Gel bakalım evlat, şöyle ateşin kenarına iliş. Hah, şöyle... Ayaklarını uzat, belki zihnindeki yorgunluk da bu ılık esintiyle birlikte çekip gider. Bugün sana altın parıltılı suların, kederli bir tanrının ve yeryüzünün en zengin dere yatağının hikayesini anlatayım.
Lydia topraklarında, güneşin altında ışıl ışıl parlayan bir nehir vardır: Paktolos. Şimdilerde herkes ona bakar, içindeki altın kırıntılarını gördüğünde gözleri kamaşır ama pek azı bu suyun nasıl olup da o hale geldiğini bilir. Paktolos, aslında sadece bir nehir değil, vaktiyle Zeus’un soyundan gelmiş, Pelops’un dedesi olacak kadar soylu bir gökyüzü sakiniydi. Kendi adıyla anılan o dereye hükmeder, kıvrıla kıvrıla akan sularına fısıldardı.
Gel gör ki, tanrıların hayatı bazen fırtınalı bir deniz gibidir; bazen dingin, bazen de içinden çıkılmaz bir karmaşa. O vakitler Aphrodite, o güzeller güzeli aşk tanrıçası, kendi gizli törenlerini düzenlerdi. Paktolos, o şenliklerin coşkusuyla mı, yoksa bir anlık unutkanlıkla mı bilinmez, ağır bir hataya düştü. Kendi kız kardeşine karşı büyük bir kusur işledi. Bak evlat, bazı hatalar vardır ki, insanı ya da tanrıyı, içindeki pişmanlık ateşiyle öyle bir kavurur ki, artık eski sen olamazsın.
Utanç, en ağır zırhtan daha ağırdır. Paktolos, o vicdan yükünü taşıyamayacağını anladığında, soluğu kendi sularının başında aldı. O gün, sularına "Khrysorrhoas" derlerdi; yani "Altın Akışlı". Paktolos kendini o derin, serin sulara bıraktı. Kimi der ki, utancından eriyip suya karıştı; kimi der ki, tanrılar onun pişmanlığını gördü de bu akan suları sonsuza dek parlayan bir hazineye dönüştürdü.
İşte o günden sonra, o dereye artık Paktolos demeye başladılar. O günden beri nehrin yatağı, sanki bir günahın kefareti gibi, altına bulanmış şekilde akar durur. Bak, bu hikaye sana şunu öğretsin: Ne kadar zengin, ne kadar soylu olursan ol, yaptığın hatalar bir gün döner, senin adınla anılan nehirlerde akmaya başlar.
Hadi şimdi, şu kupandaki serin içecekten bir yudum al da gözlerini kapa. Bakarsın rüyanda o altın nehrin kıyısında yürür, günün ilk ışıklarının sulara vurduğu o pırıltıyı görürsün. Ne de olsa, dünyada anlatılacak daha çok masal, çözülecek daha çok sır var.
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak evlat, solgun ayın altında dinlenirken kulağına eğilip sana masallarda anlatılmayan o gizli gerçeği fısıldamam gerek... Hani şu kralların, tanrıların altın yaldızlı zırhlarıyla övündükleri, herkesin parıltısına kapılıp gerçekte ne olduğunu görmezden geldiği hikayeler vardır ya? İşte Paktolos’un hikayesi tam da böyle bir yanılsamadır.
Lydia’da, o kadim topraklarda akan Paktolos, aslında sadece bir nehir tanrısı değildi. İnsanlar ona baktığında sadece zenginlik gördü; zira suları her zaman altın kumlarla parıldardı. Ama evladım, o ışıltının altında ne kadar büyük bir utancın yattığını kimse söylemek istemez. Tanrılar ve kudretli figürler, kendi hırslarını her zaman yüce bir amaç gibi yutturmaya bayılırlar. Oysa bir sarayın kapalı kapıları ardında, rızası olmayan bir kadının feryadı, o altınların parıltısında boğulmuştur.
Paktolos, bir anlık nefsinin ve elindeki gücün kör ettiği bir figürdü. Kendi kız kardeşine karşı işlediği o ağır suç, evrenin sessizliğinde bir çığlık gibi yankılandı. Güç sahibi olanların hataları hep böyle "kader" veya "ilahi bir tutku" kılıfına sokulur. Oysa gerçek, sadece bir kadının harcanmış hayatı ve bir erkeğin kendi vicdanından kaçarken nehirlere sığınmasıdır.
O, Khrysorrhoas yani "Altın Akan" diye anılırdı. Kendi suçunun ağırlığı altında ezilip nehre atladığında, insanların gözünde o su artık kutsaldı. İnsanoğlu öyledir yavrum; bir dereye altın bırakan bir günahkarı, tanrı ilan etmekten çekinmez. Kendi çıkarları için o kötülüğü görmezden gelir, hatta o günahın üzerine yeminler ederler.
Şimdi bir düşün; bir nehir neden altın taşır? Belki de o sular, insanlığın açgözlülüğünü ve kralların işlediği suçları örtmek için tanrıların ona bahşettiği bir rüşvettir. Ben ise elimdeki kupada azıcık şarabımla o nehrin kıyısına oturduğumda, altınlara değil, o suların altında hala huzur bulamamış ruhların sessizliğine bakarım.
Güce tapanlar altına bakıp zenginleştiğini sanır, ama bizler... Bizler, gerçeğin peşindekiler, o suyun aslında hangi gözyaşlarından beslendiğini iyi biliriz. Unutma evlat; parlak olan her şey, arkasında mutlaka karanlık bir hikaye saklar.