Gel otur bakalım yanıma, şu asmanın gölgesi ne de serin değil mi? Bak sana anlatacağım delikanlı Perseus'tur. Onun hikayesi biraz tuhaf başlar; tıpkı bir fırtınanın denize bir sandık bırakması gibi.
Annesi Danae, güneşin altın pırıltılarıyla buluştuğunda, dünyaya Perseus geldi. Dedesi ona pek iyi davranmadı, onu ve annesini bir sandığa koyup uçsuz bucaksız denizlere bıraktı. Ama denizler ve dalgalar, iyi kalpli dostlar gibidir; onları kıyıya, Seriphos adasına kadar taşıdı.
Delikanlı büyüdü, yiğit oldu. Adanın kralı ise biraz huysuz ve kötü niyetli biriydi. Perseus'u başından savmak için ona imkansız bir görev verdi: "Git ve o korkutucu Medusa'yı bul!" dedi. Medusa öyle biridir ki, göz göze geldiğin an taş kesilirsin. Ama Perseus yalnız değildi. Gökyüzü dostlarımız ona yardım elini uzattı. Kanatlı sandallar, görünmezlik sağlayan özel bir başlık ve keskin mi keskin bir orak verdiler.
Perseus, o kanatlı sandallarla gökyüzünde bir kuş gibi süzüldü. Medusa uyurken, gökyüzü dostumuz Athena'nın tuttuğu parlak kalkana baktı. Kalkan bir ayna gibiydi; böylece Medusa'nın yüzüne doğrudan bakmadan, yansımasından onu gördü ve işini hemen bitirdi. O an Medusa'nın başından, kanatlı at Pegasos gökyüzüne doğru kanat çırptı.
Dönüş yolunda, bir kayaya bağlı duran güzel Andromeda'yı gördü. Onu kurtarıp yanına aldı. Eve döndüğünde o kötü kalpli krala Medusa'nın başını gösterdi, kralı bir kaya parçasına dönüştürdü. Artık Seriphos'ta huzur vardı.
Perseus, tüm maceralarından sonra yurduna döndü. Hayat bu ya, bazen istemeden de olsa hatalar yaparız, o da üzücü bir kazayla dedesini kaybetti. Ama Perseus, hatalarından ders çıkaran, bilge bir kral oldu. Andromeda ile mutlu bir yuva kurdu ve gökyüzüne bakıp iç geçiren nice çocuklar gibi, o da yıldızların arasına karışıp gitti.
Hadi şimdi git biraz oyna, belki bir gün sen de kendi maceranı yazarsın, ne dersin?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Kulaklarını iyi aç, çünkü sana kahraman diye öğretilenlerin aslında kimin oyuncağı olduğunu fısıldayacağım. Hep "Perseus, o büyük kurtarıcı!" derler, değil mi? Ama o, kralların satranç tahtasında sadece bir piyondu.
Her şey, dedesi Akrisios’un korkusuyla başladı. O, kendi tahtını korumak için öz kızını, Danae’yi tunçtan bir odaya hapsetti. Çünkü korkak krallar, gelecekten ve kendi kanlarından korkarlar. Sonra gökyüzünün o mesafeli, buyurgan sakinleri devreye girdi. Altından bir yağmur gibi sızıp o genç kadının hayatını bir bilmeceye çevirdiler. Perseus daha bebekken, bir sandığın içinde okyanusun acımasız dalgalarına terk edildi. İşte güç sahiplerinin "kader" dediği şey, aslında masumların üzerine yıktıkları bu acılardır.
Seriphos kralı da onlardan farklı değildi; Perseus’tan kurtulmak için onu bir ölüm görevine, Medousa’nın yanına gönderdi. O Medousa ki, sistemin "canavar" diye etiketlediği, aslında sadece farklı olduğu için dışlanmış, haksızlığa uğramış bir kadındı. Perseus ise kendi elleriyle değil, gökyüzünün güçlülerinin ona verdiği ödünç aletlerle; Hermes’in sandalları ve Hades’in görünmezlik başlığıyla bir katliam yaptı. Oysa gerçek güç, başkalarının sana verdiği oyuncaklarda değil, kendi vicdanındadır.
Medousa’nın boynundan saçılan o çığlıklar, bir dönemin bitişi, bir acının yükselişiydi. Perseus, bu şiddet dolu zaferden sonra bir de Andromeda’yı kurtardığını sanarak onu bir ödül gibi yanına aldı. Kralların dünyasında kadınlar ya kurban, ya da ganimettir; Andromeda da bu zincirin bir parçasıydı.
En acı olanı da nedir bilir misin? Perseus evine döndüğünde, taşıdığı o uğursuz ganimetle kralı taşa çevirdiğinde, krallığın kime kaldığını gördü mü? Her şey yine aynı sistemin dişlileri arasında döndü dolaştı. Ve sonunda kendi dedesini bir diskle vurduğunda, o büyük kahramanın ellerinde sadece pişmanlık ve bir dedenin soğuyan bedeni kaldı. Bir kadeh şarap alıp gökyüzüne bakıyorum bazen; Perseus'un gökyüzündeki yıldızlara hapsedildiğini görüyorum. Ama o parıltının ardında, hatasız bir kahramanın değil, kralların emriyle hayatı paramparça olmuş, huzuru asla bulamamış yorgun bir çocuğun sessizliği var.
Unutma evlat, krallar ve güçlüler tarihe zaferlerini yazdırırlar, ama biz o sayfaların arasındaki tozlu gerçekleri okumakla yükümlüyüz. Kimin "kahraman" olduğuna sen karar ver, çünkü dünya, sadece zafer çığlıklarından ibaret değil.