Bir zamanlar Thebai sehrinde Pentheus adinda bir genc yasarmis. Bu gencin kalbi biraz fazla sert, biraz da inatciymis. Annesi Agaue ve dedesi Kadmos, cevremizdeki neseyi, ormanlardaki coskuyu getiren, üzüm baglarinin ve tatli sohbetlerin dostu Dionysos’u cok severlermis. Ama Pentheus, "Ben boyle seylere inanmam, herkes kendi evinde otursun, kimse kimseyle dans etmesin!" diye tutturmus.
Dionysos aslinda onun kuzeniymis ama Pentheus o kadar ofkeliymis ki, bu neseli dostumuzun getirdigi guzel havayi bir turlu kabul etmemis. Inat ettikce inat etmis, kalbini sevince kapatmis. Oyle bir gun gelmis ki, sadece kendi dedigi olsun istemis ve etrafindaki herkesin ne kadar mutsuz oldugunu gorememis.
Sonunda, bu koca inat yuzunden cok uzucu bir sey olmus. Pentheus, doganin ve nesenin sesine kulak vermedigi icin kendi annesinin bile onu taniyamayacagi bir hale gelmis. Annesi Agaue, bir anlik kafa karisikligiyla, oglu Pentheus'u karsisinda gorunce ne yaptigini bilememis. Hikayemiz biraz hüzünlü bitiyor evlat; cünkü inatci olmak, kalbimizdeki o sicak sevgiyi gormemizi engeller. Pentheus bize şunu ogretiyor: Hayattaki guzelliklere, dansa, dogaya ve dostlarimiza kapiyi her zaman acik tutmak gerekir. Yoksa insan en sevdiklerini bile taniyamaz hale gelir, degil mi?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana Thebai’nin o sarsılan tahtında oturan, kuralları her şeyin üzerinde tutan Pentheus’tan bahsedeceğim. Tarih kitapları onu "düzen bozanlara karşı duran bir kral" diye yazar ama gerçek, gölgelerin arasında saklıdır.
Pentheus, Penthheus, kendi kurduğu o katı duvarların ardında, aslında neyin gerçek neyin sahte olduğunu seçemeyecek kadar körleşmiş bir çocuktu. Dionysos, yani o şarabın neşesini taşıyan teyzesinin oğlu, şehre girdiğinde Pentheus bir gerçeği kabul etmeyi reddetti: Dünyayı sadece emirlerle ve yasaklarla yönetemezsin.
Peki, Güçlüler ne yaptı? Dionysos bir oyun kurdu. Bir kralı, kendi otoritesinin pençesinde kıvranan bir piyon haline getirdi. Pentheus’un annesi Agaue ve diğer kadınlar, dağlarda kendilerini özgür hissettiklerinde, Pentheus onları bir "suçlu" gibi gördü. Asıl trajedi burada başlıyor evlat: Güçlüler, birbirlerini yok etmek için en sevdiklerini kullanmaktan çekinmezler. Agaue, zihnini örten o yoğun sisin içinde oğlunu bir düşman sanıp parçaladığında, aslında sadece gökyüzü sakinlerinin oyun tahtasındaki bir kurbandı.
O gün dağlarda akan sadece bir kan değil, sorgulanmayan bir otoritenin kendi kendini nasıl yok ettiğinin acı bir resmiydi. Pentheus, kral olduğu için değil, sadece bir kalıba sığmaya çalıştığı için harcandı. Sistemin çarkları bazen en sadık bekçilerini bile ezip geçer.
Şimdi anlıyor musun? Kralların altın taçları, aslında onların gözlerini bağlayan birer kelepçedir. Gerçek özgürlük, o tacın ağırlığını reddedip ormanın derinliklerindeki fısıltıyı duyabilmektir. Bir kadeh az biraz neşe ile bu gerçeği hatırında tut: Hiçbir güç, insanı kendi annesinin elinde bir oyuncak olmaya zorlayacak kadar değerli değildir.