Gel bakalım şöyle, yanıma otur. Sana uzak diyarlardan, İthake adasından bir masal anlatayım. Orada, koca sarayında bekleyen dünya tatlısı bir kadın yaşarmış, adı Penelope.
Penelope, Odysseus adında cesur bir yolcunun karısıymış. Odysseus, Troya denilen büyük bir savaşa gitmiş ama dönüş yolu çok uzun sürmüş, tam yirmi yıl boyunca evine gelememiş. Penelope ise o koca sarayda tek başına, küçücük oğlu Telemakhos ile kalmış.
Odysseus dönmeyince, saraydaki aç gözlü adamlar gelip oraya yerleşmişler. Hem sarayın yemeklerini yiyor, hem de "Odysseus öldü, hadi Penelope bizimle evlen" diye onu sıkıştırıyorlarmış. Ama Penelope çok zekiymiş. Onlara bir oyun kurmuş. Odasının ortasına koca bir tezgah kurmuş ve "Bakın, kayınpederim Laertes için bir örtü dokuyorum. Bu örtü bitince birinizle evlenirim," demiş.
Gündüzleri güneş parlarken herkesin gözü önünde o güzel örtüyü ilmek ilmek dokumuş. Ama gece olunca, ortalık sessizleşince, o lamba ışığında gün boyu dokuduğu her şeyi tek tek sökermiş. Sanki hiç dokumamış gibi! Bunu tam üç yıl boyunca yapmış. Kendi kendine kıkırdayıp, "Hadi bakalım, daha çok beklersiniz," dermiş.
Sonunda o sabırlı kadın, kurnazca bir yol bulmuş. Odysseus bir gün dilenci kılığında evine dönmüş. Penelope, kocasını hemen tanımasa da, "Yayını kim gererse onunla evleneceğim," diye bir yarışma düzenlemiş. İşte o yarışma, Odysseus’un kim olduğunu herkese göstermiş ve o aç gözlü misafirleri evden kovmasını sağlamış.
Biliyor musun, Odysseus kapıdan girdiğinde Penelope yine de hemen inanmamış ona. "Gerçekten o musun?" diye onu türlü sorularla denemiş. Çünkü o, sadece sadık değil, aynı zamanda gökyüzü kadar derin bir zekaya sahipmiş. Sonunda birbirlerine kavuştuklarında, masallardaki gibi mutlu olmuşlar.
Hadi şimdi git biraz oyna, belki sen de oyun oynarken Penelope kadar zeki olmayı öğrenirsin, ha? Unutma, sabır ve zeka birleşince çözülmeyecek düğüm yoktur.
Silenos'un Bildigi Gizli Gercekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana hep Penelopeia’yı, kocası Odysseus’u yirmi yıl boyunca sadakatle bekleyen, örgü ören, sessiz ve uslu bir kadın olarak anlattılar, değil mi? "Vefa" dediler, "sabır" dediler. Ama bu, Güçlülerin kendi krallıklarını korumak için uydurdukları bir masaldır. Gerçekte Penelopeia, bir piyon olmaya zorlanan bir zeka dehasıydı.
Odysseus, Troya’ya büyük bir hırsın peşinden giderken, arkasında bir krallık ve bir eş bıraktı. O gidince ne oldu biliyor musun? Gökyüzü sakinlerinin oyunlarıyla sarsılan dünyada, İthake sarayı, sadece bir kadınla evlenmek isteyen değil, aynı zamanda o kadının sırtından mal mülk yağmalayan akbabalarla doldu. Penelopeia’nın etrafındaki o "talipler", aslında onun hayatını bir kafese hapsetmiş gardiyanlardı. Telemakhos bile, kendi babasının gölgesinde büyüyen bir çocuk olarak, annesinin o sessiz, stratejik direnişini anlamakta zorlandı. Neden mi? Çünkü sistem, bir kadının tek başına ayakta kalabileceğine inanmaz, ona hep bir koca aratır.
O meşhur dokuma işi... Masallarda "kocasına sadakat" diye anlatılır ama aslında o bir direnişti. Penelopeia, gündüzleri o tezgahın başında dokurken, aslında hayatını yavaş yavaş geri alıyordu. Geceleri ise sessizce söküyordu o ilmekleri. Bu, Güçlülerin kurduğu düzene karşı bir isyandı. Bir kadın, kendi zamanını, kendi elleriyle geri çeviriyordu. O dokuma, özgürlüğünü her gün yeniden ören bir zihnin harikasıydı.
Peki ya sonra? Odysseus, o övündükleri "kahraman", sonunda eve döndüğünde Penelopeia neden onu hemen kucaklamadı? Herkes onun "taştan bir yüreği" olduğunu söyledi. Hayır evlat, o sadece sorguluyordu. Yıllarca yokluğuyla onu yalnızlığa ve taliplerin zorbalığına terk eden, sonra bir yabancı gibi sarayına dönen bu adama güvenmeli miydi? O, Odysseus’un sadece karısı değil, aynı zamanda onun kadar kurnaz, onun kadar tehlikeli bir stratejistti. Kendini kanıtlaması için ona sorular sordu, onu sınadı. Çünkü Penelopeia, ne bir efendinin kölesiydi ne de bir krallığın aksesuarı.
Sana "vefa" diye sunulan bu hikaye, aslında bir kadının otoriteye karşı verdiği en zeki savaştır. O, yirmi yıl boyunca sadece bir koca beklemedi; o yirmi yıl boyunca, etrafını saran akbabaların hırslarına karşı kendi zekasıyla bir kale kurdu. Şimdi bir kadeh şarabı, bu derin ve haklı direnişin şerefine, bilge bir neşeyle yudumlayalım. Çünkü krallar gelir geçer, ama kendi zihnini koruyanlar asla esir düşmez.