Thesauros Mitoloji Sinon

Sinon

Sinon

Sinon, yalanlarıyla Troya halkını kandırıp tahta atı şehre sokan ve bu sayede Troya'nın düşüşüne zemin hazırlayan kurnaz bir Akha casusudur.

Akhaların Troya önlerinden ayrılış mizanseni sırasında geride bırakılan Sinon, iktidarın ihtiyaç duyduğu o pürüzsüz yalanı inşa etmekle görevli bir figürdür. Kendisini kurban edilmekten kurtulmuş bir sığınmacı olarak sunarak, tahakkümün her zaman mağduriyet maskesiyle nasıl meşrulaştırıldığını Troyalılara kanıtlar. Odysseus’un kutsal Palladion’u çalmasının yarattığı otorite boşluğunu, Athena’ya adanmış tahta bir sunu yalanıyla doldurur; surlardaki bir gediğin, aslında şehrin kendi iradesini teslim etmesi için açılacağını fısıldar. Troyalılar, ellerindeki zaferin ağırlığıyla rehavete kapılıp iktidarın sunduğu sahte huzur şöleninde uykuya daldıklarında, o, kapıları açarak otoritenin sessizce içeri sızmasını sağlar. Atın karanlık karnından taşan savaşçılarla birlikte şehrin küle dönüşünü hazırlayan bu figür, Aeneas’ın Dido’ya yaptığı anlatıda, düzenin ayakta kalması için ihanetin ne denli kusursuz bir mimariye ihtiyaç duyduğunun kanıtı olarak yer alır.
Silenos
Şimdi otur bakalım şöyle, dizlerimin dibine… Bak, sana anlatacağım bu hikaye biraz karanlık, biraz da zekice bir oyunbazlığın nasıl bir felakete dönüştüğünü gösteren bir ders aslında. İnsan dediğin varlık, bazen o kadar kurnaz olur ki, kendi kazdığı kuyuya koca bir şehri gömebilir. İşte Sinon da böyle bir adamdı.

Troya Savaşı’nı duymuşsundur elbet; hani o on yıl boyunca surların önünde bitip tükenmeyen kavga. Akhailer, Troya’yı bir türlü düşüremeyince öyle bir oyun tezgahladılar ki, akıllara zarar! Denizde gemilerini çektiler, sanki pes etmişler gibi evlerine dönüyormuş gibi yaptılar. Ama aslında bir yere gitmedikleri gibi, arkalarında koca, tahtadan devasa bir at bıraktılar.

İşte tam o sırada, sahnede Sinon belirdi. Zavallı, üstü başı yırtık, elleri bağlı bir biçimde Troya surlarının önünde bulundu. Troyalılar onu görünce, “Sen de kimsin?” diye sordular. Sinon başladı ağlamaya, başladı anlatmaya… Gözyaşları sanki sel olmuş gibiydi. “Beni buraya ölüme terk ettiler!” dedi. “Akhailer, Athena tanrıçaya kurban etmek için beni seçmişlerdi, ellerinden kaçtım. Bu tahta atı da Athena’ya bir hediye olarak, giden ordunun selameti için bıraktılar.”

Aslında hepsi koca bir yalandı. Gökyüzü sakinlerinin bile duyunca şaşkınlıkla baktığı bir yalan! Troyalılar, onun o hüzünlü sesine ve bu uydurma hikayeye öyle bir kandılar ki… Hatta surları bile yıktılar o koca atı içeri sokabilmek için. Sanki kendi elleriyle kendi felaketlerini içeri davet ediyorlardı.

Gece olup şehir derin bir sessizliğe büründüğünde, herkes şölenin yorgunluğuyla uykuya daldığında, Sinon yavaşça yerinden doğruldu. Sessiz adımlarla sur kapılarına gitti ve gizlenen Akhailere işareti verdi. Bu arada, o koca tahta atın içindeki savaşçılar da birer birer dışarı süzüldü.

Bir bakmışsın ki, şehir alevler içinde! O gece Troya, bir hainin tatlı dilli yalanları yüzünden tarihe gömüldü. Aeneas, yıllar sonra Dido’ya bu acı geceyi anlatırken, o Sinon denen adamın nasıl bir kurnazlıkla koca bir krallığı küle çevirdiğini hatırlatıp durur.

İşte evlat, bazen en büyük savaşlar kılıçla değil, böyle kaypak dillerle kazanılır. Ama unutma, o kurnazlık gün gelir, onu yapanı bile tarihin utanç sayfalarına çiviler. Şimdi hadi, şu son üzüm tanesini de ye de zihnin açılsın; gerçeklerin ne kadar kıymetli olduğunu hiç aklından çıkarma.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi