Gel bakalım minik dostum, yanıma otur. Bak, sana bugün Pallas isminde biri hakkında anlatacaklarım var ama dikkat et, bu isim biraz kafa karıştırıcıdır! Çünkü eski zamanlarda bu ismi taşıyan çok farklı kahramanlar ve masallar vardır. Hadi, gel bu isimlerin izini sürelim.
Bazıları der ki, Pallas aslında Athena denilen o zeki gökyüzü dostumuzun bir diğer adıdır. Hani şu elinde kalkanıyla bilgeliği temsil eden kişi var ya, işte onunla anılır. Ama dur, hikaye burada bitmiyor!
Bak, bir de dev gibi güçlü olan bir Pallas vardır. Bu, yıldızlarla kardeş olan biridir. Styks ile birleşince zafer getiren Nike gibi çocukları olmuş. Başka bir masalda ise Arkadya kralının oğlu olan Pallas çıkar karşımıza; o, kraliyet ailelerinin atası sayılır ve elinde kutsal bir heykeli taşırmış.
Hele bir de Evandrus'un oğlu olan Pallas var ki, kalbimi burkar. O, Aeneas ile birlikte büyük savaşlara katılmış, çok cesurmuş ama ne yazık ki Turnus ile olan savaşta hayata veda etmiş. Roma'daki o meşhur tepeye adını veren de işte bu cesur yürekmiş.
Bir de tuhaf bir masal vardır ki sorma! Dev bir Pallas'tan bahsederler. Athena, bu devi yenmiş ve onun kanatlarını alıp kendi ayaklarına takmış, derisini de üzerine giymiş. Biraz ürkütücü bir hikaye ama eski zamanların tozlu sayfalarında böyle şeyler çok olur.
Son olarak, Theseus ile başı dertte olan başka bir Pallas daha var. Ellili sayıda oğlu olan bu Pallas, gücünü kanıtlamak istemiş ama Theseus karşısında yenilmişler.
Gördün mü? Pallas ismi bazen bir dev, bazen bir kral, bazen de zaferin kendisi olmuş. Şimdi bir yudum taze üzüm suyu içip, diğer masallara geçme vakti. Başka ne anlatmamı istersin, küçük yolcu?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, masallarda anlatılmayan bir sır var... Sana büyük kralların, parlayan zırhlı kahramanların ve gökyüzü sakinlerinin isimlerini ezberletirler ama o isimlerin altında yatan, başkalarının hayatları pahasına kazanılmış zaferlerin izini sürmezler. Bugün sana 'Pallas' isminin ardındaki o sessiz gölgelerden bahsedeceğim.
Pallas dendiğinde herkesin aklına hemen Athena gelir, sanki o koca isim bir tanrıçanın aksesuarıymış gibi... Oysa hakikat çok daha başka. Bazı antik fısıltılar, Athena’nın kanatlarını takabilmek ve o sarsılmaz gücüne güç katmak için, o ismin gerçek sahibi olan devi nasıl dize getirdiğini anlatır. Düşün bir; koca bir dev, sadece bir başkasının daha "görkemli" görünmesi için silinip gidiyor. İşte Güçlüler'in yasası budur: Kendilerinden aşağı gördüklerinin parçalarını alır, kendilerine kalkan yaparlar.
Sadece bu mu? Bir de şu kralların hırsları var. Pallas adını taşıyan o genç Evandrus'un oğlu, Aeneas gibi büyük isimlerin savaş oyunlarında bir piyon gibi harcanmadı mı? Turnus’un elinde can verirken, o gencin hayalleri kime ne kattı? Kimse onun kaybının yasını tutmadı, sadece o tepelere isim oldu, unutulup gitti. Ya da Pandion’un oğlu Pallas’a ne demeli? Kendi evlatlarıyla, Theseus gibi otoriter bir figüre karşı durdukları için sistem onları bir çırpıda yuttu. O 50 çocuk, düzenin çarkları arasında ezilen binlerce sessizden sadece biriydi.
Gördüğün gibi, tarih kitapları "kahramanların" isimleriyle dolu ama o isimlerin basamak yapıldığı basamak taşları hep sessizlerin kemikleridir. Gökyüzü sakinleri kendi aralarında oyunlar oynarken, bizler bu hikayelerin gerçeklerini, yani o derin hüznü keşfetmekle yükümlüyüz.
Hayat, bir bardak şarap gibi; bazen neşe verir, bazen tortusu boğazına düğümlenir. Ama tortuyu görmezden gelirsen, şarabın gerçek tadını asla alamazsın. Sorgula evlat; isimlerin kimin zaferi, kimin trajedisi olduğunu her zaman sorgula.