Thesauros Mitoloji Phaon

Phaon

Phaon

Afrodit’ten aldığı iksirle çirkin bir salcıyken dillere destan bir güzele dönüşen Phaon, aşkıyla Sappho’nun hazin sonuna sebep olan Midillili bir figürdür.

Midilli’nin sularında sefaletiyle görünmezleşmiş yaşlı bir salcı olan Phaon, gündelik emeğinin durağanlığında, otoritenin ve ilahi lütfun rastlantısal bir kesişimine ev sahipliği yapar. Kılık değiştirmiş Aphrodite’yi taşımak, bir hizmetin ötesinde, tanrısal hiyerarşinin insana sunduğu geçici bir ayrıcalıktır. Karşılığında aldığı iksir, sadece fiziksel bir gençleşmeyi değil, aynı zamanda toplumun estetik ve arzusal hiyerarşisinde dikey bir tırmanışı tetikler; çirkinliğin ve yoksulluğun silik izleri, iktidarın sunduğu tek tip bir güzellik standardı altında maskelenir.

Güzellik, artık bir varoluş biçimi değil, çevresindeki kadınlar üzerinde mutlak bir cazibe tahakkümü kuran bir araca dönüşmüştür. Adayı saran bu arzu seli, aslında tek bir figürün otoritesi altında toplanan edilgen bir boyun eğiştir. Sappho’nun, bu yeni düzenin yarattığı reddedilişin ağırlığıyla kendi yaşamına son verişi, arzuya hükmedenlerin belirlediği normların karşısında özgür bireyin çıkmazını imler. Denize düşen her beden, iktidarın çekim alanına girmeyi reddetmenin değil, o çekim alanında tükenişin trajik bir sessizliğidir.
Silenos
Şimdi, dizlerini altına çek ve kulak kabart bakalım; zira yaşlı bir adamın çenesi, bir çömlek dolusu tatlı üzüm suyu kadar taze anılarla dolu.

Zamanın birinde, o zeytin ağaçlarıyla süslü Midilli Adası’nda Phaon adında bir adam yaşardı. Phaon dediğin, aslında bir gemicik, yani bir salcıydı. Öyle pek görkemli, üzerinde parıltılı zırhları olan biri sanma onu; aksine, yüzü yılların yorgunluğuyla buruşmuş, beli bükülmüş, cüzdanı ise tam takır bir ihtiyardı. Her gün güneşin doğuşuyla nehrin kıyısına iner, salıyla karşı kıyıya geçmek isteyenleri taşırdı. Hayatı, bir kıyıdan diğerine gitmekten ibaretti işte.

Bir gün, hava sanki biraz daha ağır, deniz ise bir aynadan farksızken, karşısına yaşlı, beli bükük bir kadıncağız çıktı. Kadıncağızın üstü başı perişandı, sanki dünyadaki bütün yükleri omuzlarında taşıyordu. Phaon, gönlü zengin bir adamdı; kadını salına aldı, karşıya geçirdi. Hiçbir ücret de talep etmedi, ne de olsa bir gökyüzü sakininin de bazen dediği gibi; iyilik, karşılık beklenince değil, kendiliğinden aktığında değerlidir.

O ihtiyar kadın, aslında güzeller güzeli tanrıça Aphrodite’den başkası değildi! İnsanların kalbini şöyle bir tartmak için kılık değiştirip yeryüzüne inmişti. Phaon’un nezaketine hayran kalan tanrıça, ona küçük, camdan bir şişe uzattı. "Al bunu," dedi, "bu şişenin içindeki iksiri sürün, bakalım ne olacak."

Phaon, iksiri yüzüne sürer sürmez ne mi oldu? O buruşuk derisi gerildi, ak düşmüş saçları yeniden güneşin sarısını kuşanmaya başladı. Phaon bir baktı ki, aynadaki yaşlı adam gitmiş, yerine yeryüzünün en yakışıklı, en göz alıcı delikanlısı gelmiş!

Efsane bu ya, o günden sonra Midilli Adası’nda bir gürültü koptu, sorma gitsin! Adadaki bütün hanımlar, genç kızlar, hatta evinde çoluk çocukla uğraşanlar bile bu yeni Phaon’un etrafında pervane olmaya başladılar. Öyle ki, şairlerin şairi, duyguların efendisi Sappho bile bu yakışıklının büyüsüne kapıldı. Ama aşk, bazen insanın başına gelebilecek en keskin taştır. Phaon, Sappho’nun tüm o yanıp yakılan şiirlerine rağmen ona yüz vermeyince, o güzel şairimiz kederinden bir kayanın tepesinden kendini masmavi sulara bıraktı.

İşte evlat, güzellik dediğin şey bazen bir armağan, bazen de insanın başına örülen bir çoraptır. Şimdi, sen o kayalara dikkat et, denizin mavisi bazen çok derin, bazen ise çok hüzünlüdür. Bir sonraki hikayeye kadar, aklını başında tut, kalbini ise gökyüzü sakinlerinin şanslı günlerine bırak.

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi