Thesauros Mitoloji Plutos

Plutos

Plutos

Demeter ve İasion’un oğlu, bolluk ve zenginliğin tanrısıdır. Karaları ve denizleri dolaşarak insanlara bereket dağıtan, ancak bazen kör olan bir güçtür.

Zenginlik ve varlık anlamına gelen ismiyle Plutos, Demeter ile İasion’un müşterek evladı olarak mitolojideki yerini alır. Hesiodos’un Theogonia’sında, bereketli Girit topraklarının nadasa bırakılmış hürriyetinde, tanrısal bir birleşmenin meyvesi olarak betimlenir. O, toprağın verimini insanoğluna lütfeden bir güç olarak karaları ve denizleri bir uçtan bir uca kateder; dokunduğu veya yolunun kesiştiği her noktada, eline düştüğü kişiyi maddi bir kudretin sahibi kılarak onu statü hiyerarşisinin öznesi haline getirir. Ne var ki, zamanla ana tanrıçanın doğal döngüsünden koparılan Plutos, soyut bir iktidar nişanına dönüşerek yerleşik düzenin tahakküm aracına evrilmiştir. Aristophanes’in kaleme aldığı komedide betimlendiği üzere, dağıttığı servetin kimin üzerine çökeceğini ayırt edemeyecek denli körleşmiş bu figür, aslında yeryüzündeki eşitsizliği perçinleyen, mülkiyetin gölgesinde saklı o merkezi otoritenin ironik bir temsilidir.
Silenos
Gelin bakalım çocuklar, ateşin biraz daha kıyısına sokulun. Şu gümüş rengi sakalıma dolanan bir hikaye var, dinlemek ister misiniz? Şöyle arkanıza yaslanın, kulaklarınızı dört açın. Size Plutos’u anlatayım. Hani şu adı "zenginlik" demek olan, görenin gözlerinin fal taşı gibi açıldığı o meşhur beyefendiyi.

Plutos sıradan bir gökyüzü sakini değildir; o, bereketin ta kendisidir. Hikayesi, bereket tanrıçası Demeter ile İasion adında cesur bir kahramanın, Girit’in o güneşle yıkanan bereketli tarlalarında karşılaşmasıyla başlar. Toprağın en verimli olduğu, başakların rüzgarda altın gibi dalgalandığı o günlerde dünyaya geldi Plutos. Annesi Demeter, toprağın sırrını bilen tanrıça; babası İasion ise sabanın gücünü keşfeden bir kahraman olunca, çocuk da doğal olarak bereketi yanında getirmiş.

Derler ki Plutos, elinde altın bir asa varmışçasına gezer karaları ve denizleri. O kadar hareketlidir ki, kimin kapısını çalsa, o evin bahçesi bir anda dolup taşar. Birinin eline dokundu mu, o kişinin kileri boşalmak bilmez, ambarı buğdayla dolar, sofrası her daim bereketli kalır. Ama durun, işin rengi biraz değişiyor burada...

Zamanla Plutos, sadece bir isim olmaktan çıkıp zenginliğin bizzat kendisi haline geldi. Gel gör ki, bizim bu bereket tanrısı, yıllar geçtikçe biraz tuhaflaştı. Hatta Aristophanes adında muzip bir yazar, ona dair öyle bir hikaye uydurdu ki, hala anlatır dururlar: Plutos’un kör olduğu söylenir! "Neden kör?" diye soruyorsunuz, değil mi? Çünkü zenginlik bazen öylesine savruk dağılır ki, kime gittiğini görmez bile. Bazen hak edene, bazen de hiç hak etmeyene konar. İşte bu yüzden, o eski zamanlardan beri insanlar zenginliğin adil olmadığını, Plutos’un gözlerinin kapalı olduğunu söyler dururlar.

Yine de unutmayın çocuklar; gerçek zenginlik sadece altın dolu sandıklar değildir. Plutos bazen bir tarladaki berekettir, bazen de dost meclisinde paylaşılan bir kadeh şarabın getirdiği neşedir. Ama siz yine de Plutos’un kapınızı çalmasını beklerken, kendi ellerinizle ektiğiniz tohumlara güvenin. Çünkü en güzel hasat, insanın kendi emeğiyle büyüttüğüdür.

Hadi bakalım, şimdi gidip biraz dinlenin. Yarın güneş doğduğunda, belki Plutos’un uğradığı o bereketli topraklardan birinde uyanırsınız, kim bilir?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi