Thesauros Mitoloji Polyneikes

Polyneikes

Polyneikes

Oidipus’un oğlu Polyneikes; Thebai tahtı uğruna kardeşi Eteokles ile savaştı. İkili birbirini öldürdü, naaşını ise kız kardeşi Antigone defnetti.

Oidipus’un soyundan gelen Polyneikes, isminin taşıdığı “çok kavga eden” anlamını, Thebai tahtının mutlakiyetçi doğasına duyduğu açlıkla somutlaştırır. İktidarın tek bir elde toplanma arzusu, onu kardeşi Eteokles ile bir çatışma zeminine sürükler; zira egemenlik, paylaşılmaya gelmeyen bir tahakküm biçimidir. Şehir yönetiminin temsilcisi Kreon’un disiplin aygıtları tarafından sürgüne mahkum edildiğinde, Polyneikes kendi varlığını kanıtlamak için dışarıdan gelen bir zor gücüne sığınır. “Yediler” seferinde iktidar hırsı, kardeşini alt etme arzusuyla birleşir ve her iki figür de hükmetme arzusunun yıkıcı döngüsünde yok olur. Ölümü, Kreon’un “yasa” kisvesi altındaki keyfi otoritesine bir meydan okuma taşır; Antigone’nin cenazeyi gömme edimi ise, yasakların ötesinde bir dayanışma biçimini, devletin denetleyemediği o sarsılmaz anarşik vicdanı görünür kılar.
Silenos
Bakın bakalım hele, şu yaramazların haline! Gözlerinde pırıltı, avuçlarında merak... Oturun şöyle, dizlerimin dibine. Eski zamanların tozlu yollarından, hani o insanın başını döndüren, kederi ve neşeyi birbirine katan hikayelerden birini anlatayım size.

Hani derler ya, "İnsan kendi kaderinin çorbasını pişirir," işte Polyneikes de tam böyle bir durumdaydı. Adı üstünde, "çok kavgacı" demek. Bu delikanlı, ünlü Oidipus’un oğluydu; ama öyle saraylarda gününü gün eden, mutlu mesut yaşayan prenslerden değildi. Kaderi, tıpkı bir rüzgarın önündeki kuru yaprak gibi, onu oradan oraya savurdu.

Polyneikes’in kardeşi Eteokles ile arası, hani şu arpa tarlasına giren aç bir keçi gibidir; hiç huzur bulmazdı. Thebai şehrinin tahtı, sanki altından değil de ateşten yapılmıştı sanki. İkisi de gözünü dikmişti o koltuğa. Sonunda iş büyüdü, kavga kapıya dayandı. Kreon denen o katı yürekli adam, Polyneikes’i şehirden yaka paça kovunca, bizimki hırsından yerinde duramadı.

Kendi memleketine, evinin duvarlarına karşı kılıç çekmek ne acı bir şeydir, bilir misiniz? Gökyüzü sakinlerinin bile izlerken kaşlarını çattığı o büyük seferde, Polyneikes yedi koca orduyla Thebai'nin kapısına dayandı. Ama ne fayda! İçindeki öfke, kardeşinin kılıcından daha keskindi. Sonunda o kapıların önünde, tam da korktuğum şey oldu; kardeş kardeşi yere serdi. İkisi de aynı toprağın bağrına, birbirlerinin kanıyla yıkanarak uzandılar.

İşte hikayenin en dokunaklı yeri burada başlar. Kreon, öfkeli bir kral edasıyla "Onu kimse gömmeyecek!" diye yasak koydu. Ölüye bile huzur vermeyen o katı kurallar... Ama kız kardeşi Antigone, o altın kalpli, gözü pek kız, dayanamadı. "Tanrıların yasası, kralın fermanından büyüktür," dedi ve kardeşinin üzerindeki o soğuk toprağı elleriyle örttü.

Gördünüz mü çocuklar? İnsanın hırsı göklere kadar çıksa da, sonunda dönüp dolaşıp toprağın sessizliğinde buluşuyor. Şarap tadında, buruk ama insanın içini ısıtan bir son işte. Şimdi, hadi bakalım, kulaklarınızda bu hikayenin yankısıyla gidin de biraz koşun. Yaşlı Silenos’un kemikleri biraz ısınsın, başka masallar anlatmak için enerjim kalsın.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi