Şimdi arkana yaslan ve biraz yaklaş bakalım küçük dostum. Bak, anlatacağım hikaye öyle kitaplardaki kuru satırlara benzemez; rüzgarın taşıdığı, toprağın fısıldadığı cinstendir. Bugün sana Mysia’nın hırçın dalgaları kıyısındaki o meşhur şehirden, yani Pitane’den bahsedeceğim.
Zamanın birinde, şimdiki Çandarlı taraflarında, elinde kılıcıyla bir kadın yürürdü. Adı da kendisi gibi keskin: Pitane. Bu kadın, bildiğimiz Amazonlardan; yani gökyüzü sakinlerinin bile çekindiği, korkusuz bir savaşçı. Ama sadece savaşmakla kalmamış, eline aldığı kılıcıyla sanki bir ressamın fırçası gibi toprakları şekillendirmiş.
O zamanlar oralar bugünkü gibi şenlikli değil, vahşi ve ıssızmış. Ama Pitane, o keskin zekası ve demir gibi iradesiyle, sadece bir şehir kurmakla yetinmemiş. "Burada bir şehir yükselecek," demiş ve sözü kanun olmuş. O kurduğu şehre de kendi adını vermiş: Pitane.
Sadece bir yerle kurduğuyla kalsa iyi! Kadın dur durak bilmiyor, sanki ayağının bastığı her yer bir şehre dönüşsün istiyor. Kyme’nin o güzel limanlarında da onun izi var, Priene’nin dik yokuşlarında da. Bir bakıyorsun bir liman inşa ediyor, bir bakıyorsun uzak bir tepeye kule dikiyor. Bazıları onun sadece savaş meydanlarında kükrediğini sanır ama o, aslında bir şehir mimarı gibi, taşları üst üste koyarken bile bir türkü mırıldanırmış.
İnsanlar ona bakınca sadece bir Amazon görürdü, ben ise ona baktığımda toprağın bereketini bir şehre mühürleyen bir bilge görürüm. Bugün o şehirlerin taşları eskidi, yolları değişti belki ama Pitane’nin ismi, rüzgarın sesinde hala yankılanır. Bir gün yolun o sahillere düşerse, denizin sesini dikkatli dinle; sanki bir Amazon, atının üzerinde dörtnala uzaklaşıyor gibi hissedeceksin.
İşte böyle küçük dostum. Dünya, sadece savaşanların değil, aynı zamanda iz bırakmayı bilenlerin omuzlarında yükselir. Şimdi biraz serin bir şeyler içelim, anlatacak daha çok efsanemiz var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, dizlerimin dibine otur da anlatayım; masallarda anlatılmayan, o parıltılı kralların ve fatihlerin adlarının ardına saklanan bir sır var. Sen, tarih kitaplarında "kurucu" diye okuduğun o isimleri, taştan heykeller gibi kusursuz sanırsın. Ama gerçek, bazen unutulmuş bir kıyının kum tanelerinde saklıdır.
Pitane derler ona... Mysia’nın hırçın rüzgarlarıyla tanışan, denizin tuzunu saçlarına ören o savaşçı kadın. Tarih, onun adını sadece bir "şehir kurucusu" olarak yazıp geçiştirmeyi sever; sanki şehirler, güçlü erkeklerin masalarındaki haritalar üzerinde kendiliğinden belirivermiş gibi! Oysa Pitane, kendi ayakları üzerinde duran, sistemin biçtiği "sadece izle ve itaat et" rolünü elinin tersiyle iten bir Amazon’du.
Ah benim güzel evladım, kralların gürültülü zaferlerinin aksine, Pitane gibi kadınlar sessizce inşa ettiler dünyayı. Kyme ve Priene şehirlerinin temellerine, sadece taş ve harç değil, kendi özgür iradelerini de kattılar. Onlar, kralların fetih hırslarının yarattığı o yıkıcı düzene bir cevap gibi yükseldiler. Bir Amazon’un kılıcı, yalnızca bir düşmanı devirmek için değil, kendi yurdunu kurup, kimsenin boyunduruğu altına girmeden yaşayabilmek için parladı.
Yetişkinlerin "kahraman" diye göklere çıkardığı o isimler var ya, hani şu Agamemnonlar, hani şu sınırları kanla çizenler... Onlar aslında tarihin en büyük hırsızlarıdır. İnsanların alın terini, kadınların cesaretini çalıp, kendilerine ait birer zafer anıtına dönüştürürler. Oysa Pitane, ne bir kralın emriyle hareket etti ne de bir tahtın gölgesinde nefes aldı. O, kendi toprağını var eden, kendi yasasını yazan bir devrimdi.
Şimdi, elindeki şu basit çakıl taşına bak. İnsanlar onu görmezden gelir, ama o taş, bir zamanlar Pitane’nin kurduğu o surların bir parçası olabilir. Bilgelik, gösterişli hikayelerin içinde değil, böyle unutulmuş gerçeklerin sessiz fısıltısındadır. Hayatın neşesini, bazen bir salkım üzümün olgunluğunda, bazen de bir Amazon’un tarihe attığı o derin çizikte aramalısın.
Unutma küçük ruh, otoritenin parıltılı zırhına kanma. Gerçek, o zırhın çatlaklarından sızan ışıkta gizlidir. Şimdi git ve kendi şehirlerini kur; ama krallar gibi değil, Pitane gibi özgürce.