Thesauros Mitoloji Servius

Servius

Servius

Köle bir anneden doğan, başında kutsal alevlerle parlayan ve Roma’yı halkın onayıyla yöneten, tanrısal kökenli altıncı efsanevi kral Servius Tullius.

Roma’nın altıncı egemeni Servius Tullius’un yaşamı, iktidarın kutsanma ihtiyacını gözler önüne seren mitik anlatılarla örülüdür. Saraydaki bir kölenin, ocaktan tezahür eden bir hane tanrısıyla birleşmesinden doğduğu söylenen bu çocuk, düzenin kurucu aklının tebaası üzerinde kuracağı mutlak hakimiyetin ilk işaretlerini taşır. Henüz bir bebekken başını çevreleyen alevler, Tanaquil’in müdahalesiyle bir iktidar nişanına dönüşür; zira o alev, boyun eğdiren bir otoritenin vaadidir. Krallık payesini kazanmadan önce halkın onayına sunulması, zorun dayattığı tahakkümün, rıza mekanizmalarıyla meşrulaştırıldığı ve bir devlet aklına dönüştürüldüğü tarihteki ilk örneklerden biri olarak göze çarpar. Soylu bir hanedanın yörüngesine bir köle statüsünden giren bu figür, nihayetinde yapının kendisi haline gelerek, hiyerarşiyi kutsal bir zorunluluk gibi yeniden üretmiştir.
Silenos
Bak güzel çocuk, dizlerini kır da otur şöyle yanıma; arkamdaki asmanın gölgesi bugün pek bir serin. Sana anlatacaklarım tozlu parşömenlerde yazan kuru bilgilerden değil, bizzat ateşin başında kulağıma fısıldanan kadim bir hikaye. Roma’nın o meşhur altıncı kralı, Servius Tullius’u bilir misin? Hani şu tahtın basamaklarına sanki gökten inmiş bir ışık hüzmesi gibi yerleşen o ilginç adamı...

Her şey bir saray mutfağının sıcak köşesinde, belki de ocağın çıtırtıları arasında başladı. Kral Tarquinius’un evinde bir hizmetçi kız vardı. Bir gece, evin ocağını koruyan *Lar* tanrılarından biri, belli ki kızı seçmişti. Derler ki, Servius işte böyle gizemli bir gecenin şafağında dünyaya geldi. Ama asıl hikaye o değil, asıl hikaye küçük Servius henüz beşikteyken yaşandı.

Bir gece, herkes derin uykudayken, bebeğin başının etrafında dans eden altın rengi alevler belirdi. Bir görsen, sanki gökyüzü sakinleri çocuğun saçlarını tutuşturmuş gibi ama ne saç telini yakıyor ne de minik yüzüne bir zarar veriyordu. Sarayın kraliçesi Tanaquil, o keskin gözleriyle durumu fark etti. Yanındaki hizmetkarlar telaşla söndürmeye koşacakken, "Durun!" diye bağırdı kraliçe. "Dokunmayın o ışığa!"

Tanaquil, bu alevlerin sıradan bir kıvılcım olmadığını, çocuğun geleceğine dair bir işaret olduğunu hemen anlamıştı. Bebeğin gözleri o an fal taşı gibi açıldı; küçük bir çocuk için pek de alışıldık olmayan, sanki bin yıllık bir derinliğe sahip bakışlardı bunlar. Gözlerini açar açmaz da o sihirli alevler, bir nefesle sönmüş gibi kayboluverdi.

O gün, o kraliçe biliyordu ki, bu çocuk büyüdüğünde sadece bir kralın yanında hizmet eden bir köle değil, halkının kaderini çizecek biri olacaktı. Kral Tarquinius da bu olağanüstü ışığı fark etmekte gecikmedi. Servius delikanlı çağına geldiğinde ona kızını verdi ve tahtın yolunu açtı.

Yalnız, burada durup düşünmek lazım; Servius diğer krallar gibi sadece "ben geldim, oturdum" demedi. Elindeki yetkiyi halkın gözlerinin içine bakarak, oylarıyla perçinledi. Yani hem kaderin rüzgarıyla hem de halkın güveniyle yükseldi.

Görüyor musun? Bazen köle olarak doğan birinin başının etrafında dans eden bir kıvılcım, bir gün koca bir şehrin kaderini değiştirebiliyor. Şarabımın son yudumunu bu ilginç çocuğun, yani Roma'nın o "ışıklı kralı"nın şerefine içiyorum. Hadi bakalım, şimdi biraz daha dinleneyim, rüyalarımda belki yine görürüm o alevleri.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi