Bak hele, yaklaş şuraya... Ateşin çıtırtısı ne güzel değil mi? İnsan yaşlanınca bazen unutuyor ama sizin gibi taze zihinlerin pırıltısı, hafızamı taze bir sabah çiyi gibi diri tutuyor. Madem kulak kabarttın, sana bizzat Sicilyalı Diodoros’un anlattığı, kanatları rüzgar kokan o kraliçeden, Semiramis’ten bahsedeyim.
İşin başında, Askalon’un derin, serin sularında yaşayan Derketo adlı bir gökyüzü sakini varmış. Yüzü bir kadın gibi güzel ama bedeni balık gibi pulluymuş. Gel gör ki, bazen gökyüzü sakinlerinin kaderi bile Aphrodite’nin oyunlarına gelir. Aphrodite, bu su perisini bir çobana aşık edivermiş. Derketo bir bebek dünyaya getirmiş ama bu işin utancıyla, arkasında bıraktığı o küçük kız çocuğunu bir kenara atıp gölün karanlık sularına gömülmüş.
İşte masalın en tatlı yeri burada başlar: O minicik bebek, yapayalnız kaldığında ne ölmüş, ne de aç kalmış. Ak güvercinler, sanki tanrısal bir görev edinmişler gibi, mandıralardan çaldıkları sütü ve peyniri gagalarında getirip onu beslemişler. Semiramis ismini de zaten buradan, yani "güvercinlerden gelen" anlamından almış.
Kız büyümüş; akıl küpü, gözleri ışıl ışıl bir genç kadın olmuş. Kralın kahyalarından biri onu görüp beğenmiş ve Ninive’ye götürmüş. Semiramis öyle akıllıymış ki, kocası ne zaman bir işe kalkışsa, karısının öğüdüne başvururmuş. Derken, o dönemlerin güçlü kralı Ninos, Baktriana’ya savaş açmış. Savaş uzadıkça uzamış, koca surları aşmak bir türlü nasip olmamış. Kocası karısını yanına çağırmış; Semiramis çadırda oturup dikiş nakış mı yapmış sanıyorsun? Hayır! Bir plan kurmuş. Askerleri ovada oyalarken, o yanına aldığı bir birlikle sarp kayalara tırmanmış ve kaleyi düşmanın burnunun ucundan alıvermiş.
Ninos, Semiramis’in hem cesaretine hem de o keskin zekasına öyle bir tutulmuş ki, kendi kraliçesi olmasını istemiş. Kahya direnmiş, ama ne çare? Kralın kudreti karşısında dünyası kararınca, adam kendi sonunu kendi hazırlamış. Semiramis artık kraliçeydi; hem de öyle bir kraliçe ki, Babil’in o meşhur, göğe doğru yükselen asma bahçelerini o var etmiş. Fırat ve Dicle’nin bereketli topraklarına, insanların rüyalarını süsleyecek yapılar dikmiş.
Lakin, ölümlülerin hayatı bir nehir gibidir, akar ve bir yerde durulur. Mısır’da tanrıların sesine kulak verdiğinde, bir uyarı almış: "Oğlun seni tahtından indirmeye kalktığında, senin vaktin dolmuş demektir." Semiramis, Hindistan seferinden döndüğünde oğlunun o hain planını öğrenmiş. Şaşırmış mı? Belki biraz. Ama o, sıradan bir kadın değil, güvercinler tarafından büyütülmüş bir kraliçeydi. Tahtı oğluna gönül rahatlığıyla bırakıp, gözlerden öyle bir kaybolmuş ki, kimse onun nereye gittiğini anlayamamış.
İnanışa göre, bir an gelmiş ve o kraliçe, ruhunun hafifliğiyle bir güvercine dönüşüp gök kubbenin maviliklerine kanat çırpmış. Şarap kadehimdeki son yudum misali; izi kaldı ama kendi gökyüzünün boşluğuna karıştı. Şimdi söyle bakalım, akıl mı daha güçlüdür, yoksa kaderin kanatları mı?
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan, tozlu krallık arşivlerinin arasına gizlenmiş bir sır var. Sen, gencecik ruhunla parıltılı saraylara bakıp "ne büyük bir kraliçe!" diye iç geçirirken, ben sana o parıltının arkasındaki gölgeleri fısıldayayım. Semiramis'in öyküsü, gökyüzüne kanat çırpan bir kuşun değil, bir sistemin dişlileri arasında öğütülmüş bir kadının hikayesidir.
Derler ki, o küçük kız çocuğu; tanrıça Derketo’nun utancıyla terk ettiği, güvercinlerin ağzında taşıdığı bir lokmayla hayatta kalan bir yetimdi. Semiramis, yani "güvercinlerden gelme" dedikleri o çocuk, hayata savunmasız başlamıştı. Ama söyle bana, bir çocuğu kimsesiz bırakıp sonra ona 'güvercin' ismini takarak kutsallaştırmak, aslında onu bir kalıba sokmak değil midir? İnsanlar, kendi yarattıkları masallarla gerçekleri örtmeyi severler.
Kaderi, bir kahyanın gözlerine çarptığı o gün çizildi. Neden bir kadının zekası sadece bir erkeğin başarısına basamak olsun? Semiramis, kocasının yanında Baktriana kalesinin duvarlarına tırmandığında, o surları sadece fiziksel bir güçle değil, erkeklerin beceremediği o "stratejik akılla" aşmıştı. Ama görüyorsun ya, başarı her zaman tehlikelidir. Kral Ninos, o kadının keskin zihnini değil, sadece güzelliğini bir ganimet gibi arzuladı. Kocasını ölüme sürükleyen o korkunç güç oyununda, Semiramis bir ödül müydü, yoksa kendi tahtını kanla kuran bir mahkum mu?
Güzel yavrum, tarihin sayfaları, Semiramis'in Asma Bahçeleri'ni yaptırıp dünyayı imar ettiğini yazar. Evet, harikalar yarattı; Fırat ve Dicle onun elleriyle şekillendi. Ancak unutma ki, her görkemli anıt, ardında binlerce sessiz insanın terini ve kanını saklar. O kraliçe, gücü elinde tutabilmek için tanrı sözcülerine, kehanetlere ve en önemlisi kendi oğluna karşı bir savaşa girmek zorundaydı. Taht, ona huzur değil, en yakınlarından bile şüphe duyacağı bir yalnızlık getirdi.
Sonunda ne oldu dersin? Oğlu tarafından tehdit edildiğinde, Semiramis "bir güvercin olup uçtu" dediler. Ne kadar da şiirsel bir masal değil mi? Ama gerçek şudur: Sistemin zirvesine tırmanan bir kadın, eğer o sistemi kontrol edemiyorsa, sistemin kendisi tarafından yutulur. Onun "uçuşu", belki de iktidarın o ağır yükünden bir kaçıştı.
Şarabın neşesi zihnimdeyken şunu söyleyeyim: Güç, bir kraliçeye bile hükmetse, sonunda hepimizi birer hikayeye dönüştürür. Krallar, kraliçeler, generaller... Hepsi tarihin sahteliğinde birer figüran. Asıl gerçek, senin o berrak gözlerinde saklı. Güçlü görünenlerin ellerindeki kadehlerde bazen zehir, bazen de kendi mutsuzlukları gizlidir. Sakın unutma, evlat; gökyüzüne uçan her güvercinin kanadında, toprağa düşen bir hatıranın ağırlığı vardır. Şimdi, git ve gördüğün her görkemli masalın arkasındaki o kırık dökük gerçeği arama cesaretini kaybetme.