Gel bakalım ufaklık, şöyle ateşin yanına kıvrıl. Gözlerini kapat, birazdan anlatacaklarımın tozlu toprakları burnuna dolana kadar hayal etmeye başla. Bugün sana, hem bir rüzgar kadar çevik hem de bir o kadar hüzünlü o yiğitten, Parthenopaios’tan bahsedeceğim.
Onun hikayesi, vahşi ormanların kızı, avcıların en hızlısı Atalante ile başlar. Annesi öyle bir kadındı ki, bir geyiği koşu yarışında geçebilirdi! İnsanlar ona "Parthenos", yani "bakire" derlerdi; çünkü o kalbini ormanlara ve yayına adamıştı. İşte bu Parthenopaios, o görkemli kadının dünyasına doğdu. İsmi de buradan geliyor; "Bakirenin oğlu" diyorlar ona. Sanki gökyüzü sakinleri, onun ismini daha doğmadan kaderinin taşlarına kazımışlar.
Bir bilsen nasıl bir delikanlıydı... Thebai surlarının önüne geldiğinde, sanki bir tanrı heykeli yerinden kopup yürümeye başlamış sanırdınız. Omuzları geniş, bakışları ise bir şahininki kadar keskin ve berraktı. Yürüyüşünde, rüzgarı bile kendine hayran bırakan bir eda vardı. Elinde tuttuğu o yayı, sanki vücudunun bir parçası gibi kullanırdı. Öyle bir yiğitti ki, onu gören herkes "Bu çocuk, ölümlülerden değil, olsa olsa bir gökyüzü sakininin yeryüzündeki yansımasıdır" derdi.
Ama kader, bilirsin evlat, bazen çok acelecidir. Thebai’nin o yüksek, koca surlarının önünde güneş ışıldarken, Parthenopaios sadece bir savaşçı değil, bir şiirin en hüzünlü dizesi gibi parlıyordu. Herkes onun zaferle döneceğini, adının ozanların dilinde yüzyıllarca yaşayacağını sanıyordu. Ne yazık ki, savaşın soğuk nefesi gençliğin o parlak güneşini gölgelemekte gecikmedi.
Surların önünde, toprak ana onun yiğit bedenini kucakladığında, gökyüzü bile biraz kararır gibi oldu. Gençti, güzeldi ve en önemlisi, korkusuzdu. Bugün onun adını anarken, sadece bir savaşçıyı değil, aslında hiç solmayacak bir bahar çiçeğinin erkenden koparılışını hatırlarız.
Hadi, şimdi biraz susalım. Ateşin çıtırtısı bu kadim çocuğun hikayesini tamamlıyor. Bir yudum serin su iç de boğazın açılsın; daha anlatacak çok masalım, hatırlayacak çok hatıram var.
### Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak küçük yolcu, masallarda anlatılmayan, üzerine yaldızlı tozlar serpilmiş ama altı boş o kahramanlık hikayelerinden birini daha mı duymak istiyorsun? Yoksa gerçeklerin soğuk rüzgarını yüzünde hissetmeye hazır mısın? Gel, yanıma otur; şu kadehimdeki şarabın kokusu gibi buruk bir anıyı fısıldayayım sana, evlat.
Sana Parthenopaios’tan bahsedeceğim. Hikaye anlatıcıları onu anlatırken, sanki gökten inmiş bir güneş ışınıymış gibi betimlerler; uzun boylu, yakışıklı, kalkanı parlayan bir savaşçı... Onu Thebai’ye karşı yürüyen o kanlı seferin, o gururlu 'Yediler'in içine yerleştirirler. Ama gerçek, bir savaşçının kalkanındaki çizik kadar derindir.
Bu çocuk, Atalante ile Meleagros’un kanını taşıyordu. Adı, 'kız oğlan kız' anlamına gelen o kelimeden, parthenos'tan türetildi. Neden mi? Annesinin özgürlüğüne, kendi iradesine sahip çıkışına, bir erkeğin egemenliğine girmeyi reddedişine koca bir toplumun taktığı "ayıplı" bir etiketin nişanesiydi bu isim. Sistem, bir kadının tek başına ayakta durmasını hazmedemez; onu, çocuğunun ismiyle bile yaftalamaya çalışır.
Küçük gezgin, o ihtişamlı zırhın altında ne vardı sanıyorsun? Bir kahramanın yenilmezlik inancı mı? Hayır. O, kralların ve hırslı liderlerin, gençliği bir yakıt gibi ateşe attığı o büyük çarkın sadece bir parçasıydı. Parthenopaios, kendi kaderini seçtiğini sanırken, aslında büyüklerin, iktidar sahiplerinin oyun tahtasında bir piyondur; güzelliğiyle göz boyayan, ölümüyle ise sadece bir 'stratejik kayıp' olarak kayıtlara geçen bir figür.
Thebai surlarının önünde, o yiğit dedikleri beden toprağa düştüğünde, kimse onun annesinin acısını, o özgür ruhun kendi evladında kaybettiği geleceği sormadı. O, sadece bir zaferin veya mağlubiyetin istatistiği oldu. Güç sahipleri, başkalarının hayatlarını harcarken "kahramanlık" derler buna. Ben ise buna, bir çiçeğin güneşi göremeyecek kadar erken koparılması diyorum.
Görüyor musun evlat? Tarih, kazananların yazdığı bir yalanlar silsilesidir. Oysa gerçek, surların dibinde sahipsiz kalan o genç çocuğun huzurunda saklıdır. Şimdi git ve kendine sor: Bugün sana 'kahraman' diye yutturulanlar, aslında kimlerin hayallerini çiğniyor?