Oturun bakalım, şöyle ateşin yakınına kıvrılın. Bak, gökyüzü sakinleri nasıl da göz kırpıyor tepemizden! Bugün size, ayaklarımızın altında uzanan toprakların ve gökyüzü yollarının haritasını anlatayım. Ama unutmayın, her tepe, her ırmak sadece bir isimden ibaret değildir; her birinin kendine has bir şarkısı, bir saklı hikayesi vardır.
Şu bizim toprakları düşünün... Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çevirdiği, zavallı kralın kendi hırsından kurtulmak için yıkandığı o ırmak var ya, Paktolos! Onun sularında hala bir parıltı görürseniz şaşırmayın. Ya da verimli Pamphylia’ya bakın, Apollon’un ışığının Side’nin üzerine nasıl da özenle serildiğini bir görebilseniz... Karadeniz’in o hırçın sularına, Phasis Irmağı’na giden Argonaut’ların yürekliliğini kim unutabilir?
Daha ötelere, koca Roma’nın kurulduğu o Palatinus tepesine kulak verin. Orada Aineias’ın, Evandrus’un ayak izleri var; o zamanlar oraya henüz Roma demezler, Pallantea derlerdi. Hikayeler, koca bir nakış gibidir çocuklar. Pelion Dağı’na çıktığınızı hayal edin; hani şu bilge Kheiron’un, Akhilleus’u yetiştirdiği, her adımda tarihin tozunu attırdığı yer. Sonra güneyin güneşli kıyılarına, Paphos’a inin; orada Kinyras’ın rüyaları ve Pygmalion’un taşa can veren ellerinin izi bulunur.
Bazen bir dağın tepesi, mesela Parnassos, size dünyayı yukarıdan izletir. Orada Apollon’un sesi, Python’un mağrur yenilgisiyle birleşir. Ya da Phrygia’nın sonsuz ovalarında, Kybele’nin rüzgarı esmeye devam eder. Biliyorum, merak ediyorsunuz; Bergama’da, o Pergamon kalesinde neler oldu da Gigant’lar yeryüzünü sarsacak kadar cesaret buldu? İşte bunlar hep büyük yazgının parçaları.
Dünya geniş, uçsuz bucaksız bir macera bahçesi gibidir. Bir bakarsınız Phaiak’ların limanında, Odysseus’un ağzından çıkan bir destanla büyülenmişsiniz; bir bakarsınız, Patara’da Apollon’un kehanet rüzgarları saçlarınızı okşuyor. İnsan bazen biraz yorulur, başını yaslayacak bir gölge arar; tıpkı Efes’teki Pion Dağı’nda (onlar artık Panayırdağ diyor, alışırsınız) uykularına dalan o gençlerin huzur arayışı gibi.
Sakın unutmayın; bir yere "burası sadece bir yer" deyip geçmeyin. Her taşın altında bir hikaye, her ırmağın kıvrımında bir tanrıça nefesi gizlidir. Siz şimdi biraz daha büyüyün, belki o Peneus Irmağı’nın kıyısında Daphne’nin kaçışına, ya da Phokaia’nın deniz kokan sokaklarında Kybele’nin bereketine kendi gözlerinizle şahitlik edersiniz.
Hadi bakalım, şarabımdan bir yudum alayım da, hafızam tazelensin. Belki bir dahaki gelişinizde, bu toprakların daha da derinlerini, o gizemli yer altı yollarını anlatırım size... Ne dersiniz, uykunuz kaçtı mı yoksa?
Silenos'un Bildiği Gizli Gerçekler
Bak minik yolcu, masallarda sana anlatılan o parıltılı haritaların arkasında, kralların mürekkebiyle gizlenmiş başka bir dünya var. Kulak ver, zira bu gerçekler ne altın tahtlara sığar ne de tarih kitaplarının o soğuk sayfalarına. Gel, seninle bir tozlu yolculuğa çıkalım.
Paktolos ırmağının neden altın aktığını sanırsın? Krallar, Midas’ın açgözlülüğünü bir "yetenek" gibi anlatır; oysa o ırmak, hırsın doğayı nasıl yuttuğunun ve insanın her dokunduğunu nasıl çürüttüğünün hüzünlü akışıdır. Peloponessos dedikleri o koca ada, sadece savaşçıların zaferleriyle anılır ama orada Melampus gibi, acı çekenin dilinden anlayanların sessiz çığlıkları tarihin toprakları altında ezilmiştir.
Ah benim güzel evladım, görkemli dedikleri Parthenon’un gölgesinde, kralların emriyle kimlerin unutulduğunu bir bilsen... Akhilleus, o meşhur kahraman, Phthia’da kendi hırsıyla parlıyordu ama onun kılıcının gölgesinde kaç masum ömür söndü, bunu kimse söylemez. Hep bir "büyük adam" hikayesi anlatılır; oysa ben Andromakhe’nin Plakos dağındaki sessiz yasında, o meşhur savaşçıların ne kadar küçük olduğunu gördüm.
Bir yudum neşeli şarabımı yudumlarken şunu hatırla: Phrygia topraklarında Marsyas, bir tanrının kıskançlığına kurban gittiğinde, sistem sadece kendi üstünlüğünü korumaya çalışıyordu. Oysa sanat, otoriteyi değil, özgür nefesi sever. Argonaut'lar Phasis’e gittiklerinde kendilerine "kaşif" dediler ama asıl niyetleri, oranın bereketini kendi mülklerine katmaktı. Phaiak'lar, Odysseus’u misafir ederken o misafirperverliğin ardında sistemin nasıl çarklarını çevirdiğini fark ettin mi?
Bak güzel kardeşim, Parnassos'un doruklarında veya Pergamon’un yıkıntılarında yürürken şunu unutma: Tarih, sadece kazananların değil, o büyük gürültünün arasında susturulanların da hafızasıdır. Amazonlar Pitane’de özgürlüklerini savunduğunda, onlara "vahşi" diyenler aslında kendi korkaklıklarını gizleyen krallardı.
Dünya, birilerinin üzerine bastığı tepelerden (Palatinus gibi) değil, o tepenin eteklerinde omuz omuza yaşamaya çalışanların nefesinden ibarettir. Kralların isimleri taşlara yazılır, ama o taşları yontanların isimleri rüzgarda kaybolur. Sen sakın o gürültülü zafer nidalarına kanma, olur mu? Gerçek, çoğu zaman sessizliğin içindedir.
Şimdi uyu ve hatırla; en büyük bilgelik, bir kralın emrine "neden?" diye sorabildiğin o ilk andır. İşte o an, özgürlüğün başladığı yerdir.