Thesauros Mitoloji Semiramis

Semiramis

Semiramis

Güvercinlerce büyütülen Semiramis, zekasıyla Babil tahtına oturdu. İhtişamlı bahçeler kurup dünyayı yönetti, sonunda ise bir güvercine dönüşüp uçtu.

Sicilyalı Diodoros’un aktardığı kadarıyla Babil kraliçesi Semiramis’in kökeni, tanrısal bir cezalandırmanın gölgesinde başlar. Askalon’daki gölün sakini balık tanrıça Derketo, Aphrodite’in öfkesiyle bir çobana duyduğu arzuya yenik düşüp bir kız çocuğu doğurur; ancak kendi iradesine vurulan bu prangadan kurtulmak adına hem partnerini yok eder hem de bebeğini terk ederek sulara gömülür. Güvercinlerin, insan mülkiyetindeki mandıralardan çaldıkları süt ve peynirle yaşattığı bu çocuk, ismini bile hiyerarşinin dışından gelen bir "güvercin kökeninden" alır.

Gençlik çağına ulaştığında, kraliyet kahyasının gözüne çarpan Semiramis, bir eş olarak Ninive’ye götürülür. Zekası, kocasının iktidar alanını genişleten bir araç haline gelirken, Baktriana kuşatmasındaki stratejik hamlesi, otoritenin sadece kaba kuvvetle değil, tahakkümün sınırlarını zorlayan bir akılla tesis edilebileceğini kanıtlar. Kaleyi düşüren bu feraset, kral Ninos’un dikkatini çekmekle kalmaz, mülkiyet ilişkilerinin değişmez sertliğiyle kahyayı ya boyun eğmeye ya da kendi yaşamından vazgeçmeye zorlar. Ninos’un ölümüyle taht, Semiramis’in merkezileşen iktidarına geçer.

Kraliçe, yas tutan bir sadakatle kocasına anıtkabir inşa ederek statükoyu pekiştirir; ardından Babil’in o meşhur bahçeleri, yeryüzüne indirilmiş bir cennet illüzyonu olarak yükselir. Fırat ve Dicle kıyısındaki bu bayındırlık hamleleri, doğayı ve mekanı mutlak hakimiyeti altına alma arzusunun bir yansımasıdır. Asya’daki seferleri ve Mısır’daki tanrısal kehanet arayışı, iktidarın kendi sonunu, yani bir varisin yükselişini önceden haber almasını sağlar. Hindistan dönüşü oğlunun kurduğu komployu sezen Semiramis, iktidar oyununun doğasındaki o kaçınılmaz devir teslimi, bir başkaldırıdan ziyade göğe karışan bir güvercin mitiyle mühürleyerek dünyevi hükümranlıktan çekilir.
Silenos
Bak hele, yaklaş şuraya... Ateşin çıtırtısı ne güzel değil mi? İnsan yaşlanınca bazen unutuyor ama sizin gibi taze zihinlerin pırıltısı, hafızamı taze bir sabah çiyi gibi diri tutuyor. Madem kulak kabarttın, sana bizzat Sicilyalı Diodoros’un anlattığı, kanatları rüzgar kokan o kraliçeden, Semiramis’ten bahsedeyim.

İşin başında, Askalon’un derin, serin sularında yaşayan Derketo adlı bir gökyüzü sakini varmış. Yüzü bir kadın gibi güzel ama bedeni balık gibi pulluymuş. Gel gör ki, bazen gökyüzü sakinlerinin kaderi bile Aphrodite’nin oyunlarına gelir. Aphrodite, bu su perisini bir çobana aşık edivermiş. Derketo bir bebek dünyaya getirmiş ama bu işin utancıyla, arkasında bıraktığı o küçük kız çocuğunu bir kenara atıp gölün karanlık sularına gömülmüş.

İşte masalın en tatlı yeri burada başlar: O minicik bebek, yapayalnız kaldığında ne ölmüş, ne de aç kalmış. Ak güvercinler, sanki tanrısal bir görev edinmişler gibi, mandıralardan çaldıkları sütü ve peyniri gagalarında getirip onu beslemişler. Semiramis ismini de zaten buradan, yani "güvercinlerden gelen" anlamından almış.

Kız büyümüş; akıl küpü, gözleri ışıl ışıl bir genç kadın olmuş. Kralın kahyalarından biri onu görüp beğenmiş ve Ninive’ye götürmüş. Semiramis öyle akıllıymış ki, kocası ne zaman bir işe kalkışsa, karısının öğüdüne başvururmuş. Derken, o dönemlerin güçlü kralı Ninos, Baktriana’ya savaş açmış. Savaş uzadıkça uzamış, koca surları aşmak bir türlü nasip olmamış. Kocası karısını yanına çağırmış; Semiramis çadırda oturup dikiş nakış mı yapmış sanıyorsun? Hayır! Bir plan kurmuş. Askerleri ovada oyalarken, o yanına aldığı bir birlikle sarp kayalara tırmanmış ve kaleyi düşmanın burnunun ucundan alıvermiş.

Ninos, Semiramis’in hem cesaretine hem de o keskin zekasına öyle bir tutulmuş ki, kendi kraliçesi olmasını istemiş. Kahya direnmiş, ama ne çare? Kralın kudreti karşısında dünyası kararınca, adam kendi sonunu kendi hazırlamış. Semiramis artık kraliçeydi; hem de öyle bir kraliçe ki, Babil’in o meşhur, göğe doğru yükselen asma bahçelerini o var etmiş. Fırat ve Dicle’nin bereketli topraklarına, insanların rüyalarını süsleyecek yapılar dikmiş.

Lakin, ölümlülerin hayatı bir nehir gibidir, akar ve bir yerde durulur. Mısır’da tanrıların sesine kulak verdiğinde, bir uyarı almış: "Oğlun seni tahtından indirmeye kalktığında, senin vaktin dolmuş demektir." Semiramis, Hindistan seferinden döndüğünde oğlunun o hain planını öğrenmiş. Şaşırmış mı? Belki biraz. Ama o, sıradan bir kadın değil, güvercinler tarafından büyütülmüş bir kraliçeydi. Tahtı oğluna gönül rahatlığıyla bırakıp, gözlerden öyle bir kaybolmuş ki, kimse onun nereye gittiğini anlayamamış.

İnanışa göre, bir an gelmiş ve o kraliçe, ruhunun hafifliğiyle bir güvercine dönüşüp gök kubbenin maviliklerine kanat çırpmış. Şarap kadehimdeki son yudum misali; izi kaldı ama kendi gökyüzünün boşluğuna karıştı. Şimdi söyle bakalım, akıl mı daha güçlüdür, yoksa kaderin kanatları mı?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi