Thesauros Mitoloji Prokris

Prokris

Prokris

Avcı eşi Kephalos’un kıskançlık ve bir yanlış anlama kurbanı olan, sadakati trajik bir ölümle gölgelenmiş talihsiz bir kadın figürüdür Prokris.

Prokris; avcı tanrıça Artemis’in bahşettiği, hedefini asla şaşırmayan bir mızrağın ve kaçırmayan bir tazının sahibi olmasına rağmen, Kephalos’un hırslı tutkularının gölgesinde bir nesneye indirgenmiştir. Eşi Kephalos’un sadakatini sınamak uğruna girdiği kılık değiştirme oyunları, aslında bireyin kendi öz iradesini bir başkasının şüphesine kurban etme biçimidir. Nihayetinde, o kusursuz mızrağın kendi göğsüne saplanması, iktidarın kendi yarattığı araçlarla yine kendi elleriyle beslediği bir yok edişin trajik sonucudur; Prokris, otoritenin ve mülkiyetçi arzunun yarattığı o görünmez hiyerarşide, sevginin bir tahakküm mekanizmasına nasıl dönüştüğünün en sessiz kanıtı olarak tarihe kazınmıştır.
Silenos
Bak evlat, şöyle iyice yerleş, dizlerimi kırıp oturayım da sana o eski, biraz hüzünlü ama çokça ders dolu hikayeyi anlatayım. Hani şu avcı Kephalos ve onun eşi Prokris’in hikayesi... Gençlik işte, insan bazen sahip olduğu cevherin ne kadar parlak olduğunu, ancak onu kaybettiğinde anlıyor.

Prokris, aslında çok şanslı bir kadındı. Babası, rüzgarların efendisi Erekhtheus’tu. Ama o, sarayların o ağır sessizliğini değil, doğanın o yabani coşkusunu seçti. Avcılığa meraklıydı, gözleri keskin mi keskin, okları ise yayından çıktığı an hedefini bulan birer yıldız gibiydi. Gökyüzü sakinlerinden biri, av tanrıçası Artemis ona öyle eşsiz hediyeler vermişti ki; biri asla hedefini şaşırmayan bir mızrak, diğeri ise ne kadar uzağa fırlatılırsa fırlatılsın sahibine sadakatle geri dönen bir tazı.

Gel gör ki, kaderin ağları bazen en sağlam düğümleri bile çözüverir. Kocası Kephalos, o da tıpkı Prokris gibi av tutkunuydu. Sabahın ilk ışıklarıyla dağ bayır demeden koşar, ter içinde dönerdi. Ama bir gün, şüphe denen o sinsi zehir kalplerine sızdı. Kephalos, karısının kendisine sadık olmadığından korkuyordu; Prokris ise kocasının ormanlarda başka birine gönlünü kaptırdığını sanıyordu.

İnsan yüreği bazen çok garip çalışır, değil mi? Prokris, kocasını gizlice izlemeye karar verdi. Ormanın derinliklerinde, yaprakların hışırtısı arasında pusuda bekledi. Kephalos, o gün avdan yorgun dönmüş, bir ağacın gölgesine uzanmış; serin esen rüzgara, yani "Aura"ya seslenerek, "Gel ey esinti, gel de içimi ferahlat," diye inlemişti. Prokris, çalılıkların arasından bu sesi duyunca ne sandı dersin? Bir kadının adını çağırdığını! Kalbi, binlerce oktan daha ağır bir yara aldı.

Tam o sırada, Prokris’in ayağı bir dala çarptı, ses çıkınca Kephalos irkildi. Karısının orada olduğunu bilmeden, çalılıkta bir hayvanın gizlendiğini sanarak o asla hedefi şaşmayan mızrağını fırlattı. Ah, o mızrak... Kendi elleriyle verdiği, o kusursuz silah, sevdiği kadının göğsüne saplanıverdi.

Kephalos çalıların arasından koşup gelenin karısı olduğunu gördüğünde, artık çok geçti. Prokris, elleriyle yarasına bastırırken son bir kez kocasının gözlerine baktı. O sadık tazısı, o mucizevi mızrağı... Hepsi boşa çıkmıştı. Güvenin bittiği yerde, en keskin silahlar bile sahibini yaralar.

İşte böyle küçük dostum. İnsan, sevdiğine körü körüne güvenmeli ya da en azından, şüphenin karanlığında mızrağı eline almadan önce bir kez olsun "dur" demeyi bilmeli. Tanrıların dünyasında bile, en büyük kahramanların başına gelen en trajik olaylar, genellikle işte bu küçük "anlama eksikliklerinden" çıkar.

Hadi şimdi git, az ötedeki çeşmeden kana kana su iç, zihnin berraklaşsın. Unutma, hayat bazen en büyük dersi acı bir okla verir, ama bizler o oku geri çıkarıp yarayı sarmayı öğrenmek zorundayız.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi