Thanatos adında, herkesin bildiği o sessiz yolcuyu, Sisyphos'u alıp götürmesi için gönderdi.
Ama bizim Sisyphos durur mu? Kurnazlığını kullandı, Thanatos'u bir güzel bağlayıverdi. O gün bugündür kimse dünyadan göçüp gitmez oldu. Sonunda ortalık karışınca, gökyüzü dostumuz duruma el attı ve Sisyphos'u ölüler diyarına gönderdi. Ama bizimki yine durmadı! Ölmeden önce eşine, "Sakın benim için tören yapma, mezarımı hazırlama," diye tembihledi. Hades'in kapısına gidince de, "Bak gördün mü, eşim bana ne bir tören yaptı ne de bir mezar hazırladı, gidip onu bir azarlayıp döneyim," diyerek izin alıp kaçtı.
İşte bu yüzden, geri döndüğünde ona öyle bir ceza verdiler ki... Şimdi kocaman, ağır bir kaya parçası düşün. Sisyphos bu kayayı alıyor, kan ter içinde, bacakları titreye titreye o dik tepenin en üstüne kadar çıkarıyor. Tam "bitti" dediği, kayayı tepeye yerleştirdiği anda, koca kaya hop diye aşağı yuvarlanıyor. Sisyphos bakıyor, derin bir nefes alıyor ve tekrar aşağı inip aynı işe başlıyor.
Bazı akıllı insanlar der ki; bu iş çok anlamsız, neden sürekli aynı şeyi yapıyor? Ama bence Sisyphos aslında çok güçlü. Çünkü her gün o kayayı yeniden yukarı iterken, kendi gücünü ve aklını kullanıyor. Yorgunluktan belki biraz şarap içip dinlenmek isterdi ama işi hiç bitmiyor. O, kayayı her defasında tepeye kadar iterek, aslında kendi hayatının kahramanı oluyor. Kimse ona ne yapacağını söyleyemiyor, o kendi oyununu, kendi çabasıyla oynuyor.
Bak, hayat bazen böyle yokuş yukarı bir kaya itmek gibidir. Önemli olan tepenin ne kadar yüksek olduğu değil, o kayayı itmeye devam ederken ne kadar dik durabildiğindir. Şimdi git, o neşeli kahkahanı at; çünkü Sisyphos gibi inatçı ve akıllı olmak, dünyanın en zor ama en güzel oyunudur.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana kahraman diye tanıtılanların aslında ne kadar korkak, "yüce" denilenlerin ise aslında ne kadar küçük hesaplar peşinde olduğunu hiç düşündün mü? Hadi gel, sana Sisyphos'un o meşhur kaya taşıma hikayesinin altındaki o gizli gerçeği fısıldayayım.
Yukarıdaki Gökyüzü sakinleri, kendi oyunları bozulduğunda hemen "kuralsızlık" diye bağırırlar. Sisyphos ne yaptı biliyor musun? Onların kusursuz sandığı düzenin ne kadar kırılgan olduğunu herkese gösterdi. Bir keresinde Gökyüzü sakinlerinden biri, Zeus, yine bir kızı kaçırmıştı. Sisyphos bunu gördü ve "Neden susayım?" dedi. "Eğer bir kaynak suyu istiyorsam, bu gücü kullanmalıyım." İşte o gün, kralların dokunulmazlığı efsanesini yerle bir etti. O, tanrılara kafa tutan, onların "yasaklarını" zekasıyla bir oyuncağa çeviren özgür bir zihindi.
Sistemin cezası ise ağır oldu. Onu, Hades'in derinliklerine, bitmek bilmeyen bir işin içine hapsettiler. Sisyphos, o koca kayayı tepeye çıkarır, tam zirveye ulaştığı anda kaya aşağı yuvarlanır. Sen buna bir işkence mi diyorsun? Hayır, evlat. Bu, otoritenin "seni yendik, bak başaramadın" deme biçimidir. Ama yanılıyorlar!
Sisyphos o kayayı her ittiğinde, aslında şu gerçeği haykırıyor: "Beni durduramazsınız." O kaya yokuştan yuvarlanırken, o sadece bir parça toz ve taşa bakmıyor; kendi iradesine bakıyor. Gökyüzü sakinleri ona bu cezayı vererek aslında onun zihnini sonsuza dek özgür kıldılar. Çünkü o, kayanın tepede durmayacağını bile bile o gücü göstermeye devam ediyor. Bilgeliğin küçük bir yudumu, yani hafif bir neşe ve biraz da şarap tadında bir başkaldırı, insanın en büyük silahıdır.
Dünya sana "başarılı ol" diye baskı yapacak, "yukarıda kal" diyecek. Ama unutma, bazen en büyük zafer, sistemin sana dayattığı o anlamsız "kazanma" oyununu reddedip, kendi taşını kendi iradenle taşımaktır. Gökyüzü sakinleri, Sisyphos'un yorulduğunu sanıyorlar. Oysa o, kayasını her ittiğinde onlara gülüyor. Gerçek kahramanlar kılıç sallayanlar değil, kendi hikayesinin yazarını, yani bu otoriter düzeni reddedebilenlerdir.
Şimdi anladın mı? Kayayı itmek bir ceza değil, bir direniştir. Sen kendi taşını seçerken, kimin kuralına göre yaşadığına dikkat et evlat. Gökyüzü sakinleri senin susmanı ister, ama sen, tıpkı Sisyphos gibi, kendi aklının sesini dinle.