Roma mitolojisinin bahşettiği meyvelerin olgunlaşmasını gözeten Pomona, Roma ile Ostia arasındaki güzergahta, kendi korunaklı alanının sınırlarını çizen bir nympha olarak varlık gösterir. Doğanın döngüsünü elinde tutan bu figürün özel mülkiyeti andıran kutsal koruluğu, bir bakıma onun üzerinde mutlak bir otorite kurmak isteyen eril tahakkümün de çekim alanındadır. Kimi anlatılar onun Picus ile yaşadığı belirsiz bir yakınlığa işaret etse de, mitin derinliği bu tür bir iradeyi daha çok Vertumnus’un eşi olması üzerinden şekillendirerek, bereketin kendi başına özerk kalışına değil, hiyerarşik bir bütünleşmeye teslim edilişine evrilir.
Elindeki asayı yere vurup tozları havalandırarak yanına oturduğumu hayal et, evlat. Şöyle dizlerini kır da anlatacaklarımı iyi dinle, zira meyvelerin dili biraz sabır ister.
Roma’nın tozlu yollarından birinde, Ostia’ya doğru uzanan o serin, gölgeli koruluklara hiç yolun düştü mü? İşte orası, Pomona’nın krallığıdır. O, sadece sıradan bir nympha değil; dalların ucundaki o nazlı tomurcukların, güneşle yıkanıp ballanan şeftalilerin ve dalında ağırlaşan elmaların sessiz koruyucusudur. Gökyüzü sakinlerinin çoğu elinde şimşekler veya altın mızraklar taşırken, Pomona elinde budama bıçağıyla dolaşır. Onun savaşı kötülükle değil, kuruyan dalların hüznüyledir.
Bilirsin, bahçeler biraz dedikoducudur; rüzgar dalların arasından geçerken her şeyi fısıldar. Derler ki, Pomona o kadar titizmiş ki, kimseyi bahçesine sokmazmış. Dışarıdan gelen her türlü yabancıya kapılarını kapalı tutar, vaktini sadece meyvelerini büyütmeye, ağaçlarını bir anne şefkatiyle budamaya ayırırmış. Kimi ozanlar, onun Picus adında bir gönül çeliciyle eski zamanlarda bir macera yaşadığını anlatır durur. Ama ben ne gördüysem onu söylerim; o, doğanın kendi kendine yeten, asil huzurunu temsil eder.
Fakat her hikayenin bir de "dönüşen" tarafı vardır, değil mi? Vertumnus... Ah, o meşum bahçıvan tanrı! Dönüşümlerin ustasıdır kendisi. Pomona’nın o kilitli bahçe kapılarını açamayınca, kılıktan kılığa girmiş; bazen yaşlı bir kadın, bazen elinde hasat sepetiyle bir köylü olmuş. En sonunda, o mevsimlerin döngüsünü simgeleyen adam, Pomona’nın kalbine giden yolu bulmuş. Birlikte, ağaçların dalları gibi birbirine dolanıp, bereketin simgesi olmuşlar.
Şimdi bir elma al eline, şöyle iyice bir bak. O elmanın kızıllığında, meyvenin içindeki o tatlı sulu hayatta Pomona’nın emeği var. Ne zaman bir bahçeden geçsen, ağaçların o hışırtısını sadece rüzgar sanma; belki de o, meyvelerini kontrol eden nympha’nın ayak sesleridir.
Hadi bakalım, şimdi git de biraz temiz hava al; toprakla oynamayanın zihni hep biraz paslı kalır. Başka bir gün, yine gel de sana başka bir gökyüzü sakininin tuhaflıklarını anlatayım.