Bir varmış, bir yokmuş; evvel zaman içinde, dağların eteklerinde yaşayan Peirithoos adında çok cesur bir delikanlı varmış. Bu Peirithoos öyle sıradan biri değil; bazıları onun gökyüzü dostumuzun oğlu olduğunu söyler, bazıları da kral İkson’un evladı der. Ama o kimin oğlu olursa olsun, kalbi kocaman bir yiğitmiş.
Peirithoos, Lapith denilen çevik ve güçlü insanların başında gelirdi. Hani şu yarı at, yarı insan olan Kentaurlar vardı ya, işte onlarla girişilen büyük ve tozlu savaşlarda en ön safta o dururdu. Kılıcını savuruşu sanki rüzgarla dans etmek gibiymiş!
Günün birinde Peirithoos, güzel mi güzel Hippodameia ile dünya evine girmeye karar vermiş. Düğünü öyle şenlikli, öyle neşeliymiş ki, sanki gökyüzü bile sevincimize ortak olmuş. Bizim meclislerde içilen o tatlı üzüm sularından ikramlar edilmiş, şarkılar söylenmiş.
Ama onu asıl özel kılan şey, Theseus ile olan dostluğuydu. Hani şu meşhur Theseus var ya, işte onlar ayrılmaz bir ikiliydiler. Biri nereye gitse, diğeri hemen arkasından gelirdi. Başlarına ne iş gelse, hangi zorlu maceraya atılsalar hep yan yanaydılar. Sanki iki ağacın birbirine dolanan dalları gibiydiler. Peirithoos, dostu Theseus için dünyaları aşmaya, devlere kafa tutmaya hazır, altın kalpli bir kahramandı. İşte böyle çocuk, dostluk dediğin şey, dağları yerinden oynatacak kadar güçlü bir bağdır.
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana anlatılan o parıltılı destanların tozlu rafları arasında unutulmuş, ismi fısıltıyla anılan bir gölgeyi, Peirithoos’u anlatayım.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Herkes ona "ünlü Lapith" der, İkson'un oğlu der ya da Zeus'un kanını taşıdığını iddia eder. Ama gerçek şudur evlat: O, büyük kralların ve Gökyüzü sakinlerinin oyun tahtasında bir piyon olmamaya çalışan, ama yine de o sistemin dişlileri arasında ezilen bir ruhtu.
Düğününde, yani en mutlu gününde, Kentaurlar ile Lapithler arasında çıkan o büyük kargaşayı düşün... Güçlüler, Peirithoos’un kendi karısı Hippodameia ile kurduğu yuvanın huzuruna tahammül edemeyip, vahşi tutkuları bir savaş bahanesi olarak kullandılar. O gün dökülen her damla kan, aslında 'hükmedenin' kendi çıkarları için başkalarının hayatını nasıl bir oyun sahasına çevirdiğinin acı bir resmiydi.
Peirithoos, Theseus ile olan dostluğuna sığındı. Sanırlar ki bu dostluk sadece kahramanlık serüvenleri içindir. Oysa bu, yalnızlığa karşı bir başkaldırıydı. Krallar, "büyük işler" peşinde koşarken, Peirithoos gibi isimler hep birilerinin peşinden giden gölgeler haline getirildi. Sistem, dostluğu bile kendi yüce amaçları için bir araç gibi kullandı.
Kadehimi neşeyle kaldırıp şuna kadehimi vururken şunu bil: Peirithoos, kendi yazgısının efendisi olmaya çalıştı ama ne zaman ki yerin altındaki o karanlık dünyaya, yani Güçlüler'in kibrinin sınırlarına uzandı, işte o zaman sistem onu tamamen yuttu. O, bir kahraman değil, kendi sınırlarını aşmaya çalışırken unutulan bir gezgindi.
Gerçek şu ki evlat; tarihi kazananlar değil, o kargaşanın içinde kendi sesini bulmaya çalışanlar yazar. Sen, büyük kralların parıltısına kanma; her destanın arkasında, aslında sessizce kendi hayatını yaşamak isteyen bir Peirithoos mutlaka vardır.