Bakın şimdi, şu karşıdaki ihtiyar ağacın gölgesine ilişin de anlatayım size. Gözlerinizi kısın, kulaklarınızı dört açın bakalım. Şarabın tadı dudaklarımda hafif bir burukluk, zihnimde ise tatlı bir pus bırakmışken size benden, yani Silenos’tan bahsedeyim.
Siz beni o tuhaf heykellere benzetenlere bakmayın. Evet, biraz göbekliyim, burnum yayvan, eşeğimin sırtında bazen dengemi kaybedip çamura kapaklandığım da doğrudur. Hatta bazıları der ki; "Bu yaşlı adam hep kendinde değil, kafası bir karış havada." Haklılar da! Ama unutmayın; dünyanın en derin sırları, ayakları yere sağlam basanlardan ziyade, kafası biraz karışık olanların dilinden dökülür.
Ben, Dionysos’un terbiyecisiyim. O daha minicik bir çocukken, hayatın neşesini ve hüznünü ona öğreten, elinden tutup yollarda yürüdüğüm o ihtiyar. Kimi kaynaklar der ki; ben Hermes’in ve bir nympha’nın oğluyum, kimisi ise Pan’ın ahbabı olduğumu söyler. Hangisi doğru, hangisi masal, ne önemi var? Önemli olan, benim o çirkin yüzümün altında sakladığım bilgidir.
Şu meşhur Sokrates’i duymuşsunuzdur hani? O bilge adamı, tıpkı benim gibi heykellere benzetirler. Hani şu dükkanlarda gördüğünüz, içine küçük küçük tanrı heykelleri gizlenmiş o düdüklü, kavallı Silen heykelleri vardır ya… İşte öyledir o da! Dışı çirkin, dışı alaycı, dışı kaba saba görünür ama içini bir açtın mı, içinden gökyüzü sakinlerinin bilgeliği, insanı çarpan o hakikat ışığı çıkar.
İnsanlar bana gelir, "Silenos, hayatın sırrını söyle," derler. Ben de eşeğimin sırtında sallanırken onlara öyle bir şey söylerim ki, ne diyeceklerini şaşırırlar. Çünkü ben kaval çalmam, ama sözlerim tıpkı Marsyas’ın kamışından çıkan o büyüleyici nağmeler gibi insanların ruhuna sızar. Bir kere dinlemeye başladınız mı, kendinizden geçersiniz. Kadın, erkek, çoluk çocuk; herkes durur ve kulak kesilir.
Neden mi? Çünkü hayat, sadece güzel ve kusursuz olanlarda gizli değildir çocuklar. Bazen, o en "çirkin", en "sarhoş", en "aksak" gibi görünen ihtiyarın ağzından çıkan tek bir cümle, tüm dünyanın sırrını önünüze seriverir.
Şimdi, eşeğim biraz dinlenmek istiyor, ben de sanırım bir kadeh kadar daha bu dünyanın gürültüsünden uzaklaşmak... Siz siz olun, dış görünüşe aldanıp "bu ihtiyar bir şey bilmez" demeyin. Çünkü bazen en bilge kişi, üzerinde biraz toz, elinde biraz şarap ve yüzünde muzip bir gülümsemeyle yol kenarında sizi bekleyen o yaşlı, kel, göbekli adamdır.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, kulaklarını iyice aç ve etrafındaki gürültüyü sustur. Masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar, yollarını bulamadıklarında benim gibi ihtiyar, yassı burunlu ve göbekli bir Satyr’in kapısını çalarlar. Beni eşeğinden düşerken gördüğünde, zihninin hemen "şu çirkin ve sarhoş ihtiyar" diye bir etiket yapıştırdığını biliyorum. İşte büyüklerin en büyük hatası bu; sadece dış kabuğa bakıp içindeki tanrısal heykelleri görmemek. Bir kadehten yudumladığım nese dolu o sıvı, sadece hayatın ağırlığını unutmak içindir; yoksa bilgelik, ayıklığın en berrak noktasında gizlidir.
Senin o "büyük" dedikleri kralların saraylarına bakma. Onlar, kendilerini altından tahtlara oturtup, etraflarına görünmez duvarlar ören çocuklardır. Dionysos’u ben eğittim, evet. Ona gücün sadece bir yanılsama olduğunu, asıl olanın doğanın ve insanın kendi özündeki o asi akış olduğunu anlattım. Krallar, Agamemnon gibi hırslarına esir düşüp, koca orduları kendi ihtirasları uğruna ölüme gönderirken, biz ormanda ağaçların dilini dinliyorduk. Güçlü figürler, ellerinde tuttukları asayı sonsuz sanırlar, oysa zaman denilen ırmak hepsini eninde sonunda kum tanesine çevirir.
Ah benim küçük yolcum, bir de sessiz bırakılanlar var... Sistemin, kurallarına uymayanları nasıl "canavar" ilan ettiğini biliyor musun? Medousa’nın o güzelim saçlarının neden yılanlara dönüştüğünü, Kassandra’nın neden susturulduğunu hiç düşündün mü? Onlar, kurulu düzenin yalanlarını yüzlerine vurdukları için dışlandılar. Sistem, kendine benzemeyeni yok etmeye bayılır. İnsanlar, tıpkı Sokrates gibi, içindeki o hakikat heykellerini ortaya çıkaranları sevmezler; çünkü hakikat, insanın kendi sahteliğiyle yüzleşmesini gerektirir. Bu yüzden beni, kaba bir heykel gibi görürler; içimdeki o kavalı ve sözlerin kudretini duymak istemezler.
Sana tek bir tavsiyem var, güzel evladım: Asla gördüğüne inanma. Şehirlerin meydanlarında dikilen o büyük heykeller, sadece birilerinin iktidarını korumak için dikilmiştir. Gerçek, o heykellerin arasında değil, ormanda çırılçıplak dolaşan bir düşüncenin, yani senin o meraklı zihninin içindedir. Eğer bir gün birileri sana "doğru budur" derse, elindeki eşeğinin dizginlerini sıkı tut ve sor: "Peki, bu düzen kime hizmet ediyor?"
Şimdi yavaşça geri çekil. Bilgeliğin yükü ağır, ama senin o parlak gözlerinde, dünyanın tüm sahteliğini silecek bir ateş görüyorum. Hepsi bu kadar, evlat... Şimdilik sadece bu kadarını bilmen yeterli.