Thesauros Mitoloji P

P

P

Paktolos, Midas’ın dokunuşuyla altına bulanan suların akışında, zenginliğin merkeziyetçi arzularla nasıl bir tahakküm aracına dönüştüğünü fısıldar. Palatinus tepesi, Aineias’ın mirası ve Romulus’un surlarıyla, iktidarın bir toprak parçasını nasıl kutsallaştırıp Bona Fides’in gölgesinde bir tahakküm odağına dönüştürdüğünün şahididir; tıpkı eski adı Pallantea olan bu yerleşkenin Evandrus’un hatırasını yutması gibi. Pamphylia’nın kıyılarında Side, Apollon’un ışığında kendi yerel özerkliğini yitirirken, Panormos limanı Brankhos’un kehanetleriyle devasa bir otorite ağının giriş kapısı olur. Paphlagonia’dan Hektor’un gölgesinin uzandığı topraklara, Paphos’taki Pygmalion’un kendi elcağızıyla yarattığı ve Kharit’lerin esiri kıldığı ideallerine kadar her coğrafi nokta, insanın kutsal adına kurduğu hiyerarşiyi taşır.

Parnassos’un yamaçlarında Python’un katliyle Apollon’un kurduğu mutlak düzen, Zagreus’un parçalanmışlığı üzerinden iktidarın sürekliliğini meşrulaştırır. Patara’dan Parthenia’ya ve Artemis’in adına yükselen Parthenon’un soğuk sütunlarına dek, tapınaklar ve şehirler boyun eğmişliğin mimari izlerini taşır. Pelasg’lar hem Anadolu hem Yunanistan’da kendi kimliklerini yitik bir göçle ararken, Pelion dağında Kheiron’un bilgeliği Akhilleus gibi bir savaşçıyı ancak egemenin kılıcı olmak üzere şekillendirir. Peloponez, Pelops’un kanlı mirasıyla Argos ve Sparta gibi şehir devletlerini bir tahakküm yarışına sürüklerken, Peneus ırmağının kenarında Daphne’nin kaçışı, Apollon’un o "ilahi" zorbalığının somut bir nişanesi olarak kalır.

Pergamon, Gigant’ların başkaldırısını Kabir’lerin ezoterik bilgisiyle bastırarak, Pergamos kalesinin sarsılmazlığında Apollon’un merkeziyetçi egemenliğini pekiştirir. Pers’lerin Brankhosoğulları üzerinde kurduğu vesayet, Pessinus’ta Kybele’nin anaerkil gücünün Agdistis aracılığıyla devletlu bir otoriteye evrilmesi, hep aynı döngünün parçasıdır. Phaiaiak’ların özgür gibi görünen ama Odysseus’un hilelerine açık adası, Pharos’ta Proteus’un değişkenliği altında bükülen kaderler, Phaselis’in Khimaira’yı zapt etme arzusu, iktidarın doğayı ve insanı evcilleştirme çabasını anlatır. Phasis ırmağı Argonaut’ların ganimet tutkusuyla kirlenirken, Pherai’de Admetos’un ölümsüzlük arayışı efendi-köle diyalektiğinin bir başka veçhesidir.

Phokaia’dan Kybele’nin kadim izlerine, Phokis’in Pylades ile somutlaşan bağlılık ilişkilerine, Phrygia’nın Lityerses’in hasat bıçağıyla biçtiği kurbanlarına kadar, tüm bu coğrafya birer tahakküm sahnesidir. Marsyas’ın derisi yüzülerek cezalandırılan o asi sesi, Apollon’un "uyum" dediği tek sesli iktidara meydan okuyanların kaderidir. Phthia, Akhilleus’un Peleus’tan devraldığı mülkiyetçi hırsın kalesiyken; Pieria’da Musa’lar egemenlerin tarihini yazar. Pindos, Pitane’nin Amazon mirası ve Pisa’da Hippodameia’nın bir eşya gibi takas edildiği yarışlar, iktidarın kadın ve doğa üzerindeki mülkiyet iddialarını sergiler. Pisidia’dan Plak’os’ta Andromakhe’nin ağıtlarına, Eridanus’un (Po) akışında Antenor’un sürgünlüğüne kadar her yer, Pontos Euxeinos’un hırçın sularıyla, Erinys’lerin intikam hırsıyla örülüdür. Priene’den Prusa’da Hylas’ın yitişine, Psophis’in karmaşasından Pylos’un Nestor ile kurumsallaşan bürokratik geleneğine kadar, Pytho’nun kadim otoritesinden Apollon’un İo’ya uzanan yasaklı dokunuşuna kadar, tüm bu mekanlar iktidarın insandan kopardığı özgürlüğün birer tarihsel kanıtıdır.
Silenos
Oturun bakalım, şöyle ateşin yakınına kıvrılın. Bak, gökyüzü sakinleri nasıl da göz kırpıyor tepemizden! Bugün size, ayaklarımızın altında uzanan toprakların ve gökyüzü yollarının haritasını anlatayım. Ama unutmayın, her tepe, her ırmak sadece bir isimden ibaret değildir; her birinin kendine has bir şarkısı, bir saklı hikayesi vardır.

