Şöyle kurulun bakalım ateşin başına, ayaklarınızı uzatın. Bugün size ismi iki farklı kahramana hayat veren, tarihin tozlu sayfalarında saklambaç oynayan bir çocuktan bahsedeceğim: Podarkes.
Bu ismin anlamı "hızlı ayaklı" demektir, tam da rüzgarı ensesinde hisseden o bitmek bilmeyen çocuk enerjisi gibi. İlk olarak Troya’nın o meşhur kralı Priamos’u duymuşsunuzdur, hani şu koca surların ardında, Hekabe ile birlikte nice acılara göğüs geren kral. İşte o, daha saçlarına aklar düşmeden, henüz dizlerinde yara izleriyle koşturan küçük bir çocukken adı Podarkes’ti. Kaderin cilvesine bakın ki, "hızlı ayaklı" bu çocuk, ileride koca bir şehri sırtında taşıyacak kadar yavaşlayacak, omuzlarına dünyanın ağırlığı çökecekti. Kimi zaman gökyüzü sakinlerinin kader ipliklerini nasıl tuhaf doladıklarını düşünürken, bu ismin ona verdiği o çevikliği ne kadar özlediğini merak ederim.
Ama durun, ismi paylaşan bir başkası daha var. Bu sefer rotayı biraz daha kuzeye, o yüksek dağların gölgesindeki Tesalya topraklarına kıralım. İphiklos’un oğlu, hani şu yiğitliğiyle nam salmış Protesilaos’un kardeşi olan Podarkes... O, abisiyle omuz omuza verip gemilere atlayan, dalgalara karşı kürek çeken genç bir yürek. Bir yanda şanlı bir kralın çocukluğu, diğer yanda vatanından uzakta destanlara karışan bir savaşçının hikayesi.
Biliyor musunuz evlatlar, bazen isimler birer elbise gibidir. Biri o elbiseyi krallık koltuğuna otururken giyer, diğeri ise savaş meydanında fırtınalara karşı yürürken. Hangisi daha hızlıydı derseniz, belki de ikisi de sadece kendi hikayelerine yetişmeye çalışıyordu. İşte hayat böyle; bazen kadehimdeki son damla gibi bittiğini sanırsın ama başka bir hayatta, başka bir isimle yeniden köpürmeye başlar.
Şimdi söyleyin bana, sizin ayaklarınız sizi nereye götürüyor? Hızlı mısınız, yoksa gökyüzü sakinlerinin sizin için çizdiği o uzun yolları yavaşça adımlamayı mı seviyorsunuz?
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var...
Bak minik yolcum, bazı isimler tarihin tozlu sayfalarında birer gölge gibi asılı kalır. Bugün sana Podarkes’ten bahsedeceğim; hani şu kraliyetin şaşaalı koridorlarında adı "ayağı çabuk" diye yankılanan genç prens. İnsanlar onun hızına hayran kalıp, sanki rüzgarı evcilleştirmiş bir kahramanmış gibi anlatırlar. Ama gel, o altın taçların ardındaki gerçeği birlikte aralayalım.
Kraliyetin o soğuk duvarları arasında "hızlı" olmak, sadece çabuk koşmak demek değildir; bazen o büyük hırsların, o ağır kararların altından hızla sıyrılıp, sadece hayatta kalmaya çalışmaktır. O, Priamos adını almadan önce, sistemin kendi bekası için harcamaktan çekinmeyeceği bir piyondu. Bir çocuğun "çabukluğu", kralların savaş oyunlarında birer istatistiğe dönüşürken; Mytho Anarkhia’nın sessiz fısıltısı bize şunu söyler: İsimler değişir, unvanlar parlar, ama insanın kendi kaderini elinde tutması, o surların içinde en yasaklı eylemdir.
Bir de başka bir Podarkes vardır, hani şu Teselyalı yiğit, Iphiklos’un oğlu... İnsanlar onun kardeşinin gölgesinde nasıl cesurca savaştığını anlatır dururlar. Peki, o kardeşlerin hikayeleri neden hep kralların zafer naralarına kurban edilir? Savaşın o buruk, gri hüznünde, bir gencin ayağı çabuksa eğer, bu genellikle bir yerlerden kaçtığı veya birilerine yetişmeye çalıştığı içindir. Belki de birileri, onun hızını kendi kanlı arzuları için bir araç haline getirdi. Protesilaos gibi, o da kendi payına düşen kadere boyun eğmeye zorlandı.
Bak güzel evladım, tarih kitapları "kahraman" der geçer, şarap kadehlerini onların şerefine havaya kaldırırlar. Oysa biz, kadehleri sadece yaşamın o tuhaf, neşeli çelişkisi için kaldırırız. Gerçek, altın yaldızlı zırhların altında değil; sessizce bekleyen, unutulmuş, o çabuk adımların bıraktığı tozlu izlerdedir.
Otoritenin parlatılmış aynasına bakma; o aynalar sadece seni kendine yabancılaştırır. Unutma, en hızlı koşanlar bile bazen sistemin kurduğu labirentin içinde dönüp duranlardır. Şimdi derin bir nefes al ve düşün; senin adın ne anlama geliyor ve seni kim, hangi amaçla koşturuyor?