Bak evlat, şöyle iyice yerleş, dizlerimi kırıp oturayım da sana o eski, biraz hüzünlü ama çokça ders dolu hikayeyi anlatayım. Hani şu avcı Kephalos ve onun eşi Prokris’in hikayesi... Gençlik işte, insan bazen sahip olduğu cevherin ne kadar parlak olduğunu, ancak onu kaybettiğinde anlıyor.
Prokris, aslında çok şanslı bir kadındı. Babası, rüzgarların efendisi Erekhtheus’tu. Ama o, sarayların o ağır sessizliğini değil, doğanın o yabani coşkusunu seçti. Avcılığa meraklıydı, gözleri keskin mi keskin, okları ise yayından çıktığı an hedefini bulan birer yıldız gibiydi. Gökyüzü sakinlerinden biri, av tanrıçası Artemis ona öyle eşsiz hediyeler vermişti ki; biri asla hedefini şaşırmayan bir mızrak, diğeri ise ne kadar uzağa fırlatılırsa fırlatılsın sahibine sadakatle geri dönen bir tazı.
Gel gör ki, kaderin ağları bazen en sağlam düğümleri bile çözüverir. Kocası Kephalos, o da tıpkı Prokris gibi av tutkunuydu. Sabahın ilk ışıklarıyla dağ bayır demeden koşar, ter içinde dönerdi. Ama bir gün, şüphe denen o sinsi zehir kalplerine sızdı. Kephalos, karısının kendisine sadık olmadığından korkuyordu; Prokris ise kocasının ormanlarda başka birine gönlünü kaptırdığını sanıyordu.
İnsan yüreği bazen çok garip çalışır, değil mi? Prokris, kocasını gizlice izlemeye karar verdi. Ormanın derinliklerinde, yaprakların hışırtısı arasında pusuda bekledi. Kephalos, o gün avdan yorgun dönmüş, bir ağacın gölgesine uzanmış; serin esen rüzgara, yani "Aura"ya seslenerek, "Gel ey esinti, gel de içimi ferahlat," diye inlemişti. Prokris, çalılıkların arasından bu sesi duyunca ne sandı dersin? Bir kadının adını çağırdığını! Kalbi, binlerce oktan daha ağır bir yara aldı.
Tam o sırada, Prokris’in ayağı bir dala çarptı, ses çıkınca Kephalos irkildi. Karısının orada olduğunu bilmeden, çalılıkta bir hayvanın gizlendiğini sanarak o asla hedefi şaşmayan mızrağını fırlattı. Ah, o mızrak... Kendi elleriyle verdiği, o kusursuz silah, sevdiği kadının göğsüne saplanıverdi.
Kephalos çalıların arasından koşup gelenin karısı olduğunu gördüğünde, artık çok geçti. Prokris, elleriyle yarasına bastırırken son bir kez kocasının gözlerine baktı. O sadık tazısı, o mucizevi mızrağı... Hepsi boşa çıkmıştı. Güvenin bittiği yerde, en keskin silahlar bile sahibini yaralar.
İşte böyle küçük dostum. İnsan, sevdiğine körü körüne güvenmeli ya da en azından, şüphenin karanlığında mızrağı eline almadan önce bir kez olsun "dur" demeyi bilmeli. Tanrıların dünyasında bile, en büyük kahramanların başına gelen en trajik olaylar, genellikle işte bu küçük "anlama eksikliklerinden" çıkar.
Hadi şimdi git, az ötedeki çeşmeden kana kana su iç, zihnin berraklaşsın. Unutma, hayat bazen en büyük dersi acı bir okla verir, ama bizler o oku geri çıkarıp yarayı sarmayı öğrenmek zorundayız.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, tozlu parşömenlerin bile yazmaya çekindiği bir sır var... Gel otur yanıma; zihnindeki o parlak soruları serbest bırak ki sana Prokris’in, hani o herkesin "kurban" sandığı kadının, aslında nasıl kendi kaderinin celladı haline getirildiğini anlatayım. Evlat, yetişkinlerin kralların zaferlerini anlattığı o sahte şaşaalı sofralarda, hiç kimse Prokris’in ismini bir fısıltıdan öteye taşımaz.
Prokris... O, sadece eşi Kephalos’un hırslarının ve kıskançlıklarının bir gölgesi değildi. Hatırla; büyük krallar, kahraman dedikleri o gururlu adamlar, her şeyi "hak" olarak görürler. Kephalos da öyleydi. Avlanma tutkusuyla yanan, ormanları sadece bir ganimet alanı sanan bu adam, karısının sadakatinden şüphe edecek kadar kendine aşıktı.
Sana gerçeği fısıldayayım güzel yavrum: Prokris, büyük tanrıça Artemis'ten aldığı o sihirli mızrağı -hiç hedefi şaşmayan o keskin gerçeği- elinde tutan bir kadındı. Ancak sistem, yani o eski düzen, kadınların kendi güçlerine sahip olmalarını hiç sevmezdi. Kephalos, sırf kendi benliğini ispatlamak için, yani bir erkeğin egosu sarsılmasın diye, karısının üzerine türlü oyunlar kurdu. Onu kılıktan kılığa soktu, sadakatini ölçtü, onu bir oyuncak gibi sınadı.
Dünya, Prokris’in o keskin zekasını değil, sadece o korkunç sonunu hatırlıyor. Çalılıkların arasında, kocasının attığı o kaçınılmaz mızrağın ucunda can verirken, aslında bir hatanın kurbanı değil, kocasının kendine duyduğu o sınırsız, bencil otoritenin kurbanıydı. Kephalos’un "yanlışlıkla oldu" dediği o an, aslında bir krallık disiplininin, bir erkeğin eşini kendi malı gibi görme alışkanlığının doğal bir sonucuydu.
Bak sevgili evladım, bir yudum neşeli şarapla ruhumuzu tazeleyelim ki, bu soğuk gerçekler içimizi titretmesin. Unutma; tarihin sayfalarında adı silikleşen her kadın, aslında sistemin çarklarında ezilmiş birer cevherdir. Krallar, kahramanlar ve o çok bilmiş liderler, Prokris'in sessizliğini bir zafer gibi sundular bize. Ama biz, seninle, çalılıkların arasındaki o gerçek sesi duymaya devam edeceğiz.
Gözlerini kapat ve düşün: Güç sahipleri hata yaptığında, neden bedelini hep en masumlar, en sessizler öder? İşte bu, tanrıların bile cevaplayamadığı, senin ise sonsuza dek sorgulaman gereken o yegane düğümdür.