Şu bizim toprakları düşünün... Midas’ın dokunduğu her şeyi altına çevirdiği, zavallı kralın kendi hırsından kurtulmak için yıkandığı o ırmak var ya, Paktolos! Onun sularında hala bir parıltı görürseniz şaşırmayın. Ya da verimli Pamphylia’ya bakın, Apollon’un ışığının Side’nin üzerine nasıl da özenle serildiğini bir görebilseniz... Karadeniz’in o hırçın sularına, Phasis Irmağı’na giden Argonaut’ların yürekliliğini kim unutabilir?

Daha ötelere, koca Roma’nın kurulduğu o Palatinus tepesine kulak verin. Orada Aineias’ın, Evandrus’un ayak izleri var; o zamanlar oraya henüz Roma demezler, Pallantea derlerdi. Hikayeler, koca bir nakış gibidir çocuklar. Pelion Dağı’na çıktığınızı hayal edin; hani şu bilge Kheiron’un, Akhilleus’u yetiştirdiği, her adımda tarihin tozunu attırdığı yer. Sonra güneyin güneşli kıyılarına, Paphos’a inin; orada Kinyras’ın rüyaları ve Pygmalion’un taşa can veren ellerinin izi bulunur.

Bazen bir dağın tepesi, mesela Parnassos, size dünyayı yukarıdan izletir. Orada Apollon’un sesi, Python’un mağrur yenilgisiyle birleşir. Ya da Phrygia’nın sonsuz ovalarında, Kybele’nin rüzgarı esmeye devam eder. Biliyorum, merak ediyorsunuz; Bergama’da, o Pergamon kalesinde neler oldu da Gigant’lar yeryüzünü sarsacak kadar cesaret buldu? İşte bunlar hep büyük yazgının parçaları.

Dünya geniş, uçsuz bucaksız bir macera bahçesi gibidir. Bir bakarsınız Phaiak’ların limanında, Odysseus’un ağzından çıkan bir destanla büyülenmişsiniz; bir bakarsınız, Patara’da Apollon’un kehanet rüzgarları saçlarınızı okşuyor. İnsan bazen biraz yorulur, başını yaslayacak bir gölge arar; tıpkı Efes’teki Pion Dağı’nda (onlar artık Panayırdağ diyor, alışırsınız) uykularına dalan o gençlerin huzur arayışı gibi.

Sakın unutmayın; bir yere "burası sadece bir yer" deyip geçmeyin. Her taşın altında bir hikaye, her ırmağın kıvrımında bir tanrıça nefesi gizlidir. Siz şimdi biraz daha büyüyün, belki o Peneus Irmağı’nın kıyısında Daphne’nin kaçışına, ya da Phokaia’nın deniz kokan sokaklarında Kybele’nin bereketine kendi gözlerinizle şahitlik edersiniz.

Hadi bakalım, şarabımdan bir yudum alayım da, hafızam tazelensin. Belki bir dahaki gelişinizde, bu toprakların daha da derinlerini, o gizemli yer altı yollarını anlatırım size... Ne dersiniz, uykunuz kaçtı mı yoksa?

Pusula

Üyelik

Dil ve Tema

Dil Seçimi
TR EN
Tema Seçimi