Bakın hele, gözlerinizdeki o merak pırıltısı ne güzel! Yaklaşın, ateşin yanına kıvrılın da size uzak diyarlardan, rüzgarın bile adını fısıldarken çekindiği bir delikanlının, Phriksos’un hikayesini anlatayım.
Athamas adında bir kral vardı, bir de bulutlar kadar uçarı, gökyüzü sakinlerinin yeryüzündeki gölgesi gibi olan annesi Nephele. Mutluydular elbet ama dünya dediğin yer bazen sert rüzgarların estiği, insanların kalbinin katılaştığı bir yerdir. Phriksos ve kardeşi Helle, üvey anneleri İno’nun kıskançlık dolu oyunlarıyla baş başa kalıverdiler. Kadın o kadar hırslıydı ki, gencecik yavruları bir sandığa koyup denizin insafına terk etti.
İşte tam o sırada, göklerin hakimi Zeus’un emriyle mi yoksa kaderin gizli bir cilvesiyle mi bilinmez, altın tüyleri güneşten ödünç alınmış gibi parlayan devasa bir koç peyda oldu. Phriksos ve Helle, bu mucizevi yaratığın sırtına tutundular. Düşünsenize, bulutların arasında, masmavi denizin üzerinde uçtuğunuzu! Ne yazık ki, korku bazen en cesur kalbi bile yorar; güzel Helle, altındaki köpüklü suların çağıran sesine dayanamayıp denize düştü. Helle, denizin hırçın sularında kaybolurken, Phriksos sımsıkı tutundu o altın yelelere.
Yorgun ama hayatta; Phriksos, Kolkhis topraklarına ulaştığında koç yere indi. Bu öyle bir hayvandı ki, bakışları bile sanki başka dünyalardan gelmişti. Phriksos, hem bir minnet nişanesi olarak hem de o kutlu emaneti artık taşıyamayacağını bildiğinden, koçu Zeus’a sundu. O paha biçilmez altın postu da, kendisini topraklarında ağırlayan Kral Aietes’e bir hediye olarak bıraktı.
İşte dostlarım, o meşhur Altın Post’un hikayesi böyle başladı. Bir gün birileri çıkıp o postun peşine düşecek, gemilerle açık denizlere açılacak ama o başka bir geceye kalsın. Şimdi söyleyin bakalım, siz olsanız o altın koçun sırtında gökyüzüne doğru uçmaya cesaret edebilir miydiniz?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Dizlerinin dibine otur da dinle, çünkü kralların altın tahtlarının arkasında çürüyen hakikati ancak rüzgarın fısıltısını duymayı öğrenenler bilir. Sen, modern zamanın koşturmacasında unutulmuş bir ruhsun, ama damarlarındaki o kadim isyanı hissedebiliyorum.
Phriksos'un hikayesini bilirsin, sana hep "kader" dedikleri o yaldızlı masallarla anlattılar değil mi? Ama gel, beraber perdeyi aralayalım. Phriksos, Athamas adındaki bir kralın oğluydu. O kral ki, kendi çocuklarını sadece saray oyunlarına kurban edilebilecek birer piyon gibi görüyordu. İno, o üvey anne, sarayın zehirli sarmaşıkları arasında kendine yer açarken, Phriksos ve kız kardeşi Helle birer yük gibi görüldüler. İktidar hırsı, bir anne babanın kalbinden şefkati söküp attığında, çocukların payına düşen sadece karanlık bir sandık oldu.
Nephele, çocuklarını o denizin hırçın sularına terk edilmekten kurtarmak için altın postlu bir koçu gönderdi. Ah, o koç... İnsanlar onun mucize olduğunu söylerler, oysa o, masumiyetin kaba güce karşı son sığınağıydı. Helle, o sığınakta tutunamayıp derin sulara, unutuluşa gömüldüğünde; dünya dönmeye, krallar şölenlerine devam ediyordu. Kimse o gün denizin yüzeyine yayılan o sessiz hıçkırığı duymadı, evladım.
Phriksos, Kolkhis topraklarına ulaştığında bir "kahraman" gibi karşılandı. Ama gel gör ki, o bilge ruh bile sistemin çarklarına sıkışmıştı. Canını kurtaran o kadim canlıyı, inandığı düzenin, yani Zeus’un adına kurban etti. O kurban sadece bir kan akıtma değil, insanın korkuya teslim olup, onu kurtaran sadakati bile otoritenin sunağına bırakmasıydı. O altın post, Aietes’in sarayında bir ganimet olarak asılı kaldı; bir güç sembolü, bir mülkiyet hırsı.
Anlıyor musun küçük dostum? Phriksos, bir kralın hırsı ile bir tanrının beklentisi arasında öğütülen binlerce çocuktan sadece biriydi. Saraylar, üzerlerine kurulan düzenin ağırlığıyla her zaman biraz daha fazla göçer. Şimdi, bir yudum bilge neşe al ve düşün; senin hayatında, birilerinin senin adına "kurban" etmeye çalıştığı ne var?
Unutma, hakikat her zaman yaldızlı tahtların değil, denizin dibinde yatan o sessiz dalgaların arasındadır. Gözlerini kaçırma, zira özgürlük, sistemi sorgulamaya başladığın o ilk saniyede filizlenir. Haydi, şimdi git ve kendi hakikatini, o kralların masallarından değil, kendi vicdanının sesinden yaz.