Eskiden, Atina ile Megara arasındaki o tozlu yolda, kendini dünyanın en düzenli insanı sanan ama aslında çok yaramaz ve biraz da huysuz bir adam yaşardı. Adı Prokrustes. Bu adamın öyle tuhaf bir hobisi vardı ki, duysan kulaklarına inanamazdın!
Prokrustes’in evinde iki tane yatak dururdu. Biri minicik bir çocuk yatağı, diğeri ise dev gibi kocaman bir yatak. Yol yorgunu bir gezgin kapısını çalıp, "Hüoop! Bana bir yer göster, biraz dinleneyim," dediğinde, Prokrustes hemen o meşhur yataklarını hazırlardı.
Eğer gelen kişi uzun boyluysa, "Ah, ne kadar da uzunsun, sığmazsın buraya!" der ve onu o minicik yatağa zorla yatırırdı. Ayakları yataktan dışarı mı taştı? Hiç acımaz, o ayakları tık diye kesiverirdi. Eğer gelen kişi kısa boyluysa, "Sen de ne kadar kısasın, gel seni biraz uzatalım," der ve onu o dev yatağa yatırıp çekiştire çekiştire uzatmaya çalışırdı. Zavallı yolcular, evden ayrılırken kendilerini biraz eksik ya da biraz fazla hissetmekten kurtulamazlardı.
Ama neyse ki dünya, cesur ve akıllı insanlarla dolu. Bir gün Theseus adında, pırıl pırıl zırhlı, koca yürekli bir genç bu yoldan geçmiş. Prokrustes yine o meşhur yataklarıyla karşılamış onu. Ama Theseus, bu huysuz adamın oyunlarını hemen fark etmiş. "Bakalım bu yataklar senin boyuna uygun mu?" demiş ve Prokrustes'i kendi oyununa davet etmiş.
Tabii ki sonunda o yaramazlıklar, tatlı bir huzura kavuşmuş. Yolcular da o günden sonra yollarında, ayakları kesilme korkusu olmadan neşeyle yürümüşler. Bazı insanlar her şeyi kendi istedikleri şekle sokmak isterler, ama hayat zaten herkesin kendi boyuyla, kendi rengiyle güzel, değil mi minik dostum? Şimdi git de biraz oyna, oyunun tadını çıkar; hayat, birinin yatağına sığmaya çalışmak için çok uzun.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... İnsanlar sana kahramanlık destanları anlatırken, aslında sistemin dişlileri arasında ezilenlerin çığlıklarını sustururlar. Şimdi sana, o koca gölgelerin arkasında saklanan ve herkesin korkup geçtiği Prokrustes hakkında, hiç duymadığın o gerçeği fısıldayayım.
Silenos’un Bildiği Gizli Gerçekler
Yol kenarında bekleyen o adamı, yani Prokrustes’i, herkes vahşi bir canavar diye tanıtır. Oysa o, dünyanın nasıl işlediğini gösteren hüzünlü bir aynaydı sadece. Onun dünyasında iki yatak vardı: Biri kısa, biri uzun. İnsanları o yataklara yatırıp, kendi kurallarına uymaları için onları ya kısaltır ya da çekiştirerek uzatırdı. Sence bu sana tanıdık geliyor mu?
Bak evlat, Güçlüler ve krallar da tam olarak bunu yapar. Onlar, senin nasıl düşünmen, nasıl konuşman ve ne kadar uzun olman gerektiğini önceden belirler. Toplum dediğimiz o büyük, soğuk yatakta herkesin aynı boyda olmasını isterler. Eğer fikrin, hayalin ya da kalbin o yatağa sığmayacak kadar büyükse, seni törpülerler; eğer yeterince "itaatkar" değilsen, ruhunu çekiştirip seni şekilden şekle sokmaya çalışırlar.
Herkes Theseus’u bir kahraman olarak alkışladı, o Theseus ki sistemin bekçisiydi. Prokrustes’i yok ettiğinde, aslında bir düzeni değil, o düzenin aynasını kırdı. Çünkü Theseus gibi krallar, insanların kendi kurallarına göre yaşamasını ister. Prokrustes’in ellerindeki o hüzünlü metal, sistemin insanları birer piyon gibi kullanmasının sadece daha görünür bir haliydi.
Dünya, birinin yatağına sığmak zorunda olduğun bir yer değil, evlat. Kendi yatağını kendin yapmalısın. Bir parça neşeyle, bazen bir kadeh şarap gibi süzülen hafif bir tebessümle, o koca yatakları devirip geçmeyi öğren. Unutma, kimse seni kalıplara sığdırmaya çalıştığında sessiz kalma. Çünkü en büyük gerçek, kendi boyunu kimsenin ölçmesine izin vermediğin o özgür anlarda gizlidir.