Bakın bakalım hele, şu yaramazların haline! Gözlerinde pırıltı, avuçlarında merak... Oturun şöyle, dizlerimin dibine. Eski zamanların tozlu yollarından, hani o insanın başını döndüren, kederi ve neşeyi birbirine katan hikayelerden birini anlatayım size.
Hani derler ya, "İnsan kendi kaderinin çorbasını pişirir," işte Polyneikes de tam böyle bir durumdaydı. Adı üstünde, "çok kavgacı" demek. Bu delikanlı, ünlü Oidipus’un oğluydu; ama öyle saraylarda gününü gün eden, mutlu mesut yaşayan prenslerden değildi. Kaderi, tıpkı bir rüzgarın önündeki kuru yaprak gibi, onu oradan oraya savurdu.
Polyneikes’in kardeşi Eteokles ile arası, hani şu arpa tarlasına giren aç bir keçi gibidir; hiç huzur bulmazdı. Thebai şehrinin tahtı, sanki altından değil de ateşten yapılmıştı sanki. İkisi de gözünü dikmişti o koltuğa. Sonunda iş büyüdü, kavga kapıya dayandı. Kreon denen o katı yürekli adam, Polyneikes’i şehirden yaka paça kovunca, bizimki hırsından yerinde duramadı.
Kendi memleketine, evinin duvarlarına karşı kılıç çekmek ne acı bir şeydir, bilir misiniz? Gökyüzü sakinlerinin bile izlerken kaşlarını çattığı o büyük seferde, Polyneikes yedi koca orduyla Thebai'nin kapısına dayandı. Ama ne fayda! İçindeki öfke, kardeşinin kılıcından daha keskindi. Sonunda o kapıların önünde, tam da korktuğum şey oldu; kardeş kardeşi yere serdi. İkisi de aynı toprağın bağrına, birbirlerinin kanıyla yıkanarak uzandılar.
İşte hikayenin en dokunaklı yeri burada başlar. Kreon, öfkeli bir kral edasıyla "Onu kimse gömmeyecek!" diye yasak koydu. Ölüye bile huzur vermeyen o katı kurallar... Ama kız kardeşi Antigone, o altın kalpli, gözü pek kız, dayanamadı. "Tanrıların yasası, kralın fermanından büyüktür," dedi ve kardeşinin üzerindeki o soğuk toprağı elleriyle örttü.
Gördünüz mü çocuklar? İnsanın hırsı göklere kadar çıksa da, sonunda dönüp dolaşıp toprağın sessizliğinde buluşuyor. Şarap tadında, buruk ama insanın içini ısıtan bir son işte. Şimdi, hadi bakalım, kulaklarınızda bu hikayenin yankısıyla gidin de biraz koşun. Yaşlı Silenos’un kemikleri biraz ısınsın, başka masallar anlatmak için enerjim kalsın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep kralların zaferlerini, parlayan zırhları ve "haklı" olanın kazandığını anlatırlar. Ama gel, yanıma otur; şu ağacın gölgesinde biraz soluklanalım. Şarabın o berrak neşesi zihnimi açarken, sana tarih kitaplarının sayfaları arasına gizlenmiş o derin, hüzünlü sırrı fısıldayayım...
Polyneikes... Adı "çok kavgacı" diye çevrilir, sanki bütün o öfke onun hamurunda varmış gibi. Oysa evlat, bir insanı "kavgacı" yapan şey, sadece kendi hırsı mıdır, yoksa onu o köşeye sıkıştıranların payı yok mudur? Babası Oidipus'un o talihsiz kaderi, Polyneikes ve kardeşi Eteokles'in üzerine bir gölge gibi düştü. Bir koltuk, soğuk bir taht için iki kardeşin birbirine düşman edilmesi, sence kimin işine yaradı?
Kreon gibi otoriteyi elinde tutanlar, kurallar koyup o kuralları kendi çıkarları için bükerler. Polyneikes'i şehrinden sürdüler, onu kendi evine "yabancı" kıldılar. İnsan, ait olduğu topraktan koparıldığında içindeki o sızı, nefrete dönüşmeye meyillidir. O, Thebai kapılarına dayandığında, aslında sadece bir tahtın peşinde değildi; haksızlığa uğramışlığın verdiği o kör düğümle geri dönmüştü.
Bak güzel kardeşim, Eteokles ile birbirlerini öldürdüklerinde, kazanan kim oldu? Yine o güç sahipleri. Onların hırsı, iki genci toprak altında birbirine kavuşturdu. Gerçek, tozlu bir mezarın derinliğindedir: Otorite, kendi bekası için evlatları kırdırır, sonra da "yasa" diyerek onları gömmeyi bile yasaklar. Ama bak, Antigone çıktı ortaya. Bir kız çocuğu, koskoca bir kralın acımasız yasasını, vicdanının o küçücük ama çelikten iradesiyle yerle bir etti. O, toprağına Polyneikes'i serperken aslında şuna fısıldıyordu: "Sizin yasalarınız, sevgiden daha büyük değil."
Unutma küçük dostum; tarih, güçlülerin kendini haklı çıkarma çabasıdır. Ama biz, toprağa düşen o sessizlerin, kardeşlerin ve haksızlığa boyun eğmeyenlerin hikayesini biliriz. Dünya, sadece kralların değil, vicdanıyla ayağa kalkanların omzunda döner.