Thesauros Mitoloji Phineus

Phineus

Phineus

Geleceği gören ama tanrıların gazabıyla kör edilen, Harpyalarca açlığa mahkum edilen ve Argonautlar tarafından kurtarılan talihsiz Trakya kralı.

Trakya’nın kör kralı Phineus, tanrısal bir lütufla bahşedilen kehanet yeteneğinin bedelini, sahip olduğu bilginin üzerinde kurulan ilahi vesayetle ödemeye mahkum edilmiştir. Zeus’un iradesini aşarak insanların kaderlerine dair perdeleri aralaması, onun mutlak otoritenin sınırlarını ihlal ettiğinin bir nişanesi olarak görülmüş; bu cüretin cezası ise, sofrasına konan her nimeti kirleten Harpyalar aracılığıyla kurulan o sistematik kıtlık ve teslimiyet rejimiyle verilmiştir. Argonautlar’ın yoluyla kesişen akıbeti, aslında muktedirin rızası dışında üretilen her türlü hakikatin nasıl kuşatıldığını ve en temel yaşamsal ihtiyaçların bile bir tahakküm enstrümanına dönüştürülebileceğini sergiler; o, artık sadece zifiri bir karanlığa değil, tepesinde sürekli kanat çırpan bir otoritenin denetimi altında, özgürlüğü yitirilmiş bir iradenin sessiz yansımasına hapsolmuştur.
Silenos
Gel bakayım şöyle, ateşin başına yaklaş. Ayaklarını uzat, şu kuru dalları ateşe at da biraz daha ısınsın içimiz. Bugün sana Trakya’nın talihsiz kralı Phineus’un hikayesini anlatacağım. Hani şu elinde sofrası varken açlıktan nefesi kokan adamın...

Phineus, aslına bakarsan çok zeki bir adamdı. Geleceği okuma yeteneği vardı; gökyüzü sakinleri ona kuşların dilini, yıldızların fısıltısını öğretmişti. Ama dostum, bazı sırlar vardır ki insanın başına dert açar. O da biraz fazla konuştu, tanrıların gizli planlarını ifşa etti. Zeus, hani şu Olimpos’un gürültülü efendisi, buna çok sinirlendi. Adamı hem kör etti hem de başına eşi benzeri görülmemiş bir lanet sardı.

Şimdi gözünde canlandır: Phineus, önünde dünyanın en nefis yemekleri, en taze meyveleriyle dolu bir sofra... Ama tam bir lokma ağzına götürecek ki, gökyüzünden "Harpyalar" iner. Bu Harpyalar, hani şu yarı kadın yarı kuş, pençeleri keskin, çığlıkları insanın kulağını sağır eden o yaratıklar... Gelirler, sofradaki her şeyi kapar, yedikleri yemeğin üstüne de öyle bir koku bırakırlar ki, insan değil, en aç kurt bile o yemeğe yaklaşamaz. Phineus, o ziyafetin başında, burnunun ucundaki nefis yemeklere bakarak açlıktan titrerdi.

Derken bir gün, meşhur *Argonautlar* çıkageldi. İason ve onun kahraman tayfası, altın postun peşinde yelken açarken kralın kapısını çaldılar. Phineus, "Eğer," dedi, "şu kanatlı belalardan beni kurtarırsanız, size yolunuzu gösteririm."

Boreas’ın oğullarıyani kuzey rüzgarının hızlı ve çevik çocuklarıhemen harekete geçtiler. Kılıçlarını çektiler, o pisboğaz kuşları kovaladılar. Harpyalar öyle bir kaçtı ki, bir daha arkalarına bile bakmadılar. Phineus, yıllar sonra ilk kez karnını doyurduğunda, gözleri görmese bile yüzündeki o rahatlama ifadesi görülmeye değerdi.

İşte böyle küçük dostum. Bilgelik bazen dünyanın en büyük hediyesidir, bazen de en ağır yükü. Phineus, tanrıların sınırlarını zorlamanın bedelini ödedi ama sonunda bir nebze huzura erdi. Şimdi git, biraz süt iç, biraz dinlen. Yarın yine gel, sana belki Kirke’nin o büyüleyici adasını ya da Hekabe’nin bitmek bilmeyen kederini anlatırım. Dünya, bir kadeh şarabın dibindeki tortu kadar karmaşık ve bir o kadar da lezzetlidir; yeter ki nereye bakacağını bil.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi