Deniz kenarında, dalgaların kayalara vurduğu o neşeli ritmi duyuyor musun? İyice yaklaş bakalım evlat, yaşlı bir dostun dizinin dibine otur. Bugün sana limanların, kapıların ve anahtarların sessiz ama güçlü koruyucusundan, yani Portunus’tan bahsedeceğim.
Eskiden, insanlar daha toprakla yeni yeni tanışıp yollarını çizerken, Portunus bizim dünyamızda çok önemli bir işe sahipti. O, kapıların tanrısıydı. Hani şu evden çıkarken arkandan kilitlediğin, eve dönerken seni karşılayan o ağır ahşap kapılar var ya? İşte onları korumakla işe başladı. İnsanlar bir geçitten geçerken, bir yerden bir yere adım atarken içleri rahat olsun diye ona güvenirdi. "Giriş ve çıkış benden sorulur," derdi sanki o bilge tavrıyla.
Zamanla insanlar denizlere açıldı, gemilerini uzak limanlara sürmeye başladılar. İşte o zaman Portunus’un görevi biraz daha değişti. Artık sadece evlerin kapılarını değil, koca gemilerin güvenle sığındığı limanların da bekçisi oldu. Fırtınalı bir gecede limana giren o yorgun teknelerin, rıhtıma güvenle bağlanması için Portunus’un gözetimi şarttı. Eğer limanda bir huzur, bir düzen varsa, bil ki o, gökyüzü sakinlerinin bu sessiz ve çalışkan dostunun emeğidir.
Onu onurlandırmak için Roma’nın tam kalbinde, deniz kokusunun burnuna dolduğu o görkemli liman bölgesinde bir tapınağı vardı. İnsanlar onun için bayramlar düzenler, minnetlerini sunarlardı. Hatta hikayelere bakılırsa, o şafak vaktinin tanrıçası Mater Matuta’nın oğludur. Yani anlayacağın, ışığın ve başlangıçların içinden gelen bir soydan geliyor.
Şimdi söyle bana, bir kapıdan geçerken ya da bir yolculuğun sonunda güvenli bir kıyıya vardığında, hiç hissettin mi onu? Belki bir anahtarın şıngırtısında, belki de limana vuran ilk dalganın çıkardığı o hafif seste gizlidir. İnsanlar ona hep anahtarlarla dua ederdi; çünkü bir şeyi açmak veya kapatmak, hayatın en eski ve en büyük mucizesidir.
Hadi bakalım, şimdi git ve kendi yolunu çiz. Ama unutma, her geçit seni başka bir maceraya götürür ve o maceralarda Portunus’un izi hep vardır. Belki birazcık şarap ikramı da hoşuna giderdi ama biz bugün tadında bırakalım, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o yaldızlı zaferlerin ardında, büyüklerin asla fısıldamadığı bir sır var... Gel, yanıma otur. Şarabımın son damlası kadar berrak bir gerçekliği, sana limanların eski efendisi Portunus hakkında anlatayım.
Eski Roma'nın tozlu haritalarına bakarsan, ona bir kapı bekçisi derler; geçitlerin, anahtarların ve limanların sadık koruyucusu... Büyüklerin, onu tapınaklarda heykellerin önünde eğilerek anarlar. Sanırlar ki o, sadece taş duvarları ve gümrük kapılarını bekleyen bir memurdur. Oysa Portunus'un hikayesi, otoritenin insanları nasıl küçük "görevli kutucuklarına" hapsettiğinin en eski kanıtıdır evlat.
Peki, bir tanrı neden sadece "kapı bekçisi" olmakla yetinsin?
Portunus, Mater Matuta'nın oğlu olarak doğdu; yani aslında şafağın, yeni başlangıçların çocuğuydu. Ama sistem, yani o devasa Roma çarkı, ona bir etiket yapıştırdı: "Sen kapıları koruyacaksın." Onun o geniş, denizleri kucaklayan ruhunu, sadece limanların ve iskelelerin sınırlarına hapsederek, aslında onu bir özgürlük tanrısından, bir devlet memuruna dönüştürdüler. Otorite böyledir evlat; büyük yetenekleri alır, onları bir işlevle sınırlayarak kendi düzenine köle eder.
Şimdi bir düşün; neden onun tapınağı tam da ticaretin kalbinde, limanın gürültüsünde? Çünkü sistem, her zaman kendi işine yarayanı kutsallaştırır. Portunus, yolların ve geçitlerin tanrısıyken aslında özgürce dolaşması gereken bir ruhtu; ancak sistem, "Limana gelen malı koru, şehre gireni denetle" diyerek onu bir duvarın arkasına mahkum etti.
Yolda onun için bayramlar düzenleyip kurbanlar kesen o kibirli imparatorluk bürokratları, aslında kendi güvenlik korkularını tanrılaştırdılar. Portunus'un ellerinde anahtarlar vardı, evet; ama o anahtarlar belki de onun kendi zincirlerini açmak içindi, kim bilir? Belki de o, limana gelen gemilerin içinde saklanan kölelerin gözyaşlarını gördü, belki de gümrükten geçen o ağır yüklerin altındaki ezilmiş bedenlerin ağırlığını herkesten iyi hissetti.
Sevgili evladım, eğer bir gün bir limanda durup denize bakarsan, sadece kuleleri değil, o kulelerin neden yapıldığını sorgula. Portunus, belki de bugün bizim "kapı bekçisi" dediğimiz o eski tanrı, aslında o kapıların asla kilitlenmemesi gerektiğini en iyi bilen bilgeydi. Kendi sınırlarını çizenlere değil, o sınırları aşmaya cüret edenlere gülümserdi.
Şimdi uyu ve hatırla; bazen en büyük tanrılar, en küçük kutulara kapatılırlar. Ama akıllı bir zihin, o kutunun kapağının aslında hep aralık olduğunu bilir.