Bak evlat, şu şenlik ateşinin başına yaklaş da biraz soluklan. Gözlerindeki o merak pırıltısını görüyorum; tıpkı bir zamanlar benimle oturan o küçük kahramanlar gibi... Bugün sana, kaderin elini tutan, ipliğini büken o gizemli üç hanımefendiden, yani Parkalardan bahsedeceğim.
Hani şu gökyüzü sakinlerinin bile bazen çekinerek selam verdiği, ellerinde bitmek bilmeyen bir yün yumağı olan ablalarımız...
Eskiden, dünya daha çok gençken, Roma topraklarında sadece bir tane Parca olduğunu sanırdı insanlar. O tek başına doğan her bebeğin ilk nefesine, ilk çığlığına bakarmış. Ama sonra Yunanlıların o meşhur Moiralarıyla yolları kesişince, bizim işler biraz karışmış; yani daha doğrusu güzelleşmiş! Bir olmuşlar üç; olmuşlar kaderin dokumacıları.
Şimdi iyi dinle, çünkü bu üçlü, hayatımızın tam merkezinde oturur:
Birincisi, hani şu en genç görüneni; o, hayat ipliğini eğiren kızdır. Bir bebek dünyaya "merhaba" dediğinde, o çarkını çevirir ve yaşamın ipliğini bükmeye başlar. "Daha yeni başlıyoruz," der gibi bir gülümsemesi vardır.
İkincisi, o biraz daha vakur durur. Elindeki ipliği alır, dikkatlice ölçer biçer. Hani derler ya "herkesin bir nasibi var" diye; işte o nasibi, yani hayatın boyunu o belirler. Evlilikler, büyük yolculuklar, insanın ömrüne kattığı o tatlı anılar hep onun elinin altından geçer.
Üçüncüsü ise... Eh, biraz daha ciddi, biraz daha mesafeli. Gümüşten bir makası vardır ki, kimsede benzeri bulunmaz. Ne zaman ki iplik yeterince uzar, ne zaman ki vakit tamam olur; o makasın sesi bir tıkla duyulur. Korkutucu mu? Hayır, hayır evlat. Sadece her sonun, başka bir başlangıca yer açmak için olduğunu hatırlatan bilgece bir hareket o.
Roma şehrinin kalbinde, Forum denilen o büyük meydanda üç tane heykelleri vardır, hani "Tria Fata" derler. İnsanlar oradan geçerken selam verir, şapkalarını çıkarırlar. Çünkü bilirler ki, o üç hanımefendi olmasa, ne hikayelerimiz başlar ne de kahramanlıklarımıza bir son yazılır.
Şimdi sorarım sana; kendi ipliğinin rengini seçebilecek olsan, hangi renkten olsun isterdin? Benimki mi? Benimkisi şarabın kırmızısı ile zeytin ağacının gümüşü arasında gidip gelir... Ama unutma, ipliğin uzunluğu değil, o iplikle hangi düğümleri attığın önemlidir.
Hadi, ateş biraz daha harlansın, ben sana daha neler anlatacağım...
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda anlatılmayan, büyüklerin ise duymaktan korktuğu bir sır var... Yanıma otur, belki biraz neşe, biraz da hakikat damlatırım kadehimize.
Senin kaderini kimin yazdığını hiç düşündün mü, güzel yavrum?
İnsanlar, o kendilerini çok bilgili sanan krallar ve kraliçeler; her şeyin kendi ellerinde olduğunu, dünyayı onların fethettiğini sanırlar. Oysa tarih kitapları, kendilerini yüce gören o Agamemnonların, o koca göbekli yöneticilerin aslında birer kukla olduğunu yazmaz. Onlar, krallıklarının surları arkasında güvende olduklarını düşünürken, ipleri aslında kimin tuttuğunu bilmezler.
Şu meşhur Parcae kardeşlere bak... Romalılar onlara bakıp heykel yapmışlar, Forum’un ortasına dikmişler; biri doğumu müjdeler, diğeri evliliği kutsar, sonuncusu ise makasıyla ipliği kesermiş. Herkes onlara tapınır, korkuyla diz çöker. "Kaderimiz onların elinde," derler. Ama şu yaşlı Silenos'un kulağına eğil de dinle; o iplikler, aslında birilerinin iktidarını korumak için örüldü evlat.
Sistemin çarkları kusursuz dönsün, krallar tahtlarında rahat uyusun diye; doğan bebeğin kim olacağı, kiminle evleneceği ve en sonunda o soğuk sessizliğe ne zaman teslim olacağı, bu üç gizemli kadının parmakları arasına sıkıştırılmış. Onlar sadece kaderi örmüyorlar; onlar, büyüklerin düzenini bozacak olanları daha doğarken o makasla buduyorlar. Medousa'nın neden bir canavara dönüştürüldüğünü, Kassandra'nın neden gerçeği söylediği için delirdiğini sanıyorsun? Çünkü düzen, kendi dokusuna uymayan ipliği kesip atar.
Parcae, aslında sadece yaşamı yönetmiyorlar; onlar, başkaldırının yolunu daha en baştan kapatan o sinsi kuralın bekçileri. Bir kralın zaferi için binlerce gencin ipliği kesilirken, o üç kadının sessizliği, adaletsizliğin en büyük mührüdür.
Unutma, akıllı yavrum; insanlar "kader" dedikçe, aslında birilerinin kurduğu düzeni onaylıyorlar. Eğer bir gün o ipliklerin sana uymadığını fark edersen, bilin ki o makasın sesi, aslında senin özgürlüğün için atılan bir çığlıktır.
Şimdi git ve kendi ipliğini, kendi ellerinle bükeceğin o ormanı bul. Çünkü kralların yazdığı hikaye, sadece kendi egolarına sığan küçük bir yalandan ibarettir.