Bir zamanlar, güneşin pırıl pırıl parladığı Korinthos adında güzel bir şehir varmış. Bu şehrin başında Polybos adında, saçları karlar gibi bembeyaz, kalbi ise sıcacık bir kral yaşarmış. Polybos, koca sarayında her şeye sahipmiş ama gönlünün bir köşesinde minik bir boşluk varmış; çünkü evi cıvıl cıvıl koşturan bir çocuğun sesiyle hiç şenlenmemiş.
Bir gün, kaderin cilvesiyle küçük bir bebek gelmiş onun kucağına. Polybos, bu bebeği görür görmez gözleri ışıl ışıl parlamış. "İşte benim evladım," demiş kendi kendine. Onu kendi öz oğlu gibi sarmalamış, sevgiyle büyütmüş. Ona masallar anlatmış, elinden tutup sarayın bahçelerinde yürümüş, gönlündeki o küçük boşluğu sevgiyle doldurmuş. O minik çocuk, yani Oidipus, büyüdükçe babası Polybos’un yüzündeki mutluluk daha da artmış.
Polybos, krallığının tüm güzelliklerini ona öğretmiş. Akşamları uzun masalar kurulduğunda, tatlı içeceklerin eşliğinde birbirlerine hikayeler anlatırlarmış. Polybos yaşlanıp vakti geldiğinde, tüm krallığını çok sevdiği oğluna bırakarak huzur içinde gökyüzü dostlarımızın yanına gitmiş. O, kalbini bir çocuğa açmanın ne kadar kıymetli olduğunu tüm dünyaya gösteren, yüce gönüllü bir baba olarak hatırlanmış.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Diz çökmüş, el pençe divan durduğun o büyük krallar, o taçlı başlar hakkında sana hep zaferleri anlatırlar. Ama gel, seninle bir kuytuya çekilelim de Polybos’u konuşalım. Hani şu herkesin "iyi kalpli Korinthos Kralı" diye bildiği adam.
Güçlüler, yani o gökyüzü sakinleri, yeryüzünü bir oyun tahtası sanırlar. Polybos, kendi sarayının tozlu koridorlarında bir gün kucağında, ayakları delik deşik olmuş o bebekle (Oidipus) baş başa kaldığında, gerçek bir baba olmaktan ziyade, kaderin önüne atılmış bir piyonu kurtarmış gibi hissediyordu. Kendi çocuğu olmadığı için o küçük bebeği aldı, ona bir isim verdi, onu bir kral gibi büyüttü. Ama dur, bir düşün: Bu iyilik miydi, yoksa bir kralın kendi yalnızlığını örtme çabası mı?
Polybos, Oidipus'u büyütürken ona gerçeği hiç söylemedi. Ona, başkalarının kurduğu kanlı bir oyunun içinde piyon olduğunu anlatmadı. Oidipus, bir kral oğlu olduğunu sanarak büyüdü; oysa bir gerçeğin peşinde koşan her zihin gibi, o da sistemin yalanlarına hapsedilmişti. Polybos öldüğünde, o altın tahtı Oidipus’a bıraktı. Belki iyi bir adamdı, belki de sadece yalnızdı; ancak kralların kararları, her zaman küçük insanların hayatlarını bir düğüm gibi birbirine bağlar.
Şarap kadehimden bir yudum alıp sana şunu fısıldayayım: Bir krallığın varisi olmak, aslında bir yalanın varisi olmaktır. Polybos, Oidipus'u sevdi evet, ama onu dünyanın gerçeklerinden koruyacağını sanarak aslında onu daha büyük bir karanlığa, o kaçınılmaz kadere terk etti. Otorite bazen korur gibi görünür, evlat, ama en çok da kendi sırrını korur.
Şimdi anlıyor musun? Krallar, kendilerine bir mirasçı ararken aslında tarihin sayfalarına yeni kurbanlar eklerler. Sen sen ol, taçlı başların sunduğu hikayelere değil, o sessiz piyonların gözlerine bak. Gerçek, o gözlerin ardındaki yarada saklıdır.