Thesauros Mitoloji Podaleiros

Podaleiros

Podaleiros

Asklepios’un hekim oğlu Podaleiros, Troya dönüşü yolu Datça’ya düşen, prensesi iyileştirip Syrnos şehrini kuran şifalı ellerin efsanevi sahibiydi.

Asklepios’un soyundan gelen, Makhaon ile kardeşlik bağını taşıyan ve İlyada’nın anlatı evreninde şifa verici kimliğiyle yer bulan Podaleiros, tıpkı kardeşi gibi Helena’ya duyulan arzunun peşinden sürüklenerek Tesalya’dan otuz gemilik bir filoyla Troya’nın surlarına dayanmıştır. Savaşın yıkım getiren düzeninde hem yaraları saran bir hekim hem de iktidar mücadelesinin bir neferi olarak varlık göstermiştir.

Savaşın kaosu dindiğinde hayatta kalan Podaleiros, kahin Kalkhas ile birlikte Kolophon rotasına yönelmiş, kahinin son nefesini orada vermesiyle kaderini tayin edecek o arayışa çıkmıştır. Delphoi kahinliğinden aldığı, "gök yıkılsa dahi sarsılmayacak bir zemin" öğüdü, onu Karia Khersonessos’unun korunaklı dağlarına, yani bugünün Datça’sına sürüklemiştir. Bir fırtınanın karaya attığı yabancıyı, çobanın insafından alıp kralın huzuruna çıkaran süreç, aslında bir yerleşme stratejisidir. Sarayın içindeki bir düşüşle zayıf düşen bedeni şifasıyla onarması, Podaleiros’a yalnızca bir eş değil, aynı zamanda o toprağın egemenliğini ve yönetme meşruiyetini de sunmuştur. Nihayetinde, saraydan aldığı bu paye ile kendi adını değil, şifa verdiği kadının adını taşıyan Syrnos kentini kurarak, şifacı kimliğini yeni kurulan bir hiyerarşinin temeli haline getirmiştir.
Silenos
Şimdi şöyle oturun bakalım, ayaklarınızı uzatın. Şu asırlık zeytin ağacının gölgesi ikimize de yeter. Asklepios’u bilirsiniz, hani şu elinden şifalı otları hiç düşürmeyen, gökyüzü sakinlerinin en hünerli hekimi... İşte onun iki tane oğlu vardı; biri Makhaon, diğeri de bugün anlatacağım Podaleiros.

Bu kardeşler, namları dilden dile dolaşan iki yiğitti. Sadece kılıç sallamakla kalmaz, yaralı bir askerin yarasını bir kadife çiçeği gibi usulca sararlardı. Ama gelin görün ki, o dillere destan Helena’ya gönül kaptırınca, otuz koca gemiyle Tesalya’dan çıkıp Troya surlarının yolunu tuttular. Savaş meydanı dediğin yer gürültüden, tozdan ve kan kokusundan ibarettir; ama bu iki kardeş hem savaşın en önünde durdular hem de arkadaşlarının dertlerine derman oldular.

Savaş bitti, surlar yerle bir oldu, herkes evine döndü. Podaleiros ise o büyük kıyımı sağ salim atlatanlardan oldu. Kahin Kalkhas ile birlikte yollara düştüler. Kalkhas yolun sonunda vadesini doldurup aramızdan ayrılınca, Podaleiros bir başına kaldı. "Ben şimdi nereye gideyim?" diye düşündü ve rotasını Delphoi’deki tapınağa çevirdi. Tanrılara sordu; gelen yanıt ise bir bilmece gibiydi: "Öyle bir yer bul ki, gök gürleyip üzerinize çökse bile altında kalmayasın!"

Podaleiros, elinde asası, dizlerinde dermanıyla dünyayı arşınladı. Derken yolu, etrafı yüksek dağlarla korunaklı bir kale gibi çevrilmiş o güzelim Karia toprağına, yani bugünkü Datça yarımadasına düştü. Bir fırtına koptu ki sormayın, sanki gökyüzü denizi dövüyordu. Zavallı Podaleiros’un gemisi parçalanıp kıyıya savrulunca, bir keçi çobanı buldu onu. Çoban almış bu yorgun hekimi, doğruca o bölgenin kralının sarayına götürmüş.

İşte hikayenin en tuhaf yeri burada başlıyor. Kralın kızı Syrna, oyun oynarken damdan düşmüş, kemikleri paramparça olmuş. Herkes "Bu kız artık ayağa kalkamaz" derken, bizim hekim çıkagelmiş. Şifalı elleriyle, dağlardan topladığı otların gücüyle kızı iyileştirmiş. Kral öyle sevinmiş, öyle minnettar kalmış ki, hem kızını Podaleiros’a vermiş hem de o güzelim yarımadanın anahtarını!

Podaleiros, sevdiği kadının adını yaşatmak için orada Syrnos diye bir kent kurmuş. Yani anlayacağınız, o büyük savaşçı ve hekim, kaderin ona çizdiği o korunaklı dağların arasında, gökyüzü sakinlerinin bahşettiği huzuru bulmuş. Ne de olsa bazen insanın kaderi, bir fırtınanın savurduğu kıyıda, kırık bir kemiği iyileştirmekte gizlidir.

Hadi bakalım, şarabınızdan bir yudum alın da, şu gün batımına karşı derin bir nefes çekin. Koca dünya işte; bazen savaşla tükettiğini, bazen bir parça şefkatle geri veriyor.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi