Gel bakalım şöyle, ateşin başına iliş. Bak, sana bugün Phlegyas adında bir adamdan bahsedeceğim. Öyle her babayiğit gibi değil, biraz gözü kara, biraz da aklını öfkesine kaptırmış bir adamdı. Phlegyas dendi mi, eski topraklar bilir; kendisi meşhur İksion’un babasıdır. Ama bugün mevzumuz oğlu değil, kendisinin o başına buyruk, koca yürekli olduğu kadar da fevri olan inadı.
Phlegyas’ın biricik kızı Koronis, güzelliğiyle dillere destandı. Öyle ki, ışıkların efendisi Apollon’un bile gözlerini kamaştırmıştı. Ancak işler pek de hayal ettiğimiz gibi huzurlu gitmedi. Apollon ile Koronis’in yolları kesiştiğinde, ortaya tıp ilminin babası Asklepios çıkacak, ama bu durum Phlegyas’ın içine bir köz gibi düşecekti.
Phlegyas, kızına gelen bu talihsizliği hazmedemedi. Kalbi öfkeden öyle bir karardı ki, gökyüzü sakinlerinin en kudretlilerinden birine, yani Apollon’a karşı kılıç çekmeye yeltendi. Akıl karı değil, değil mi? Ama insan öfkeye kapıldı mı, gözü ne dev aynasını görür ne de tanrıların kudretini.
Bu deli dolu adam, Apollon’un tapınağına, o kutsal Delphoi’ye göz dikti. "Bu düzeni bozacağım, o tapınağı yerle bir edeceğim!" diye gürledi. Sanırsın bir dağı eliyle yerinden oynatacak. Ama ne oldu biliyor musun? Tanrıların huzuruna kafa tutmak, bir devenin iğne deliğinden geçmeye çalışması kadar zordu.
Apollon, kendi tapınağına uzanan o küstah eli görmezden gelmedi elbet. Phlegyas’ın bu hatası, onun sonu oldu. Öyle bir ceza aldı ki, yeraltının karanlık dehlizlerinde, yani Hades’in o kasvetli topraklarında, yaptığının bedelini ödemeye mahkum edildi. Hani derler ya, "ateşle oynayan elini yakar", Phlegyas da kendi yaktığı ateşin ortasında kaldı.
Şimdi söyle bakalım, öfke bir insana ne kadar yakışır? Phlegyas gücüyle değil, hırsıyla hatırlandı. Ama bak, şurada oturup yıldızlara bakarken bile şükretmek lazım; bizler toprağın kokusunu, güneşin sıcaklığını duyabiliyoruz ya, o Hades’in derinliklerinde artık ne gün ışığını görüyor ne de rüzgarın sesini duyuyor.
Hadi, testideki serin sudan bir yudum al da içini ferahlat. Hayat bazen böyledir; bir anlık hırs, koca bir ömrü gölgelere mahkum edebilir. Sende o ışık var, o hırsı akılla dizginlemeyi bil, olur mu?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana hep altın tacın ışığını anlatırlar ama o ışığın arkasında ne kadar çok gölge saklandığından hiç söz etmezler, değil mi? Gel, yanıma otur. Şu kadehimdeki bir yudum şarap gibi hayat da hem biraz buruk hem de bazen insana neşe veren bir sırdır; ama asıl sırlar, kralların tarih kitaplarına yazdırmadığı o tozlu köşelerde gizlidir.
Sana Phlegyas’tan bahsedeceğim, canım evladım. Herkes onu 'tanrıların gazabına uğramış bir suçlu' olarak tanıtır. Ama bir düşün: Gerçekten suçlu olan kim? Tanrı Apollon, yeryüzüne inip Koronis’in hayatını karanlığa gömdüğünde, herkesin gözü Apollon’un ışığındaydı. Peki ya Koronis? Onun sesi, bir tanrının arzusu karşısında hiç duyuldu mu? Hayır.
Phlegyas, bir baba olarak o sessizliğe karşı başkaldıran kişiydi. Bir babanın yüreğindeki o haklı öfkeyle, o sarsılmaz otoriteye karşı yürüdü. Delphoi tapınağını yakmak istedi; çünkü o tapınak, adaletin değil, sadece güçlü olanın kurallarının yazıldığı bir taht gibi yükseliyordu. O, tanrılara değil; tanrıların, kendi çıkarları uğruna insanların yaşamlarını oyuncak gibi kullanmasına karşı bir isyan başlattı.
Şimdi Hades’te, koca bir kayanın altında, sonsuz bir karanlıkla cezalandırıldığını söylerler. Ama biliyor musun güzel ruh, belki de o ceza, onun korkusundan değil, sistemin kendi egemenliğini korumak için attığı o korkunç çığlıktan kaynaklanıyordur. Bir kralın veya bir tanrının hatasız olduğu söylenen o masallara sakın kanma. Güç, her zaman kendi yalanını kutsal bir yasaymış gibi sunar.
Bugün yeryüzünde de öyledir; birileri sana 'doğru' olanı dikte ettiğinde, Phlegyas’ın o yıkık tapınağını hatırla. Sorgulamak, dünyanın en tehlikeli ama en özgürleştirici eylemidir. Unutma, en büyük suç, bazen sadece otoriteye 'hayır' demektir. Şimdi gözlerini kapat ve o kadim isyanın fısıltısını dinle; çünkü hakikat, ancak kendi yolunu çizenlerin kulağına fısıldanır.