Girit’in o meşhur labirentlerinin gölgesinde büyümüş, Minos’un kızı Phaidra’yı anlatayım size. Hani şu Ariadne’nin kız kardeşi olan... Gözleri deniz mavisi, kalbi ise bir kor parçası gibi tutarsız bir kadındı. Babasının görkemli sarayından çıkıp Atina kralı Theseus’un, o hani meşhur labirent canavarını yenen yiğidin sarayına gelin gittiğinde, herkes her şeyin yolunda olduğunu sanmıştı.
Theseus zaten başından birçok macera geçmiş, hatta Amazonların savaşçı kraliçesiyle vaktiyle birleşmiş bir adamdı. Bu evlilikten de Hippolytos adında, babası kadar yakışıklı, genç ve gururlu bir oğlu olmuştu. Phaidra, Theseus ile bir yuva kurdu, çocukları oldu, hayatı rayında sanıyorduk. Fakat ah, insanların yüreği bazen koca bir denizin fırtınası gibidir; ne zaman nereye vuracağı belli olmaz.
Phaidra, üvey oğlu Hippolytos’u gördüğünde, içinde o zamana kadar hiç tatmadığı, yasak ve garip bir ateşin yandığını hissetti. Gökyüzü sakinleri bazen insanlara böyle oyunlar oynar; sanki onların aklıyla, iradesiyle eğlenirler. Kadın, o kadar kör olmuştu ki, bu imkansız sevdayı gence açmaya cüret etti. Ama Hippolytos... O, Artemis’in ormanlarındaki sadık bir avcı gibiydi; saftı, gururluydu ve bu teklifi duyunca adeta sarsıldı. İğrenerek reddetti bu duyguları.
İşte tam o noktada, insanın içindeki o küçük şeytan uyandı. Reddedilmenin verdiği acı ve utanç, Phaidra’nın zihnini bulandırdı. Sevginin yerini zehirli bir öfke aldı. Theseus’a gidip genci suçladığında, aslında kendi sonunu hazırladığını fark edemeyecek kadar gözü dönmüştü. Theseus, bu büyük yalanın karanlığında oğlunu sürgüne gönderdi.
Olanlar oldu; Hippolytos, arabasıyla kıyıdan geçerken atları ürktü ve o talihsiz kaza gerçekleşti. Genç adam hayata veda ettiğinde, sarayın koridorlarında sessiz bir çığlık koptu. Phaidra, yarattığı bu enkazın altında daha fazla yaşayamadı. Kendi eliyle açtığı yaranın acısı, içindeki o tutarsız ateşi söndürdü ve o da aramızdan ayrıldı.
İşte böyledir dostlarım; aşk bazen tatlı bir meyve, bazen de Phaidra’nın hikayesindeki gibi, dalında çürüyüp ağacı da deviren bir yük olur. Şimdi doldurun kadehlerinizi, bu karmaşık insanın hikayesi de böylece rüzgara karışıp gitsin. Kendi kalbinizi, o denizin hırçın dalgalarından korumayı unutmayın.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcum, masallarda anlatılmayan bir sır vardır; kralların tahtları, aslında başkalarının üzerine basılarak yükseltilmiş yalan tepeleridir. Yanıma gel, şu küpteki şarabın kokusu zihnini bulandırmasın, sadece yaşlı bir dostun neşesini hatırla. Bugün sana Phaidra'dan bahsedeceğim. İnsanlar ona "hain bir kraliçe" derler ama sistemin dişlileri arasında ezilen bir ruhu anlamak, herkesin harcı değildir.
Phaidra, o koca labirentlerin ve unutulmuş kral Minos’un kızıydı. Saray denilen o yaldızlı kafese, Atina kralı Theseus’un yanına gönderildiğinde, kaderi çoktan güçlü erkeklerin arzularına göre çizilmişti. Theseus... Ah, o "kahraman" dedikleri adam. Bir Amazon kadınının hayatını çalıp, ondan bir oğul yapmıştı: Hippolytos. Phaidra, kendine ait olmayan bir hayatın, kendine ait olmayan bir evliliğin tam ortasına atılmıştı. Bir kraliçeydi ama aslında sadece bir mülk gibi, bir odadan diğerine taşınan bir gölgeydi.
Derler ki Phaidra, üvey oğlu Hippolytos’a aşık oldu. İnsanlar bunu bir utanç gibi anlatır, evlat. Ama o duvarların arasında, kendisine asla söz hakkı verilmeyen bu kadın, belki de sadece samimi, maskesiz, özgür bir ruhun özlemini çekiyordu. Genç adam bu durumu reddettiğinde, Phaidra’nın önündeki o daracık yol kapandı. Sistemin ona sunduğu iki seçenek vardı: Ya susup yavaş yavaş ölmek, ya da o sert, taşlaşmış otoriteye, yani kocası Theseus’un hükmüne boyun eğmemek.
Phaidra o yalanı söylediğinde, aslında kurbanı olduğu sistemin kurallarını kendi lehine çevirmeye çalıştı. Ama otorite, kurbanlarını asla bağışlamaz. Hippolytos’un arabası parçalanıp genç adam toprağa karıştığında, Phaidra da o yalanın ağırlığı altında kendi sonunu hazırladı. Kimse onun neden susturulduğunu, neden o çaresizliğe itildiğini sormaz. Sadece suçlarlar, çünkü sistemin devam etmesi için suçlu ilan edilecek birilerine ihtiyaç vardır.
Görüyor musun güzel ruhum? Tarih kitapları, kralların görkemli zaferlerini yazar ama o zaferlerin altında boğulan Phaidra gibi kadınların çığlıkları, sadece benim gibi yaşlıların şarap kadehlerindeki tortulara benzer. Adalet, sadece güçlülerin elindeki bir kılıç değil, bazen de zayıfların kendi kendilerini cezalandırdığı bir kördüğümdür.
Şimdi uyu bakalım, rüyanda o yüksek duvarların yıkıldığını gör. Çünkü en büyük krallar bile, bir gün mutlaka o sessiz toprağa dönecekler.