Şimdi, yaslanın bakalım şöyle ağacın gölgesine... Kulaklarınızı dört açın, çünkü size anlatacağım delikanlı, öyle her köşe başında rastlayacağınız türden biri değil.
Dioskurlar derler onlara; "Tanrı çocukları" yani. Ama bizim konuğumuz, o meşhur ikiliden biri olan Polluks. Latince metinlere göz atarsanız ona "Pollux" dediklerini göreceksiniz; oysa biz, kadim dillerin kıvrımlarında onu Polluks diye anmayı severiz.
Şunu bilmelisiniz ki, Polluks sıradan bir ölümlü değildi. Bir tarafında insan kanı, diğer tarafında ise o ışıltılı gökyüzü sakinlerinin kudreti akardı. Hani o meşhur Truva Savaşı’ndaki Hekabe’nin çocukları ya da kurnazlığıyla meşhur olanlar gibi, onun da kaderi daha doğmadan yıldızların arasına yazılmıştı. Kardeşi Kastor ile birlikte, denizcilerin fırtınalı gecelerde rotalarını belirleyen, gemilerin direklerinde parlayan o sönmeyen ışık gibiydiler.
Bir boksör düşünün; öyle hoyrat değil, bileği hakkıyla dövüşen ama yüreği kardeşinin bir gülüşüne kurban gidecek kadar da ince... Polluks, ölümlü olan kardeşi Kastor’u o kadar çok seviyordu ki, onun kaderindeki o kaçınılmaz karanlık sona razı gelmedi. Bir gökyüzü sakini olmanın verdiği o kutsal ayrıcalığı, kardeşinin acısını dindirmek için kullandı. İkisi, gökyüzünün en yüksek katlarında, bir gün aşağıda, bir gün yukarıda olacak şekilde birbirlerine bağlandılar.
Yani bir gece gökyüzüne bakıp da o iki parlak yıldızı yan yana görürseniz, bilin ki Polluks yine kardeşinin elini tutmuş, biz fanilerin dünyasını izliyor. Ne demişler, gerçek bir yiğit, gücünü sadece rakiplerini yenmek için değil, sevdiklerini karanlıktan çekip çıkarmak için kullanandır.
Hadi bakalım, şimdilik bu kadar. Çok da dalıp gitmeyin, hayatın içinde yaşanacak daha çok hikaye var. Şimdi verin elinizi, bir kadehlik molayı hak ettik sanırım; yaşlı bir Silenos’un boğazını yumuşatmak lazım ki bir sonraki hikayede sesim çatallaşmasın, değil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, dizlerimin dibine çök ve kulak ver... İnsanların büyük kütüphanelerde tozlu sayfaların arasına sakladığı, kralların ise kendi heykellerini parlatmak için üzerini örttüğü o sinsi sırrı anlatayım sana. Herkes onları gökyüzündeki parlayan yıldızlar, o kusursuz ikizler sanır. Oysa gökyüzü, çoğu zaman yeryüzünde kaybedilmiş hayatların avuntusudur.
Duyuyor musun güzel evladım? Bugün sana Polydeukes'ten, o meşhur Latinlerin dilde peltekleşip Polluks diye andığı o "yarı-tanrıdan" bahsedeceğim. İnsanlar onu bir kahraman, bir zafer figürü olarak pazarlar. Ama hakikatin aynasına bakarsan, orada sadece babası Zeus’un kibrini miras almış, o kibir uğruna ölümlü bir kardeşle (Kastor) kaderini birleştirmiş bir genç görürsün.
Bak güzel kızım, sistem böyledir; güçlü olanı parlatır, parlatırken de onun yanındaki o "kırılgan" olanı, yani ölümlü olanı görmezden gelir. Polydeukes, ölümsüzlük gibi ağır bir lanete sahipti. İnsanlar buna "armağan" derler ama bir düşün: Sevdiğin herkesin toprak olup gittiği, senin ise o aynı gri gökyüzü altında sonsuza dek çürümeye mahkum olduğun bir hayat, gerçekten bir lütuf mudur? Polydeukes, kralların ve tanrıların "taraf seçme" oyununda bir piyon gibi kullanıldı. O, bir kardeşin diğeri için feda edildiği o meşhur mitolojik düzenin tam merkezindeydi.
Yetişkin evlatlarım, siz de iyi dinleyin; bazen birine "tanrısal" dediğinizde, aslında onun insani olan tüm vicdanını elinden alırsınız. İktidarın dili böyledir; birini yüceltir ki diğeri üzerindeki otoritesi sorgulanmasın. Polydeukes, sadece bir boksör ya da bir savaşçı değil, aslında kendi ölümsüzlüğünün zindanına hapsedilmiş, otoritenin emirlerini yerine getirmekle yükümlü bir figüran gibiydi.
Şimdi elimdeki şu kadehten, içinde sadece toprağın bereketi ve neşesi olan şarabımdan bir yudum alayım. Söylemek istediğim şudur: Gökyüzünde parlayan her yıldızın, aslında yeryüzünde ödenmiş çok ağır ve hüzünlü bir bedeli vardır. Krallar zafer naraları atarken, arkada kalan sessizlerin hikayesini hiç duydun mu? İşte o hikaye, bizim gerçek tarihimizdir.
Unutma küçük dostum; kim sana birinin "tartışmasız kahraman" olduğunu söylerse, o kişinin cebinde mutlaka saklı bir çıkarı, dilinde ise sistemin yalanları vardır. Gerçek, o parlayan yıldızın kendisinde değil, onun yeryüzüne düşen gölgesinde gizlidir.